GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:58
Tarih:10.02.2026

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önce, Sayın Çömez'e bir şey söylemek istiyorum: Hayatlarında herhangi bir sosyal programı hayata geçirmemiş bir iktidarı komünistlikle değerlendirmek çok büyük bir iltifat olur. Ben sizin araştırmacı kişiliğinizi biliyorum, okumayı da seviyorsunuz. Size bir "Komünist Manifesto" hediye edeceğim çünkü bu iktidara en son söylenecek şey komünistliktir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Mehmet Emin Bozarslan'ı anarak sözlerime başlamak istiyorum. Evet, kendisini kaybettik. Allah'tan rahmet diliyorum, ailesine, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Maalesef İsveç'te yaşamını yitirdi. Sürgündeydi, tam kırk beş yıl boyunca sürgünde yaşamak zorunda kaldı. Neden sürgündeydi? Çünkü Kürtçe alfabenin öncülerinden olup bu konuda çalışmalar sürdüren, gerçekten eski Kürtçe ile yeni Kürtçe arasında belki de en önemli köprülerden birini inşa eden, "Mem û Zîn"i günümüz Kürtçesine kazandıran çok değerli bir araştırmacı, çok değerli bir dil bilimciden, çevirmenden bahsediyoruz. Ama sürgündeydi; Kürt olduğu için, bu ülkenin içinde yaşadığı bu Kürt meselesinden dolayı sürgünde yaşamını yitirdi. Bugün, sürgünde yaşayan on binler var, sürgünde yaşamını yitirmiş on binler var. Sürgünde olanların yerine, yurduna, toprağına kavuşabilmesi için işte barışa mecburuz, barışmaya mecburuz. Dolayısıyla "Kürt meselesinin demokratik çözümü" dediğimizde aslında ne kadar çok hayata değdiğini hep beraber bu yitip giden canlarda bir kez daha anmış oluyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anımsamanız için geçmişten bir fotoğraf size göstereceğim. Bu fotoğrafta Cumhurbaşkanı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda, Bodrum'da sahile vurmuş olan Aylan bebeğin fotoğrafını gösteriyor ve soruyor: "Vicdan nerede? İnsanlık nerede?" Evet, Suriye savaşından, iç savaşından kaynaklı olarak çok sayıda çocuk Akdeniz'de boğuldu, çok sayıda çocuk sınırlarda öldürüldü, çok sayıda çocuk hem rejim tarafından hem çeteler tarafından bombalandı, katledildi. Aileler, kadınlar, birçok insan Suriye'de katledildi. Artık Suriye'de çocukların ölmesini istemiyoruz ve son olarak Kobani'de çocukların öldüğünü biliyoruz hem de bu sefer çocuklar açlıktan öldüler, soğuktan öldüler. "Kobani'ye yardım ulaşsın." diye inanılmaz bir gayret ortaya çıktı. Bütün insanlar el birliğiyle bir sosyal dayanışmayı ortaya koydular, tırları yüklediler. Ben de gittim, oradaydım fakat bir türlü Mürşitpınar Sınır Kapısı açılmadı. Farklı yollardan yardımların ulaştığını biliyoruz ama o farklı yollardan ulaşmanın ötesinde, bu kapının açılması çok daha kritik öneme sahiptir çünkü bir an önce yardımların ulaşması gerekiyor, eksiksiz ulaşması gerekiyor. Cenevre Sözleşmesi de bunu çok net ortaya koyuyor. Yani insani koridor ve sağlık koridorunu açmakla yükümlüyüz. Dolayısıyla, bu çocukların, bebeklerin ölmemesi için "İnsanlık nerede? Vicdan nerede?" sorusunun bize sorulmaması için bu kapıların bir an önce açılması gerekiyor.

Tabii, bu kapıların açılması kadar biz hem Suriye'de hem Türkiye'de hem de bölgede müzakerelerin önünün açılmasını, artık bu savaşların, çatışmaların son bulmasını istiyoruz. Dolayısıyla, güven artırıcı adımların ne kadar kıymetli olduğunu biliyoruz. Yardım koridorlarıyla, insani koridorla, bu tür dayanışmalarla karşılıklı güven artırıcı adımlar bölgede hem barış adına hem de demokrasi adına önemli gelişmelere katkı sağlayacaktır.

Biz, bunları söylerken âdeta bölgeyi istikrarsızlaştırmayı kendine vazife edinmiş Dışişleri Bakanı sürekli olarak başka bir telden çalmaya devam ediyor.

Bakın, iki tane konu aslında bu tür savrulmaları taşıyamaz, iki tane konu irrasyonel adımları taşıyamaz. Bunlardan biri dış politikadır, diğeri de ekonomidir ama ülkenin hâline bakın ki dış politikada da inanılmaz bir savrulma içindeyiz, irrasyonel bir politikada ısrar ediyoruz. Suriye iç savaşından bugüne kadar süren on beş yıl boyunca biz rasyonel bir dış politika üretemedik gitti, aynı ekonomideki irrasyonellik gibi. Tıpkı Mehmet Şimşek'in politikalarının yapmış olduğu yıkım gibi ekonomide de aynı sorunu yaşıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Dış politikada ve ekonomide alınacak olan bu irrasyonel kararlar kuşaklar boyu çok ciddi toplumsal maliyetler, yıkımlar yaratır. Kaldı ki işte Suriye'de yaşanan budur, kaldı ki Türkiye'de yaşanan budur.

