GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Genel Kurulun 4/2/2026 tarihli 56’ncı Birleşiminde alınan karar uyarınca, 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli olarak meydana gelen ve 11 ili etkileyen deprem felaketinin yıl dönümü münasebetiyle açıklaması
Yasama Yılı:4
Birleşim:57
Tarih:05.02.2026

İSKENDER BAYHAN (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Genel Kurulu bütün boş koltuklara rağmen saygıyla selamlıyorum.

Ben de sözlerime depremde yaşamını yitiren bütün canlarımızı saygıyla, sevgiyle anarak başlamak istiyorum. Yakınlarının acısını bir kez daha yürekten paylaştığımı belirtmek istiyorum. Hem deprem günlerinde hem de sonrasında büyük bir dayanışma örgütleyip seferber olan ülkemizin gerçek sahiplerini, emekçilerini, gençlerini de buradan bir kez daha şükranla selamlıyorum.

6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçti. Yaşanan yıkımın ve katliamın üzerinden geçen yıllara rağmen yaraların sarılması adına yapılanların ve ülke genelinde alınması gereken tedbirlerin yetersizliği apaçık ortada duruyor. Örneğin, Şubat 2026 itibarıyla Hatay, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Malatya başta olmak üzere bölge illerinden gelen güncel veriler, okul inşaatlarının tamamlanmadığını, binlerce öğrencinin hâlâ konteynerlerde eğitim gördüğünü, derinleşen yoksulluğun çocukları okullarda açlıkla baş başa bıraktığını gösteriyor. Sağlık alanındaki tablo da bundan daha iyi değil, bu durumu aratmıyor, farklı değil. Öte yandan yapılan bilimsel çalışmalara ve meslek odalarının verilerine göre, bugün ülke genelinde riskli yapıların yalnızca yüzde 10'unun dönüşümü sağlanmıştır, milyonlarca yapı hâlen yıkılacak ve yurttaşlarımıza mezar olacak durumdadır.

Vicdanımız ve ahlakımız şu soruları sormayı zorunlu kılmaktadır: Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı kapsamında 2017 yılına kadar tamamlanması gereken bina envanter çalışmaları, aradan geçen yıllara rağmen neden hâlâ tamamlanmamıştır? İmar aflarının anayasal düzeyde yasaklanmasına yönelik tek bir çalışma hâlâ neden yapılmamıştır? Yapı denetim sistemi kâra, ranta ve rüşvete dayanan ticari bir model olmaktan neden çıkarılmamıştır? Proje denetimiyle ilgili uygulama denetiminin birbirinden ayrıldığı, meslek odalarının sürece etkin katılımının sağlandığı kamusal bir denetim sistemi hâlâ neden kurulmamıştır? Soruları daha da artırabiliriz ama biz neyi sorarsak soralım saray düzeninin sözcüleri yaraların sarılması için "Yeni kaynağa ihtiyaç var." diye aynı yanıtı verip duracaklar. Şimdi, ben de size kaynak nerede biliyor musunuz, bunu hatırlatmak istiyorum. Kaynak bütçeden faize ayrılan trilyonlarca lirada duruyor. Kaynak "vergi affı" adı altında büyük sermayeye yapılan kıyaklarda, teşviklerde duruyor. (CHP sıralarından alkışlar) Kaynak vergi adaletsizliğinde duruyor. Kaynak mı arıyorsunuz? Milyonlarca, milyarlarca dolarlık servetlerden vergi alın, onları vergiden muaf tutmayı bırakın, lüks tüketimi vergilendirin. Yani kaynak diye bir sıkıntımız yok, problem orada değil. Problem, sermayeyi, kapitalistleri kayırıp işçileri, emekçileri, emeklileri sömüren politikalarınızda. (CHP sıralarından alkışlar) Bu politikalar, bu düzen, kâr ve rant hırsıyla alınmayan önlemler yüzünden on binlerce yurttaşımızı diri diri enkazların altına gömdü. Bu yetmiyormuş gibi "Yaraları sarıyoruz." diye yine kâr ve rant vurgunuyla sermaye ve tarikatları, cemaatleri ihya eden politikalar izleniyor. Bu ülke bu anlayıştan bir an önce kurtulmak durumundadır.

Gelelim bir diğer önemli hususa: Deprem kenti Hatay'ın seçilmiş vekili Can Atalay hâlâ haksız yere, mevcut Anayasa ayaklar altına alınarak cezaevinde tutuluyor ama deprem katliamlarına ilişkin açılan davalarda adalet açısından içler acısı bir durum yaşanıyor. Hâlâ tek bir kamu görevlisinin yargılanıp cezalandırıldığına bile tanık olmuş değiliz üç yıldır. Açılan deprem davalarında ise müteahhitlere ödül gibi cezalar veriliyor. Yargılamalar olası kast yerine bilinçli taksir üzerinden yürütülüyor. Sorumlular, katiller mahkemelerde adalet peşinde koşan ailelerimizin karşısına geçip nasıl savunma yapıyorlar, biliyor musunuz? "Bizim bir suçumuz yok. Bu, asrın felaketiydi, onun için böyle oldu." diyorlar. Bu anlayışı, her gittiğiniz deprem katliamı yaşamış ailelerin yakınlarının davasında görebilirsiniz. Bu anlayışı, zihniyeti Soma'da, Amasra'da ve bütün maden katliamlarında yaşanan cinayetlerde, onların davalarında görebilirsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

İSKENDER BAYHAN (Devamla) - İş cinayetlerinde, MESEM'lerde, çocuk işçi cinayetlerinde tanıyoruz bu mantığı, bu bakış açısını, zihniyeti. Onların sorumluları da "Biz yapmadık, kader yaptı." diye kendilerini savunuyorlar, "Bunlar işin fıtratında var." diye kendilerini temize çıkarmaya çalışıyorlar mahkeme koridorlarında ama biz onlara cesaret veren sözlerin saraydaki sahiplerini de tanıyoruz. Katliamın üzerini örtenlerin savunması kimin eseri biliyoruz? Yıkımda, kurtarmada değil vurgunda var olan anlayışlarla depremle mücadele edemeyiz.

Bu gerçeğin ışığında, adalet peşinde koşan ailelerin haykırışını bir kez daha tarihe not düşmek istiyorum: Hesap sorulana kadar, bütün suçlular yargılanıp cezalandırılana kadar; kâr ve rant için değil halkın güvenliği, sağlıklı, ucuz koşullarda barınma hakkı için konut politikaları izlenene kadar utanmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok.

Bir kez daha anıları önünde saygıyla eğiliyorum. (CHP ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar)