GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:58
Tarih:10.02.2026

SEVİLAY ÇELENK (Diyarbakır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün burada bulunan bizler iki farklı yüzyılı tecrübe etmiş kişileriz, hatta iki farklı milenyumu; birinin sonunu, diğerinin başlangıcını. Bir trafik kazasında, bir salgında, bir depremde, bir katliamda ya da bir çatışmada hayatımızı kaybetmedik, hayatını kaybedenlere bu nedenle borcumuz var. Geçtiğimiz yüzyıl katliamlarla kapandı, soykırımlarla kapandı. Bu yüzyıl için umudumuz biraz da bu acı hakikatten kaynaklanıyordu. Sanki bütün insanlık "Bir daha asla olmaz." demişti. Oysa "Bir daha asla." dediğimiz her şey yanı başımızda ve feci bir biçimde vuku buldu yeniden. Barış üzerine konuşmayı ahlaki bir sorumluluk olarak dayatan işte bu basit hakikattir. Bundan on yıl evvel bir barış bildirisine imza atan barış akademisyenlerini harekete geçiren de bu ahlaki sorumluluktu; ötekinin hayatına karşı sorumluluk. Bugün Türkiye'de yeniden barışı düşünmenin vakti çoktan gelmişti çünkü barışın ertelenmesinin, bastırılmasının ya da sadece güvenlikçi bir çerçeveye hapsedilmesinin maliyeti giderek ağırlaşıyor. Bugün dünya ölçeğinde, asgari ölçülerde de olsa ahlak ve itibar atfedilen, sanattan, siyasetten, akademiden birçok ismin adının karıştığı Epstein skandalı gibi devasa skandallar kadar yakın coğrafyamızda yaşanan şiddet de şunu açıkça gösteriyor: Çatışmanın normalleştiği, şiddetin sıradanlaştığı ve nefret dilinin her yeri kapladığı toplumlar yavaş yavaş insani, ahlaki ve siyasal olarak bir çöküşe sürüklenirler, bu kaçınılmazdır. Türkiye'de bir yıl evvelinden başlayarak sanki bu hakikatin net biçimde anlaşıldığını düşündüren anlar ve politik müdahaleler yaşandı, önümüzde yeni bir sayfa açacağını umduğumuz bir süreç başladı. Biz buna "barış süreci" dedik, böyle olsun umut ettik fakat nasıl bir barış süreci bu? Ülke koca bir cezaevine dönüşmüş durumda. Ev baskınları, kitlesel gözaltılar, tutuklamalar daha geçtiğimiz hafta Ezilenlerin Sosyalist Partisine yönelik 22 kentte düzenlenen operasyonlarda çok sayıda gözaltı yaşandı ve 78 kişi tutuklanmış bulunuyor. Bunların barışla ne ilgisi var? Demokratik siyasetin önde gelen isimleri hapisteyken hangi barıştan söz edilebilir? Boğaziçi Üniversitesine yönelmiş yıllardır süregiden gözü dönmüş saldırganlığın yeni bir başlangıçla ne ilgisi var?

Bugün 10 Şubat. Türkiye'de takvimin her sayfası bir başka hak ihlaline ya da başka bir büyük mücadeleye denk düşüyor. 10 Şubat benim için bir büyük buluşmanın yıl dönümü. 10 Şubat 2017'de Ankara Üniversitesinde eski-yeni mezunlarla, öğrencilerle, 80 yaşındaki hocalarımızla ve yurttaşlarla bir araya geldiğimiz bir büyük buluşma tertip etmiştik. Ankara Üniversitesinde yaşanan kitlesel ihraçtan, 72 akademisyenin ihraç edilmesinden üç gün sonra Cebeci kampüsünde düzenlenen bu buluşmaya polis çok sert bir müdahalede bulundu. Öyle ki sonrasında 10 Şubat, Brüksel'de 179 ülkeden 32 milyon eğitimci üyesi bulunan Eğitim Enternasyonali tarafından Dünya Akademik Özgürlük Günü ilan edildi. O gün Cebeci kampüsünden dünyaya verilen akademisyenlere yönelik şiddetin görüntüleri, cübbelerin çiğnenmesi bu iktidarın sayfasına silinmemecesine kaydedilen utanç imgeleridir. Bu tarihten sonra bana kalırsa AKP iktidarı üniversite tarihinde başta başörtüsü yasağı olmak üzere seçerek dönüp durduğu hak ihlali anlatılarını açık alınla dile getirme şansını ve meşruiyetini yitirdi. O ihlalleri biz yine konuşabiliriz ancak onlar konuşamazlar. Barış imzacısı akademisyenler o gün bugündür inatla ve isyanla haklar ve özgürlükler alanını kaplayan kesif karanlığı yırtmaya çalışıyor. Onlar bize "Her yer üniversite." demişti, var etmeye çalıştıkları üniversite idealine, barış mücadelesine ve verdikleri söze uzak düşen hiçbir yere gitmediler. Bu, gelecek nesillere miras bırakılacak o parlak, umut veren hikâyelerden biridir. Yüzlerce akademisyenin ihracıyla sonuçlanan bu süreç basit bir kitlesel iş kaybı olarak görülemez. Bu, "basit bir iş kaybı" ve "basit bir hukuksuzluk" deyip geçemeyeceğimiz muazzam bir toplum mühendisliği ve bir kültürel iktidar savaşının neticesiydi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

SEVİLAY ÇELENK (Devamla) - Bu mühendisliğin hayatın hemen her alanında yaşamakta olduğumuz büyük yer kaymasıyla ilişkisi kurulmalıdır. Yurttaşın ekonomik sıkıntıları gibi büyük sıkıntıları ile akademisyenlerin ve gazetecilerin susturulmaya çalışılmasının, işlerinden ve hayatlarından edilmeleriyle ilişkisi kurulmalıdır. "Barış imzacıları üniversitelerine döndü." deniliyor ama durum bu değil. Danıştay incelemesine ulaşabilmiş 194 dosyadan sadece, yalnızca 5'i davacılar lehine kesinleşti. Bugün burada, ihraçların 9'uncu yıl dönümünde içinde bulunduğumuzu umduğumuz yeni süreçte hukuksuzluk namına destan yazdığı açık olan bu sürece son verilmesi çağrısı yapmak istiyorum. Buna son verilmeli, ülke ve üniversite bu utançtan kurtarılmalıdır. Barış akademisyenleri görevlerine geri dönmelidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)