GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Genel Kurulun 4/2/2026 tarihli 56’ncı Birleşiminde alınan karar uyarınca, 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli olarak meydana gelen ve 11 ili etkileyen deprem felaketinin yıl dönümü münasebetiyle DEM PARTİ Grubu adına açıklaması
Yasama Yılı:4
Birleşim:57
Tarih:05.02.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA SEVİLAY ÇELENK (Diyarbakır) - Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de sözlerime başlarken 6 Şubat depremlerinde yitirdiğimiz yurttaşları saygıyla ve büyük bir kederle anıyorum; yakınlarına, ailelerine başsağlığı ve sabır diliyorum bir kez daha.

Eğer depremle ilgili hakiki bir konuşma yapmak istersek, depremin bu ülkede suratımıza çarpan en sert hikâye olduğunu kabul etmemiz gerekir. Sadece 1999 yılından bu yana bile küçük ve görece az sayıda can kaybına yol açmış depremler yanında, her biri 50 binden fazla hayata mal olmuş 2 büyük deprem yaşadık. Çeyrek yüzyılda bize bu ölçüde büyük bir kıyım yaşatan başka hiçbir felaket yok, çatışma yok, savaş yok.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkanım, iktidardan hiç kimse yok, konuşmacımız konuşuyor. Bu, kabul edilemez yani.

BAŞKAN - Buna yapabileceğim bir şey yok.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Gerçekten bu kabul edilemez yani gerekirse bir ara verin, gelsinler. Böyle olmuyor.

MESUT DOĞAN (Ankara) - Ayıp bir şey!

BAŞKAN - Ara verdim ama.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Ama yoklar yani böyle bir şey olabilir mi? Büyük bir saygısızlık bu yani.

BAŞKAN - Onu vatandaşlar değerlendirecektir mutlaka.

SEVİLAY ÇELENK (Devamla) - Evet, bu, kürsüde konuşanlara değil, gerçekten de bu depremlerde hayatını kaybedenlere saygısızlık, onların acısıyla kavrulanlara saygısızlık ve herkese haksızlık.

Depremin sert hikâyesiyle birlikte güvenlik ve beka eksenli siyasetin ne derece riyakâr ve hamasi bir siyaset olduğu da bir kez daha anlaşıldı. Bugün 3'üncü yılı geride bırakan 2023 depremi bu ülkeden ve her birimizden çok şey götürdü, geleceğimizi biraz daha öngörülemez ve güvencesiz hâle getirdi. Her şeyini kaybetmiş, yerinden yurdundan olmuş milyonlarca yurttaş, artık "beka" denildiğinde vadedilen o gelecekte kendini göremiyor, kendine ait bir yer göremiyor, bir gelecek göremiyor.

6 Şubat depremlerinden sonra en çok göç alan kentlerden biri de Ankara olmuştu. O tarihte, 2023 depreminden sonra bizim bitişik dairemize de Hataylı bir depremzede aile taşınmıştı. Görece hâli vakti yerinde bir aileydi ve birinci derece yakınlarını kaybetmemişlerdi, kendilerini bu anlamda birazcık olsun şanslı sayıyorlardı ama nasıl duygusal olarak paramparça olduklarını da her hâllerinden anlayabilirdiniz. O tarihlerde ilginç bir biçimde alt katımızda da Suriye'deki savaştan göç etmiş bir hekim ve ailesi oturuyordu. Kısacası, savaş ve deprem gibi iki farklı sebeple evi dağılan, göç etmiş komşularımız oldu uzun süre, Ankara'da hâlâ çok sayıda böyle komşuluklar var. Evet, sadece savaştan kaçan Suriyeli göçmenler değil, Kahramanmaraşlı ve Hataylı göçmenler var bu ülkede, kendi ülkelerinde göçmen olmuş yurttaşlar, büyük bir felaketin içinden geldiler. Deprem felaketi bile belki savaşı ve göçü daha daha iyi anlamaya bizi yaklaştıramadı, yaklaştırabilir diye düşünmüştük. Bu hakikat karşısında Suriye trajedisini de anlayabiliriz diye ummuştuk. Üstelik, hatırlayalım, 2023 depreminin en ağır biçimde vurduğu kesimlerden biri de Suriyeliler olmuştu, enkaz altında ses vermeye korkar hâle gelmişlerdi. Zira deprem bölgesinde gündemi Suriyeli avına çıkmak olan insanlar vardı. Bu avcıları kışkırtanları da unutmadık. Açıkçası, can güvenliklerine kastedilerek Suriyelileri hedef göstermişlerdi, ülkelerinde ve şehirlerinde Suriyeli istemediklerini söylemişlerdi o korkunç, acılı günlerde. Bir gün kendilerinin de yersiz ve yurtsuz kalabileceğini akıllarından bile geçirmemişlerdi.

