| Konu: | Genel Kurulun 4/2/2026 tarihli 56’ncı Birleşiminde alınan karar uyarınca, 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli olarak meydana gelen ve 11 ili etkileyen deprem felaketinin yıl dönümü münasebetiyle DEM PARTİ Grubu adına açıklaması |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 57 |
| Tarih: | 05.02.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA PERİHAN KOCA (Mersin) - Teşekkür ediyorum.
Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen değerli halkımızı saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
6 Şubat depremlerinde kaybettiğimiz tüm yurttaşlarımızı, tüm canlarımızı bir kez daha Türkiye Büyük Millet Meclisinden saygıyla anarak sözlerime başlamak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, ben bugün bu kürsüde bir milletvekili olarak değil, 6 Şubat depremlerinde bizzat sahada çalışmış, deprem kriz koordinasyonlarında yer almış, dayanışma çadırlarında yer almış ve deprem sonrasında da sık sık deprem bölgelerine gidip ziyaretlerde bulunan bir yurttaş olarak bu kürsüden sizlere sesleniyorum, bu konuşmayı yapıyorum.
Değerli arkadaşlar, geldiğimiz aşamada 6 Şubat depremlerinin üzerinden koca bir üç yıl geçmiş durumda. İktidar temsilcileri dilinden deprem bölgelerindeki durumu dinleyecek olursak eğer -biraz sonra da birisine daha tanıklık edeceğiz- deprem bölgelerindeki tablo güllük gülistanlık. Hatta iktidar temsilcilerine kalsa insanlar neredeyse deprem yaşadıkları için "Allah'a bin şükür." diyecek vaziyetteler. Tablo bu kadar gerçekten tozpembe bir vaziyette ama her zaman olduğu gibi iktidarın gerçekleri başka, hayatın gerçekleri bambaşka değerli arkadaşlar. Çünkü bugün depremzedeler depremin çok boyutlu etkilerini yaşar vaziyetteler, hem özel alanda hem kamusal alanda siyasal, toplumsal, ekonomik yönleriyle yıkıcı bir deprem gerçekliğini taze bir şekilde her an yaşamaya devam ediyorlar ve bugün temel ihtiyaçlarından mahrum bir depremzede gerçekliğiyle karşı karşıyayız değerli arkadaşlar.
Bakın, geldiğimiz aşamada depremin üzerinden üç yıl geçti ve aslına bakarsanız üç yıl kısa bir süre değil, depremin yaralarının sarılabilmesi için gayet uzun bir zaman diliminden söz ediyoruz değerli arkadaşlar. Eğer bu üç yılda kamucu bir anlayışla, kamucu bir planlamayla bir afet ve yönetim biçimi, politikası yürütülebilmiş olsaydı şimdiye kadar en azından kısa vadeli akut önlemlerin geride bırakıldığını yaşayacaktık biz, kalıcı ve istikrarlı yaşam alanlarının kurulabildiğini görecektik, travmaların iyileştirilmesi için oluşturulmuş sağlıklı alanların olduğunu görecektik, rutin bir hayatın, yeni bir hayatın başlaması için çoktan kalıcı, somut adımların atıldığına tanıklık edecektik. Ancak gelin görün ki üç yılın sonunda bahsettiğim konularda kalıcılığa dair kalıcılık kazanabilen tek bir konu, tek bir gündem, tek bir sorun alanı yok değerli arkadaşlar. Depremzede halk depremin ardından geçen üç yıla rağmen barınmadan sağlığa, elektrikten ulaşıma, eğitime, hijyene hemen hemen tüm konularda ne yazık ki başlangıç noktasında. 6 Şubat 2023'te çakılı kalmış durumda olan bir ülke gerçekliğimiz var, bir deprem gerçekliğimiz var ve bu duruma öyle iş bilmezlik, liyakatsizlik, aman efendim, yeteneksizlik gibi değerlendirmelerde, tespitlerde bulunmak yetmez çünkü bu durum, afeti felakete çeviren iktidarın yönetim politikalarıyla, tercihleriyle, sınıfsal tercihleriyle bizzat ilintilidir.
Bir cümleyle bunu özetlemek gerekirse değerli arkadaşlar, depremin yaralarını sarmayı öncelemek yerine, travmaları iyileştirmeyi öncelemek yerine, depremi Allah'ın bir lütfu olarak görüp inşaat şirketleriyle birlikte kent yağmasına giriştiği için siyasi iktidar, biz bugün hâlâ üç yıl geçmiş olmasına rağmen 6 Şubat 2023'te çakılı kalmış vaziyetteyiz, hâlen başlangıç noktasındayız. Öyle ki bugün geldiğimiz aşamada depremzede halkın barınma sorunu derinleşerek devam ediyor. Havada bir sürü rakam uçuşuyor, anahtar teslimleri yapılıyor, bir sürü müjdeden söz ediliyor, bütçeli tanıtım reklamları yapılıyor, siyasi şov zaten gani gani, demagoji zaten gani gani ama gelin görün ki üç yılda depremzedenin çilesi bitmek bilmedi değerli arkadaşlar. Tamamlandığı iddia edilen konutlarda da konteyner kentlerde de durum aynı, tüm deprem bölgelerinde; elektrik yok, ulaşım yok, sağlık yok, hepsinden bir yoksunluk var, yoğun bir kirlilik var ve bir halk sağlığı kriziyle karşı karşıyayız bugün. Hemen hemen bütün deprem bölgelerinde deprem yıkımı, enkaz, asbest, asbestin yaratmış olduğu kirlilik söz konusu ve bunun yanında da santrallerle boğuşan bir depremzede halk gerçekliği söz konusu değerli arkadaşlar.
