GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:58
Tarih:10.02.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu araştırma önergemizde 3 Şubatta Ezilenlerin Sosyalist Partisine yönelik gerçekleştirilen, çok sayıda sosyalist kurum, sendika, basın emekçisi, kadın ve ekoloji örgütünü kapsayan siyasi kırım operasyonlarının tüm yönlerinin araştırılmasını istiyoruz çünkü gözaltına alınan 102 kişinin 78'i tutuklandı. Tutuklananlar arasında bu kürsülerde söz kurmuş, mücadele etmiş 27'nci Dönem Milletvekili ve siyasetçi, şu an ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni de var, Sosyalist Kadın Meclisi Sözcüsü Tanya Kara da. Buradan tutuklanan mücadele arkadaşlarımızı ve tüm siyasi tutsakları selamlıyoruz. Yargı bir kez daha örgütlü toplumsal muhalefeti, sosyalistleri, kadınları, gazetecileri, gençleri ve devrimcileri bastırmak üzere devreye girdi. Neden böyle diyorum? Çünkü yargı iktidarın siyasi tasfiye operasyonlarını yürüten, siyasi operasyonlar çeken bir iktidar teşkilatı, bir parti teşkilatı gibi hareket ediliyor, hareket etmeyi sürdürüyor. Dosyalar, kararlar, tutuklamalar, AYM, AİHM kararlarının uygulanıp uygulanmayacağı, istinaftan bozma verilip verilmeyeceği, Yargıtay onayının ne zaman, hangi tarihte nereye denk getirileceğine kadar siyasi çıkarları ve kendi takvimleri doğrultusunda gerçekleştiriyor ama birazdan tıpkı YENİ YOL Partisinin önergesinde olduğu gibi bu kırım operasyonlarını savunmak için bu kürsüye gelecek iktidar hatibi uygulamadığı Anayasa'ya değinerek Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğundan, yargının tarafsız ve bağımsız olduğundan söz edebilecek. KCK yargılamalarından Kobani kumpas davasına, Gezi yargılamalarına, HDK operasyonlarından kent uzlaşısı dosyalarına kadar birçok siyasi davada, siyasi muhaliflere karşı yürütülen operasyonunda olduğu gibi. Bu nedenle iktidarın ne söylediğine, neye sığındığına değil bu operasyon dosyalarında ne olduğuna ya da oldurulduğuna bakmak gerekir. Örneğin, dünyada en fazla dile çevrilen ve hâlâ en çok okunan kitaplardan biri olan "Komünist Manifesto" Fotoğraflanmış, poşetlenmiş, suç delili sayılmış, böyle korkacak şekilde elde tutulmuş, özenle dosyaya konulduğunu görüyoruz. Sözü edilen bu kitap, elimdeki kitabın aynısı. Eğer bu kitap bir suç deliliyse Meclis kütüphanesinin kendisi bir suç mahallidir. Çünkü burada, dosyada delil olarak, suç olarak gösterilen bu kitap Meclis kütüphanesinden bandrollü ve kayıtlı Meclis etiketi üzerinde bulunuyor. Üstelik milyonların evinde, Türkiye'nin birçok kütüphanesinde, dünyadaki birçok kütüphanede yer alan kitaplardan biri. Eminim burada bulunan birçok milletvekili okumuştur ya da umarım ki okumuştur. Bu gerçeklik de meselenin bir kitap meselesi değil, kitabı delil sayan, düşünceyi suç sayan ya da suç saydıran, talimatla hareket eden kolluğundan savcısına, hâkime kadar karanlığa saplanmış bir yargı ve hukuk zihniyeti olduğu açık. Peki, dosyada başka neler var? Burada çokça dile getirdiğimiz, çocukların ucuz iş gücü olarak kullanıldığı, atölyelerde can verdiği MESEM eylemleri. IŞİD'in Suruç'ta 33 canımızı, düş yolcusunu katletmesini, Gazi katliamını anmak var ve yüzleşmeye çağrı eylemleri var. 100 TL'lik para gönderiminin terör faaliyeti sayılması gibi akla ziyan birçok şey var. İşte, halkın vergilerini, bu ülkedeki her sene bütçeyi ÖSO'ya, cihatçılara

bin dolarlarca maaş bağlayanlar, savaş politikalarına sınırsız kaynak aktaranlar, 100 TL'yi terör faaliyeti olarak dosyaya koyuyor. Burada milletvekilinin kendi danışmanlarına milyonlarca liralık çiftlik evinin üstüne kaydedildiğini soruşturmayan MASAK, bir milletvekilinin kendi danışmanına gönderdiği 100 TL'yi suç delili olarak sayıyor. Tüm bu siyasi soykırım operasyonlarında olduğu gibi, bilinçli olarak böyle sıradan, normal, gündelik birçok eylemi savunamaz durumda absürt şekilde dosyaya koyarak bir suçluluk duygusu, bir normalleştirme algısı yaratılmak isteniyor çünkü bu hukuksuzlukta, bu olağanlaştırılmak istenen adaletsizlik düzenlerinde korku üretmeyi tercih etmek istiyor. Bu, tüm siyasi operasyonlarda benzer şekilde kendini gösterdi çünkü yan yana gelenler dağılsın, mücadele edenler parçalansın, sesi çıkanlar susturulsun; emeğin, kadının, doğanın, hakikatin sesi; Rojava'yla dayanışmanın önü kesilsin isteniyor. Dosyalarda "suç" diye yazılanlar, örgütlenme cesareti, mücadele eden bu arkadaşlarımızın itiraz etme hakkı, birlikte özgür, eşit ve onurlu yaşam yaratma mücadelesinin kendisidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Devamla) - Sözlerimi önceki dönem HDP Eş Genel Başkanımız olan Sayın Figen Yüksekdağ'ın tutuklanan arkadaşlarımız için gönderdiği sözlerle bitirmek istiyorum. "Türkiye ve kürdistan halklarımızın yüz akı ve halklarımızın birleşik mücadelesinin, kardeşliğinin, demokratik barışın yılmaz savunucusudur onlar. Ezilenlerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin umudu ve direnci gözaltı, faşist şiddet ve tasfiye operasyonlarıyla kırılamaz. Tarih ve hayat tanıktır ki bin kez kırılsa da dallarımız yine çiçeğe, meyveye durmayı bilenlerdeniz." Biz de buradan söz veriyoruz, bu ülkeyi korkuyla yönetmenize, hukuku tasfiye aracına dönüştürmenize suç diye dayanışmayı yazmanıza boyun eğmeyeceğiz. Ne dosyanız hakikati örtebilir ne tutuklamalar halkların yürüyüşünü, bir arada birleşik mücadeleyi durdurabilir diyorum.

Teşekkürler. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)