6 Şubat depreminde ülkemizde yüzlerce kilometrelik bir fay bir kerede kırıldı, 11 şehir etkilendi. Bu depremlerden en az etkilenen şehirlerden biri olan seçim bölgem Diyarbakır'da bile yaşamını kaybedenlerin sayısı 500'e yakındı, 5.500 binada ağır hasar vardı, 3 bine yakın binada orta hasar. 11 ilde toplamda 15 milyona yakın bir nüfus depremden etkilendi ve resmî rakamlara göre 53 bin kişi hayatını kaybetti. Biz bu depremlerde canlarımızın kıymetsizliğiyle yüzleştik. "İri, diri, dik dünya devleti" mavalı üzerimize çöktü. "Çadır devleti" desek, o da değildi. Kış ayazında aylarca çadır bulunamıyor, konteyner kentte başını sokacak bir yer ile faturaları bile yatırmaya yetmeyecek miktarda bir kira yardımı arasında tercihe zorlanıyor, çaresizlikten nefesi kesiliyordu insanların. Riyakâr bir siyaset dili ve jargonu "Yardım alamadım." diyen yaralı yurttaşa her tür hakareti de reva görüyordu.

O tarihlerde bir gazetede yazdığım deprem yazılarından birinin başlığı da maalesef "Kader veya kıyamet değil, AKP…" idi. Öyle çünkü çeyrek yüzyıldır hayalî tehditlere, soyut güvenlik senaryolarına akıtılan kaynağın hayatlarımızı korumadığı bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmıştı. Yıllar yılı "güvenlik" diye diye, "beka" diye diye önce kendi bekalarını sonra da silah endüstrisini ve savaş endüstrisini beslediler. Bu alanda yatırım yapan özel şirketlerin kapasitesi ulusal güvenlik kapasitemiz olarak yurttaşa belletilmeye çalışıldı.

99 depreminden bugüne milyonlarca insanın hayatını derinden sarsan, 100 bini aşkın insanımızı hayattan koparan depremin bu ülkenin en büyük beka meselesi olduğunu görmediler bile. Hiç kimseye hesap soramadılar, sormadılar. Bu konuda BirGün gazetesinde yer alan Uğur Şahin yazısından bir paragraf aktarmak isterim: "99 depremlerinden sonra müteahhitleri 2.100 dava açılsa da bu davaların 1.800'ü şartlı salıverme yasası ve hukuki boşluklardan dolayı cezasız kaldı. Geriye kalan 300 davanın 110 kadarına ceza verilmiş olsa bile bu cezaların da çoğu ertelendi. Yalova'nın Çınarcık ilçesinde inşa ettiği konutların yıkılması sonucunda 200'e yakın insanın hayatını kaybetmesine neden olan müteahhit Veli Göçer on sekiz yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırıldı ancak yedi buçuk yıl hapis cezası yattıktan sonra 2011'de tahliye edildi ve 18'de yeniden müteahhitliğe başladı." Bugün durum farklı değil; iktidarını biraz da 99 depreminin getirdiği yıkım ve ekonomik krize borçlu olan AKP, bu ülkenin bekasına gerçek bir tehdit oluşturan İstanbul depremine yönelik bir hazırlık yapmıyor. Ne İstanbul depremine ne 7'nin üzerindeki başka herhangi bir depreme hazır değiliz; hazırlanamıyoruz, hiçbir felakete hazırlanamıyoruz. Bu ülkenin tedbir almasına, hazırlanmasına izin verilmiyor. Bir barış ve demokrasi zemini oluşmadan da zaten hiçbir felakete, hiçbir depreme hazırlıklı filan da olamayız.

Soruyorum: Olası bir depreme gözü kapalı feda etmiş göründüğünüz gelecek nesiller, gelecek on binler bir güvenlik meselesi değil mi? 2023 depreminde hayatımıza giren arama ekranlarını ne çabuk unuttunuz? İnsanlar kayıplarını, kayıp yakınlarını ve kayıp çocuklarını ekranlarda arıyordu, unuttunuz.