Hatay'dan örnek vermek istiyorum mesela: Hatay'da şehrin birçok noktasında beton santralleri kurulmuş durumda ve deprem yetmezmiş gibi bu santraller de bölgeyi kirletmeye, halk sağlığını tehlikeye sokmaya devam ediyorlar. ÇED'siz, denetimsiz, keyfî bir şekilde, herkesin, daha doğrusu sermayenin at koşturduğu bir düzenle karşı karşıyayız çünkü.
Bu konuda sevgili Can Atalay'ın, Hatay Milletvekili Can Atalay'ın hazırlamış olduğu, kamuoyuna sunmuş olduğu Hatay Deprem Raporu'nda çok önemli ifadeler var gerçekten ve Hatay'a dair şunu söylüyor sevgili Can: "Hatay halkının nefes alma hakkı engellenmiştir bu yönetim politikalarıyla beraber." Can Atalay'ın da gerçekten altını çize çize ifade ettiği gibi, depremzedeler bugün gerçekten bizzat iktidar tarafından yürütülmüş bu politikalarla bir halk sağlığı kriziyle karşı karşıya değerli arkadaşlar. Bekayı arayacaksak buralarda aramamız gerekiyor. Bakın, depremzede halkımız sık sık üst solunum yolu hastalıkları yaşıyorlar ancak bunların istatistiklerde yeri yok, hiçbiri açıklanmıyor.
Bu vesileyle buradan özellikle Sağlık Bakanına sormak istiyorum: Deprem bölgelerindeki kötü koşulların tetiklediği hastalıklar, bu vakalar neden açıklanmıyor, neden paylaşılmıyor, bizlerle bile neden paylaşılmıyor? İnşaat şirketlerinin işlemiş olduğu suçları örtbas etmek acaba Sağlık Bakanlığının görev kapsamında mı, biz bunu bilmek istiyoruz.
Yine, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, sormak istiyoruz, sorulara cevap vermediği için, önergelere cevap vermediği için: Bunca usulsüz, standart altı beton üretimi yapan firmalar, bu firmaları kapatmak yerine neden komik cezalarla ödüllendirilmesi tercih ediliyor? Caydırıcı olmayacak cezalandırmalar neden yapılıyor, bilmek istiyoruz.
Sayın Bakan bizzat geldi buraya, bütçe döneminde açıklamalarda bulundu; "Asrın felaketini asrın destanına dönüştürdük." diye övgüler düzdü buradan depreme dair ama aslında biliyoruz, o konuşma bir itiraftı ve iktidarın altını çize çize "asrın destanı" dediği şeyin, aslında inşaat şirketlerinin destanı olduğunu biliyoruz, bunu artık hepimiz biliyoruz ve buradan sormak istiyoruz: Ölen onca yurttaşımıza, canımıza, bu acılara rağmen bu şehirlerden, bu acılardan gerçekten nasıl bir destan yazdınız, bilmek istiyoruz. Soruyoruz: Tarım alanlarını, zeytinlikleri, narenciye bahçelerini neden rezerv alanlarına, inşaat yağmalarına, TOKİ arazilerine açtınız? Depremi önlemek, bunun için önleyici politikalar gütmek yerine neden tekrar tekrar depreme davetiye çıkardınız? Verimli toprakları, halkın geçim kaynaklarını ısrarla neden inşaata açtınız, ranta açtınız? Zeytinlikleri, gidip orada bizzat kolluk kuvvetleriyle beraber, zulümle neden söktünüz, bizler bunu bilmek istiyoruz. Depremzedeye deprem üzerine deprem neden yaşattınız, bunu bilmek istiyoruz. Buradan Sayın Bakana ve iktidara söyleyelim: Ortada asrın destanı falan yok, halkın lehine bir destan mestan falan yok; sadece sermayenin lehine, sadece rantiyecilerin lehine bir destan var, varsa eğer böylesi bir destan. Bir sürü anahtar teslimi anlatılıyor ama onlar da hikâye, bunları da biliyoruz; barınmada da ilerleyen bir durum yok çünkü.
