GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:58
Tarih:10.02.2026

MEHMET MUSTAFA GÜRBAN (Gaziantep) - Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun teklifi üzerine 2'nci konuşmamı yapacağım. İlk konuşmamda kanun teklifiyle alakalı görüşlerimi belirttim, bu konuşmamda toplumu derinden etkileyen hayat pahalılığı üzerine konuşacağım.

2026 Türkiyesinde tüketim artık refahın göstergesi değildir; tüketim artık direncin, dayanmanın, hayatta kalma mücadelesinin adıdır. Bugün harcama davranışlarını konuşurken büyüme masallarını değil, tükenen sabrı, yıpranan ruhları, ertelenmiş hayatları konuşuyoruz. Bu durum sadece ekonomik göstergelere yansımıyor. Bu durum milyonlarca ailemizin sofrasında, çocuğunun okul çantasında, her gün karşılaştığımız fiyat etiketlerinde, hayatın kendisi olarak karşımıza çıkıyor. İnsanımız biriktiremiyor çünkü yokluk içinde. Harcıyor çünkü yaşamayı sürdürebilmek için başka bir seçeneği yok. Bakın, TÜRK-İŞ'in açıkladığı verilere göre, 4 kişilik bir ailenin sadece sağlıklı beslenebilmesi için yapması gereken aylık harcama 31 bin lirayı aşmıştır. Altını özellikle çiziyorum; bu rakamın içinde kira yok, elektrik yok, doğal gaz yok, ulaşım yok, eğitim yok, sağlık yok; sadece mutfak. Peki, sizlere soruyorum: Bu ülkede kaç kişi 31 bin lirayı sadece mutfak için ayırtabiliyor? Asgari ücretle çalışan milyonlar bu hesabın neresindedir? Emeklilerimiz bu hesabın neresindedir? Öğrenci, dul, yetim bu denklemde nerededir? Yoksulluk sınırı 100 bin lirayı aşmış durumdadır ama milyonlarca vatandaşımız bunun dörtte 1'iyle hayatta kalmaya çalışmaktadır. Bu durum istatistik değil, sosyal bir alarmdır. Konuştuğumuz mesele, hayatın kendisinin meselesidir. Bugün konuştuğumuz şey, grafiklerin değil, boş tencerelerin; istatistiklerin değil, evine mahcup dönen babaların; hesap tablolarının değil, torununa harçlık veremeyen dedelerin meselesidir.

Kıymetli milletvekilleri, yapılan araştırmalar çok net bir gerçeği ortaya koymaktadır. 2026'nın ilk sekiz ayında tüketici harcamalarında yaklaşık yüzde 4'lük bir daralma beklenmektedir. Bu, bir panik freni değildir. Bu, uzun süredir devam eden bir sıkışmanın normalleşmiş hâlidir. Vatandaş artık kısıtlı yaşamaya alışmıştır çünkü başka bir çaresi kalmamıştır. Tüketici yalnızca günü kurtaracak kadar harcıyor demeye bile hasret kaldık. Artık, eldeki avuçtaki günü kurtarmaya dahi yetmemektedir. Gelecek ise bir ümit değil, gelmesi istenmeyen bir bilinmez hâline gelmiştir. Dillerde rekor üstüne rekor kıran büyüme, evlerde ise küçülen alışveriş listeleri, sofradan eksilen yemekler, bir bilinmeze ertelenen hayaller vardır. İnsanlar sadece geçinememekten değil, yarını görememekten de yorulmuştur. Çalıştığı hâlde yoksullaşan bir toplumla karşı karşıyayız; emeğiyle ayakta kalamayan bir düzenin içindeyiz. "Büyüyoruz." deniliyor ama büyüme mutfağa uğramıyor. "Kişi başı gelir rekor." deniyor ama refah toplumla yan yana gelmiyor. "Ekonomi iyiye gidiyor." deniyor ama vatandaşın beli bir türlü doğrulmuyor. Sayın Genel Başkanımızın da ifade ettiği gibi, bu iktidar orta sınıfı yok etmiştir, orta direk çökmüştür. Bu bir ekonomik tercih değil bir toplumsal tasfiyedir. Bugün, sorun sadece enflasyon da değildir. Sorun, gelir dağılımındaki adaletsizliktir. Sorun, emeğin payının sistematik biçimde küçültülmesidir. Sorun, toplumu önce dar gelirli hâle getirip sonra bütün yükü onların sırtına bindirmektir. Dolaylı vergilerle nefes alamayan, faturalarla boğulan, kredi kartıyla ayakta durmaya çalışan, şimdi de kart limitleri kısıtlanan bir toplum yaratılmıştır, bu düzen sürdürülebilir değildir.

Değerli milletvekilleri, bu durum kader değildir. Türk milleti yoksulluğa mahkûm edilemez çünkü Türkiye yoksulluğu yönetecek değil, refah üretecek bir ülkedir. Sorun kaynak değil, tercih meselesidir. Sorun kapasite değil, adalet meselesidir. Emeğini koruyan, geliri adil paylaşan, vergide hakkaniyeti esas alan bir düzen mümkündür.

Yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)