| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 60 |
| Tarih: | 12.02.2026 |
HASAN KARAL (İstanbul) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karayolları Trafik Kanunu'nu görüşürken meseleyi yalnızca teknik düzenlemeler, hız sınırları ya da ceza oranları üzerinden ele almak konunun özünü ıskalamak olur. Bugün burada tartıştığımız başlık esasen, devletin vatandaşla kurduğu ilişki biçimini, hukuk anlayışını ve güven zeminini doğrudan ilgilendirmektedir.
Trafik günlük hayatın sıradan bir alanı gibi görünse de vatandaşın devletle en sık ve en doğrudan karşı karşıya geldiği alanlardan biridir. Bu nedenle burada kullanılan dil ve yöntem vatandaşın devlete dair kanaatini şekillendirir, kamu gücünün nasıl ve hangi niyetle kullanıldığını açıkça ortaya koyar. Bu noktada hukuk devletinin belkemiğini oluşturan temel bir ilkeyi hatırlatmak zorundayız. Yargıtay içtihatlarının da açıkça ortaya koyduğu üzere hukuk devletinde devlet vatandaşına tuzak kurmaz. Bu ilke soyut bir söylem değil devletin vatandaşına hangi niyetle yaklaştığının açık bir ifadesidir. Devlet kural koyar, denetim yapar, ceza uygular; buna kimsenin itirazı yoktur ancak vatandaşı farkında olmadan hataya sürükleyen, denetimi pusuya dönüştüren, cezayı kamu düzeninin aracı olmaktan çıkarıp başlı başına bir amaç hâline getiren her yaklaşım hukuk devletinin ruhuyla çatışır ve güven zeminini aşındırır. Bizim hukuk geleneğimizde adalet yalnızca ulaşılan sonuca göre değil o sonuca giderken izlenen yolun meşruiyetine göre değerlendirilir. Bu kadim anlayış İslam hukukunun külli kaidelerinde yerini bulmuş, Osmanlı'nın medeni kanunu niteliğindeki Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'de açıkça ifadesini bulmuştur, hileyle hüküm batıldır. Bu ilke, devlet dâhil herkes için bağlayıcıdır. Hukuk devletinde denetim düzen kurmak için vardır ancak bu teklif cezayı artıran ve yetkiyi genişleten bir yaklaşımı öne çıkarırken denetimin sınırları ve hukuki güvenlik konusunda açık bir çerçeve ortaya koymamaktadır. Bu belirsizlik, teknik eksiklikten ziyade sahada doğrudan hissedilen bir güven sorununa dönüşmektedir. Nitekim teklifin gerekçesinde trafik kazalarının azaltılması ve can güvenliğinin sağlanması hedefi dile getirilmektedir. Elbette bu hedef hepimizin ortak sorumluluğudur ancak sahadaki gerçeklik bu sonuca yalnızca ceza artışlarıyla ulaşılamadığını açıkça göstermektedir. Her yıl milyonlarca trafik cezası kesilmesine rağmen hız ihlalleri başta olmak üzere pek çok temel sorun varlığını sürdürmektedir. Denetim sıklığının düşük kaldığı bölgeler, altyapı eksiklikleri giderilmemiş yollar, eğitim ve bilinçlendirme ayağı ihmal edilen uygulamalar ortadayken çözümün yalnızca ceza miktarlarını artırmakta aranması kamuoyunda ciddi bir adalet sorgusu doğurmaktadır. Vatandaş kuralın kendisini korumak için mi var olduğunu yoksa cezaya zemin hazırlayan bir araç hâline mi geldiğini sorgulamaktadır. Teklifte bazı ihlaller için öngörülen yaptırımlar yüzde 100'leri aşan, kimi durumlarda yaklaşık yüzde 3.600'e varan oranlarda artırılmaktadır. Bu ölçekte ve bu hızda yapılan artışlar cezayı caydırıcılıktan uzaklaştırmakta, ölçülülük ilkesini ciddi biçimde tartışmalı hâle getirmektedir. Bu tablo denetimin hangi ilkelere dayanması gerektiğini de açıkça ortaya koymaktadır. Vatandaşın önceden öngöremeyeceği ani ve orantısız yaptırımlar uygulanmamalıdır. Denetim, düzeni kuran ve güven üreten bir araç olmalı, belirsizlik doğuran bir baskı mekanizmasına dönüşmemelidir. Denetim yetkileri genişletilirken bu yetkinin hangi sınırlar içinde ve hangi güvencelerle kullanılacağı açık biçimde tanımlanmalıdır. Hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik her düzenlemenin vazgeçilmez ölçütü olmalıdır. Denetim, vatandaşın, devleti karşısında kendini güvende hissettiği bir zemine mutlaka oturtulmalıdır. Bu nedenle, bugün ele aldığımız mesele ceza maddeleriyle sınırlı görülmemeli, trafik güvenliği, denetim, altyapı, eğitim ve adalet duygusunu birlikte esas alan bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalıdır; kalıcı sonuç ancak bu anlayışla elde edilebilir.
Değerli milletvekilleri, bugün burada ifade ettiklerimiz devlet aklına, hukuk anlayışına ve güven temelli bir yönetim sorumluluğuna yönelik açık bir çağrıdır. İzlenecek politika kamu gücünü ölçüyle kullanan kuralı açık ve adaleti görünür kılan bir anlayışa dayanmalıdır çünkü kalıcı kamu güveni insanların gönüllerine dokunarak, kalplerini kazanarak kurulur.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)