Bakın, mesela Bakanlık verileri üzerinden konuşacak olursak bile değerli arkadaşlar, bugün 11 ilde 126 bin konteynerde 365 bin yurttaşımız yaşıyor. Bakın, bu Bakanlık verisi, toplumun güvenmediği Bakanlık verisinde bile böyle devasa bir rakamdan bahsediyoruz. Hatay'da 157 bin, Malatya'da 67 bin, Maraş'ta 55 bin, Adıyaman'da 42 bin yurttaşımız konteynerlerde yaşıyorlar. Eğitimde de durum aynı; eğitim konteynerlerde ya da vardiyalı olarak çeşitli konutlarda sürdürülüyor.
Bunun ötesinde, çok daha ciddi sorunlar var, çok ciddi bir eğitimden kopuş oranı var değerli arkadaşlar. Şimdi, zamanım yetmeyecek sanırım rakamları söylemeye ama Hatay'ın, Defne'nin yani sadece Hatay üzerinden alırsak bile -yüz binlerce- her ilçede -gerilemiş- eğitim dışında kalma oranından bahsediyoruz, gerçekten bu vahşet ve Yusuf Tekin'in buna el atması gerekiyor ama Yusuf Tekin tabii ki sermaye dışında, sermayeye çocukları ya da eğitimi peşkeş çekmek dışında herhangi bir takip, herhangi bir planlama yapmıyor, hele ki depremzede çocuklar kimin umurunda! Ama bizim bu Meclis olarak bir sorumluluk alıp değerli arkadaşlar, eğitim dışında kalma oranlarını özellikle deprem bölgelerinde incelememiz, derlememiz, bununla ilgili bir plan program yapmamız gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım.
Buyurun.
PERİHAN KOCA (Devamla) - Bakın, sağlık hizmetleri de aynı şekilde, sağlık çökmüş durumda. AKP'nin çöken sağlık sistemi orada tamamen enkaz altında, deprem bölgelerinde tamamen enkaz altında kalmış durumda. Aile sağlık hizmeti merkezlerinin, hastanelerin yıkıldığı bir şehirde üçüncü basamağı, ikinci basamağı bırakın arkadaşlar, birinci basamak bile yok. Devlet hastaneleri yetersiz, sağlık personelleri yetersiz, donanım yok ve tam da bu yüzden bakın, Türkiye'de ve özellikle deprem bölgelerinde bebek ölüm oranları binde 20'ye çıkmış durumda, binde 20; Türkiye'de binde 9, mesela sadece Hatay'da binde 20. Yani nereden bakarsak bakalım, bütün temel yaşamsal sorun alanlarında kriz var değerli arkadaşlar. Deprem bölgeleri bir kriz gerçekliğinin içerisinde ama hâl böyleyken, bakın depremin yaraları sarılmamışken geçtiğimiz gün iktidar aparatı olan,...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
PERİHAN KOCA (Devamla) - Son, toparlıyorum.
BAŞKAN - Tamam, toparlayın.
Buyurun.
PERİHAN KOCA (Devamla) - ...kendisine gazeteci demeye bile utandığım bir şahsiyet deprem bölgesine gitmiş, çeşitli gezintilerde bulunmuş -okurken gerçekten utandım değerli arkadaşlar- depremzede halkımızın yüzüne tükürürcesine rezil ithamlarda bulunmuş, halkın onurunu ayaklar altına almaya çalışmış. Deprem turisti gibi gezdiği bölgelerden sonra "tweet" atmış, ne demiş: Depremzedelerde para harcama refleksi kalmamış. Depremzedeler bedavaya alışmışlar, ekmek elden su gölden yaşadıkları için konteynerlerden ayrılmak istemiyorlarmış. Acı çokmuş tabii ki, mağduriyet çokmuş ama devlet de ne yapsınmış canım, devlet sürekli yetemezmiş ki. O yüzden "depremzede rehaveti" diye bir garabet kavram uydurmuş, bunu etrafa salmış, halkın üzerine, acıları tetiklenen insanların üzerine bu sözleri söylemiş. İnsan gerçekten aktarırken bile utanıyor.
Biz, depremzede...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
PERİHAN KOCA (Devamla) - Tekin Başkanım...
BAŞKAN - "Tekin Başkan" eyvallah ama ikişer, üçer dakika verdim zaten.
PERİHAN KOCA (Devamla) - Hemen bitiriyorum.
Kadınlara yapmazsınız zaten, bizi sevdiğiniz için.
BAŞKAN - Peki.
PERİHAN KOCA (Devamla) - Buradan şunu söyleyelim: Bu hanımefendi iktidarın kullanışlı aparatı olduğu için, sarayın kullanışlı aparatı olduğu için her dönemde kendini aklayacak şeyler yapmaya ve şu anda sarayın tekrar gözdesi olmaya çalışıyor, bunun için bir telaşe içerisinde ama bizler depremzede halka yapılan bu hakaretleri kabul etmeyeceğiz; halka reva görülenleri, halka yapılanları asla ve asla unutmayacağız. Depremzede halkımız yalnız değildir, bizler varız ve mutlaka 6 Şubat depremlerinin hesabını soracağız ve halka bunu reva görenler halkın önünde yargılanacaklar. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Koca, bir teşekkür bile yok!
PERİHAN KOCA (Mersin) - Çok teşekkür ederim.