| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 56 |
| Tarih: | 04.02.2026 |
İBRAHİM AKIN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Trafik Kanunu'yla ilgili 20'nci madde üzerine DEM PARTİ adına söz almış bulunmaktayım.
Ancak konuşmama geçmeden önce, 3'üncü yılına girmekte olduğumuz depremin yıl dönümünde, yarından itibaren Eş Başkanlarımız ve heyetimizle beraber deprem bölgesinde olarak halkımızla buluşmaya çalışacağız. Gerçekleri bir kez daha orada birleşerek, yan yana gelerek değerlendireceğiz. Meclis kürsüsünde yaşayarak ya da söyleyerek gerçeklerin öyle olmadığını bir kez daha somut olarak orada göreceğiz. Dolayısıyla ben bu vesileyle, depremin 3'üncü yılında kaybettiğimiz bütün canlara ve yakınlarına başsağlığı diliyorum ve sabırlar diliyorum. Umuyor ve istiyoruz ki bir daha böyle gerçekler yaşanmasın diye ifade etmek isterim.
Evet, yani konuştuğumuz konu gerçekten çok ilginç. Aslına bakarsanız, haftalardır süren bu yasa teklifiyle bir anda geri çekilecekmiş duygusunu yaşadığımız gerçekliğiyle karşı karşıyayız çünkü iktidar partisi sanıyorum bu yasa teklifine çok da fazla sahip çıkmak istemiyor. Yasa teklifinin bütününe baktığımızda muhalefetin bütün itirazlarının görülmediği ama gerçek anlamda da sindirilmeye çalışıldığı bir durum yaşanıyor.
Zira, örneğin 20'nci maddede -biraz önce arkadaşımız söyledi- gerçekten çok komik bir durum var. Motorlu taşıtlarla ilgili kısmının içerisinde örneğin motorlu bisikletle herhangi bir şekilde bir vatandaş ön tekerini kaldırıp arka teker üzerinde durduğu zaman cezası 46 bin lira; ya İnsaf gerçekten ya! Siz suçlamaktan ve cezalandırmak da başka bir şey bilmiyor musunuz? Asgari ücretin 28 bin lira olduğu bir vatandaşın çocuğunun bir anda bir hareketiyle 46 bin lira ceza alacağını düşünebiliyor musunuz? Böyle bir durum, böyle bir cezalandırma olabilir mi? Bu cezalandırma sistemiyle siz caydırıcılık yapabilir misiniz? Niyetiniz çok açık bir şekilde bu maddede görülüyor ki aslına bakarsanız trafikte gerçek anlamda insanların, yurttaşların güvenini sağlamak gibi derdiniz yok, para toplamak gibi derdiniz olduğunu bu madde çok açık gösteriyor; böyle bir şey olamaz, böyle bir söz de olamaz. Umuyorum, istiyorum, bir an önce bu yasa teklifinin bu maddesi geri çekilir. Gerçekten bu çok saçma bir durum. Gerçekten bunun uygulanması da mümkün gibi gözükmüyor.
Ben başka bir konuya değineceğim. Aslında ülkemizde bu kadar adaletsiz yasama yönteminin getirdiği sistem içerisinde yurttaşlarımız gerçek anlamda artık hukuka, adalete, Meclis kararlarına güvenmiyor ve inanmıyor. Mesele bir toplumsal mesele ama bireyselleştirerek yapmaya çalışıyorsunuz. Bu ülkede bir imzayla, örneğin Milas'ta 7 tane köyü ortadan kaldıracak 679 parsele siz el koydunuz, kamulaştırdınız. Böyle bir hukuk sistemi içerisinde, böyle bir anlayış içerisinde, böyle bir yönetim içerisinde kimse adalete güvenemez, mevcut sisteme güvenemez. Bu sistem aslında fiilen çökmüştür. Bu yöntemle, Meclisi tasfiye ederek, her şeyi Cumhurbaşkanına bağlayarak zaten hayatı yürütmeniz mümkün değil. Yürütemediğinizi her fırsatta, her maddede zaten gösteriyorsunuz; bu maddenin de içeriği budur.
Başka bir durum var: Örneğin, ülkenin dört bir tarafında işçiler mücadele ediyorlar, haklarını savunmaya çalışıyorlar. Migros işçileri yüzde 28 artış talebi karşısında, daha farklı talepler karşısında her tarafta direnişteler ama polisler işçileri engellemeye, gözaltına almaya, tutuklamaya çalışıyorlar, patron da istediğini yapmaya çalışıyor; böyle bir hukuk sistemi olabilir mi? Patronun bütün hukuksuzluğu karşısında patrona bir şey denilmiyor. Onun askeri olmuş bir polis sistemi, asker sistemi var ama işçiler her gün sopalanıyor. Keza bugün yine bir telefon aldım, bize bildirdiler; şu anda Sivas Divriği'de insanlar, işçiler direnişteler. Oradaki maden şirketi bu konuda ciddi bir haksızlık yapıyor. İnsanlar önümüzdeki hafta buraya, Meclise gelecekler ve haklarını burada aramaya çalışacaklar. Keza, yine şu anda ilimde yani İzmir'de Conta işçileri de aynı durumdalar, dört yüz gündür direnişteler ve haklarını aramaya çalışıyorlar. Patron ne yapıyor? İş yerine barikat kuruyor "Bu fabrikadaki çalışmaları durdurdum." diyor, başka bir yere aktarıyor ve işçiler ortada kalıyor. Ya, ne olur, böyle bir durum olamaz. Bu mevcut koşullarda; emeğin, hakkın, hukukun savunulmadığı bir sistem içerisinde sadece gücü yetenin gücü yetene hüküm kurduğu bir iş sürdürülemez. Bu ülkede artık insanlar isyan ediyorlar ve öfkeleri artık sokağa taşmış durumda. Bunun karşısında, devletin sadece polis zoruyla yapacağı bir önlemle bu meselenin çözülebilmesi mümkün değildir. O nedenle, Türkiye'nin dört bir tarafında güvencesiz olarak çalışanları, hak için mücadele edenleri, sendika hakkını yerine getirdiği için sokağa atılanları, devlet onları korumak yerine sermayenin temsilcisi gibi davranmamalı. Bunun gerçek anlamda adaletsizliği sürdürdüğünü, adaletsizliği sürekli teşvik ettiğini görmeniz ve kabul etmeniz gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım.
İBRAHİM AKIN (Devamla) - Aksi takdirde bu ülkedeki huzuru, güveni, toplumsal barışı sağlayamazsınız. Mesele aslında bir bütün olarak toplumsal uzlaşının, ortaklığın sağlanmasıysa, o nedenle emeklilerin, işçilerin haklarının verilmesi gerekiyor. Bu tür cezalandırma yöntemleri zaten sizin kimin için çalıştığınızı gösteriyor.
Ben sözlerimi bitirirken bu adaletsiz ekonomik, politik, siyasal sürecin bir an önce değiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum; umuyor ve istiyorum, önümüzdeki günlerde bunlar gerçekleşir. Halkımızın moralinin bozulmasını da arzu etmiyorum. Israrla ve inatla birlikte ortak mücadeleden yana olarak emekçilerin, emeklilerin ortak mücadelesiyle bu sorunun çözülebileceğini düşünüyorum.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)