| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 56 |
| Tarih: | 04.02.2026 |
YASİN ÖZTÜRK (Denizli) - Değerli milletvekilleri, önümüze getirilen bu teklif adında "trafik güvenliği" ifadesini taşıyor ancak içeriğine baktığımızda devletin eğiten, koruyan ve yol gösteren yüzünü değil, ceza sopasıyla toplumu hizaya sokmayı hedefleyen bir tahsilat anlayışının teklifin tamamına hâkim olduğunu açıkça görüyoruz.
Öncelikle şunu net bir şekilde ifade etmek istiyorum: Bu metin, can güvenliğini önceleyen bir düzenleme değildir; aksine, vatandaşın cebini, temel hukuk güvencelerini ve itiraz hakkını hedef alan sistematik bir cezalandırma paketidir. AK PARTİ'si iktidarı ne yazık ki yine bildik yöntemlerle hareket etmektedir; "Sorunu çözüyoruz." diyerek her soruna ceza, her ihtilafa para, her yetkiliye tahsilat gözüyle bakmaktadır. Bu anlayışla devlet rehberlik eden, denge kuran, adalet dağıtan bir yapı olmaktan çıkmış, gelir üreten bir cezalandırma aygıtına dönüştürülmüştür. Bugün bu iktidarın zihniyetiyle yollar güvenliğin sağlandığı kamusal alanlar değil, birer gelir kalemi olarak görülmektedir. Trafik, düzenin kurulduğu bir alan değil, kasanın doldurulduğu bir alana indirgenmiştir. Vatandaş ise korunması gereken bir özne değil, sürekli denetlenmesi, sürekli cezalandırılması gereken potansiyel bir suçlu olarak görülmektedir. Oysa korkuyla düzen kurulmaz, korkuyla kurulan hiçbir sistem kalıcı kalmaz. Güvenlik eğitimle sağlanır, şeffaflıkla güçlenir, adalet duygusuyla kök salar. Siz ise güvenliği değil, itaati esas alıyorsunuz; hukuku değil, tahsilatı merkeze koyuyorsunuz.
Değerli milletvekilleri, bu teklif 36 maddedir ama hiçbir maddesinde eğitim yoktur, bilinçlendirme yoktur, okul önlerinde güvenliği güçlendiren bir yaklaşım yoktur, yayaları merkeze alan bir anlayış yoktur, genç sürücülere yönelik önleyici politikalar yoktur, yerel yönetimlerle iş birliği yoktur ama her sayfasında aynı refleks vardır; geri alma, men, tahsilat. Bu bir trafik reformu değildir, bu metin devletin vatandaşına hangi gözle baktığını gösteren bir zihniyetin belgesidir. Devlet, baba olmaktan çıkmış, vatandaşıyla arasına mesafe koyan, icra memuru refleksiyle hareket eden bir yapıya dönüşmüştür. Bu ceza ve yaptırım odaklı yaklaşımın sahada yansıdığı ağır tabloda hafriyat ve altyapı esnafı da ciddi bir biçimde etkilenmektedir. Bu insanlar masa başında değil, şantiyelerde çalışmaktadır. Kimisi ömrünü bu ülkenin yollarına, kanallarına, altyapısına vermiştir, kimisi yazın kavurucu sıcağında, kışın çamurun içinde alın teriyle ayakta kalmıştır. Üretimin en ağır yükünü omuzlayan bir kesim, bugün görmezden gelinen bir belirsizliğin içine itilmiştir. Devletin akaryakıt tüketimini kayıt altına alma ihtiyacını elbette anlıyoruz. Vergi kaybını önlemek, kayıt dışılıkla mücadele etmek ve kamu gelirlerini korumak kamunun asli görevidir. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik şartlar düşünüldüğünde disiplin, denetim ve şeffaflık ihtiyacı tartışmasızdır ancak doğru bir amaç yanlış bir yöntemle hayata geçirildiğinde sadece devlet zarar görmez, üretimin de damarları kesilir.
Bugün sahada yaşanan tablo son derece vahimdir. Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi kapsamında cihaz taktırma zorunluluğunun iş makinalarını kapsayıp kapsamadığı mevzuatta açık ve net bir şekilde tanımlanmamıştır. Bu nedenle esnaf ciddi bir belirsizlikle karşı karşıya bırakılmıştır. Bu bilgi boşluğu, yapılan akaryakıt alımlarına ait fatura ve fişleri gider olarak kullanılmamasına yol açmaktadır, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler için ağır bir mali yük oluşturmaktadır. Daha da vahimi, hangi araçların zorunluluk kapsamında olduğu ve yaptırımların sınırları konusunda hâlâ netlik yoktur. Sorunun kaynağı, teknik yetersizlikler değil; sahayı dinlemeyen, etkilenen kesimlerle istişareyi dışlayan bir yaklaşımdır. Oysa çözüm son derece basittir, iş makinesi sahiplerine ve yetkili firma temsilcilerine çipli yakıt kartı verilmelidir. Bu kart sistemde tanımlanmalı, bidon ve varil gibi sabit tank üzerinden yapılan akaryakıt alımları kayıt altına alınarak yasal hâle getirilmelidir. Böylece devlet denetimini etkin bir şekilde sağlar, esnaf faaliyetini sürdürebilir, üretim de sekteye uğramaz çünkü bir ülke ya üretimini destekler ya da mağdur eder, üçüncü bir yolu yoktur. Altını özellikle çiziyorum, bu mesele sadece teknik bir sorun değildir aynı zamanda iletişim ve istişare meselesidir. Etkilenen sektörlerle konuşulmadan alınan her karar sahada duvara toslamaktadır. Bu nedenle, Gelir İdaresi Başkanlığı başta olmak üzere bütün ilgili kurumları, iş makinesi sahipleriyle, sektör temsilcileriyle ve esnaf...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım.
YASİN ÖZTÜRK (Devamla) - ...odalarıyla acilen masaya oturmaya davet ediyorum. Çözüm mümkündür, yeter ki sahayı dinleyelim, emeği görmezden gelmeyelim, denetim ile üretim arasındaki dengeyi kaybetmeyelim. Güçlü devlet, vatandaşını cezalarla değil bilinçle, korkuyla değil güvenle yöneten devlettir. Trafik güvenliği istiyorsanız önce adaleti, ölçüyü ve eşitliği tesis eden bir yapı kurmanız gerekir diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)