Dolayısıyla, bizim bu konularda rasyonel politikalara ihtiyacımız var. Kürt barışının bir an önce hayata geçmesi adına Suriye'de, Irak'ta, bölgede, her yerde aynı müzakereci akılla hareket etmek zorundayız yoksa bu meseleye bu tür yaklaşımlar istikrarsızlığı pekiştirir ve çözümün önünü tıkar. 27 Şubatta Sayın Öcalan'ın ortaya koymuş olduğu yol haritası en sağlıklı harita olarak önümüzde duruyor. Bu güzergâhı güçlendirecek, bu yolu katedecek politikalara her zaman ihtiyacımız var. Her seferinde başa dönmek yerine biz atılmış bu adımları ileriye hep birlikte taşıyalım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kobani demişken, bir de Kobani davamız var. Kobani kumpas davamız var ve bu dava devam ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bu dava devam ediyor. Nerede? İstinafta. İstinaf mahkemesi Anayasa'yı ihlal etmeye devam ediyor fakat Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Özkaya diyor ki: "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin almış olduğu kararları Türk yargı sistemi içinde hayata geçirmek için gayret sarf ediyoruz." Ya, gayret nerede sarf edilir Sayın Başkan, ben size söyleyeyim: Bir spor müsabakasında sarf edilir, sınava çalışırken gayret sarf edersiniz, burada biz kanun yaparken gayret sarf ederiz ama bir yasayı uygulamakta gayret sarf edilmez, yasa uygulanır. O yasayı uygulamayanlar hakkında yaptırım uygulanır yoksa yasa uygulansın diye gayret sarf edilir mi? O zaman o yasa nedir? Yani keyfiyete bırakmışsınız demektir. Dolayısıyla, bugün istinaf mahkemesi Demirtaş kararına rağmen hâlâ Selahattin Demirtaş'ı tutsak etmeye devam ediyorsa o bir gayretle aşılacak mesele değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Orada, o mahkeme hakkında açılacak soruşturmayla aşılacak bir meseledir. Aynı şekilde Figen Yüksekdağ, aynı şekilde Leyla Güven; arkadaşlarımızın tutsaklığı bir hukuk tanımazlık sonucundadır. Kaldı ki bunun birçok örneğini burada da yaşadık hatta Can Atalay konusunda Meclis böyle bir ayıba imza attı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kumpas davaları bitmek bilmiyor. En son Ezilenlerin Sosyalist Partisine yönelik bir gözaltı ve tutuklama furyası var. Bakın, tutuklama gerekçesi olarak söylenilenler bile bunun neden kumpas davası olduğunu gösteriyor. 78 kişi tutuklandı, 25 kişi adli kontrolle bırakıldı. Bu 78 arkadaşımızın tutuklanmasına gerekçe gösterilen şeyler MESEM protestosu. Ya, MESEM'i protesto etmek bir haktır ve protesto edilmelidir çünkü çocuk işçiliğini var ediyor ve çocuklar çalışırken katlediliyor, öldürülüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Evet, ölmüyorlar, öldürülüyorlar çünkü ihmal bilinçli bir ihmaldir orada ve bu konuda MESEM'i protesto ettiler diye.

Diğer taraftan Suruç anmasına katıldılar diye. Suruç anmasına katılmayı suç olarak görmek acaba hâlâ bir IŞİD'i örtbas etme aklı mıdır? Biz tabii bunu da düşünürüz, bunu sorarız, iktidara bunu sorarız: IŞİD'in suçlarını hâlâ gizleme derdinde misiniz? Çünkü o yıllardan biliyoruz, 2015'te Suruç katliamından sonraki açıklamaları da biliyoruz; hâlâ böyle mi yaklaşıyorsunuz? Dolayısıyla ESP'den dolayı tutuklanmış bütün arkadaşlarımız bir kumpasın içine çekilmeye çalışılıyor; bir an önce özgürlüklerine kavuşmalarını ve serbest bırakılmalarını dile getiriyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak: Boğaziçi Üniversitesinde kendisine rektör diyen bir kayyum var, ne bilimle bir alakası var ne de rektörlükle bir alakası var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Kayyımdır, kayyım icraatı yapmaktadır tıpkı bizim belediyelerimizde yapılan iş gibi, aynı şeyi üniversitede görüyoruz: Özerk, demokratik üniversite anlayışından asla nasibini almamış bu şahıs, şimdi de öğrenci kulüplerine saldırmış, öğrencileri oradan atmaya çalışıyor. Özerk, demokratik üniversite, üniversite bileşenleri öğrenciyle oluşur, akademisyenle oluşur, bilimle var eder kendini ve bu bilimsel çalışmaların en önemli ayaklarından biri de öğrenci kulüpleridir. Öğrenci kulüplerini hedefe koyan bir rektörün üniversiteyle ne kadar alakası var, varın siz düşünün. Fakat üniversiteleri bu hâle getirerek işte, içinde yaşadığımız bilimsel çoraklığında, bu içine sürüklendiğimiz akıl dışılığın da aslında hayata geçmesine vesile oldunuz.

Teşekkür ederim.