Oysa depremle yaşamayı öğrenen ülkeler var; askerî gücüyle, silah teknolojisiyle övünmeyen, buna karşılık depreme karşı akılcı, bilimsel ve insani tedbir almakla övünen ülkeler. Japonya, Meksika, Şili gibi örnekler ortada; büyük depremler yaşıyorlar ama yıkımı ve kaybı en aza indirmek için de ne gerekirse yapıyorlar ondan sonra çünkü itibardan tasarruf edip bütçeyi yaşamı korumaya ayırıyorlar; inşaat kurallarını sıkı tutuyor, denetimi ciddiye alıyor, her sarsıntıdan ders çıkarıyorlar.

Depremler elbette birbirleriyle kıyaslanamaz ama aynı büyüklükteki sarsıntıların binlerce can almaması oralarda alınan derslerin somut sonucudur. Ülkeler yaşadıkları görece az kayıplardan bile büyük dersler çıkarıyor, buna uygun yapılaşma ve denetlemeler söz konusu. Örneğin, Meksika'da 2017'de yaşanan 7,1 şiddetindeki depremde 370 kişi ölmüştü, 2022'de ise daha yüksek şiddetteki, 7,6 şiddetindeki bir depremde sadece 1 kişi hayatını kaybetti. Mafyanın ve suç çetelerinin cirit attığı Meksika'da bile depremden bir ders alınıyor.

Depremin yıl dönümünde kaybettiklerimizi hatırlamak yanında bunları da hatırlatmak zorundayız. Deprem büyük bir yıkımdır. Depremin yıktığı illerimizde yaşadığı acı nedeniyle, kayıp nedeniyle, yas nedeniyle hâlâ enkazın altındaymışcasına nefes alamayan yurttaşlarımız var; hâlâ konteynerde olan, hâlâ başka kentlerde hayatını kurmaya çalışan, hâlâ yakınlarını arayanlar var. Başını sokacak evi olmayanlar var; toplamda 360.500 kişi hâlâ konteynerde kalıyor. Bir ev sahibi olmak bu ülke insanının en büyük hayalidir. Artık kendine ait bir ev giderek herkesten uzaklaşan bir hayal olsa da bu ülkenin yoksul ve mütevazı insanları nohut oda, bakla sofa bir evi, insanca yaşamasına yetecek bir emekli maaşını garantilediğinde kendini dünyanın en mutlu ve en güvende yaşayan insanı sayar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın, buyurun.

SEVİLAY ÇELENK (Devamla) - Depremler evimizi yıkıyor. Bu ülkenin en büyük duası da bedduası da evle ilgilidir. Birçok yörede "Evin yıkılsın." en büyük bedduadır. Âşık Mahzuni Şerif'ten Âşık Veysel'e bütün ozanlarımız hayal kırıklıklarını ve acılarını "Evin yıkılsın." diye dile getirmiştir. En büyük dua yine birçok yöremizde evin barkın korunmasına yöneliktir; işte böyle.

Son olarak, depremi unutarak yenmek mümkün değil, depremi hatırlayarak ve hatırlatarak yenebiliriz. Sadece depreme dayanıklı bina inşasıyla değil öykülerle, romanlarla, filmlerle, gündelik yaşam kültürüyle hazırlanabiliriz depreme, bütün ifade kanallarımızla birlikte hazırlanabiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEVİLAY ÇELENK (Devamla) - Kesilmişti konuşmam.

BAŞKAN - Peki, son kez...

SEVİLAY ÇELENK (Devamla) - Oysa yaşanan felaketleri bir toplumsal sorumluluk bilinci içinde, etkili biçimde düşünmeye, hissetmeye adanmış filmlerin, belgesellerin kendine salon bulamadığı çölleşmiş bir sanat, kültür ortamıyla baş başa kaldık. O filmlerden biri, daha evvel "İki Dil Bir Bavul" filmini yapan ve kendi evinde dilsiz bırakılmayı anlatan Orhan Eskiköy'ün son filmiydi. Eskiköy, bu kez bir depremzede ailenin, Samandağ'daki bir depremzede ailenin hikâyesi aracılığıyla evsizliği anlattı. "Ev" filmi, maalesef, kendine bir salon bulamadı. Medya gasbedildiğinde hikâyelerimiz de her yerden kovuldu, dilsizliğimiz ve evsizliğimiz iç içe geçti.

"Ev" filminin afişindeki o güzel sözle bitireyim: "Ev olmazsa insan tamamıyla dağılmış bir varlık olurdu." Evlerimiz artık yıkılmasın; daha fazla dağılmayalım, buna izin vermeyelim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)