| Konu: | Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 61 |
| Tarih: | 17.02.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM AKIN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan, öncelikle Zonguldak'ta göçük altında kalan ve katledilen 2 işçinin yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Bizim için bu açıkçası bir iş cinayetidir, yıllardır yaşadığımız gerçekliğin bir parça daha tekrar edilmesi anlamına gelmektedir.
Şimdi görüşülmekte olan yasa, aslına bakarsanız sadece Millî Parklarla ilgili ya da Tarım Bakanlığıyla ilgili değil, aynı zamanda diğer bakanlıklarla da ilgilidir ve özellikle Çevre ve Şehircilik Bakanlığını doğrudan ilgilendiren bir konu olmasına rağmen maalesef, daha önce de olduğu gibi, başka bakanlıklar üzerinden, konuyu ilgilendiren bakanlık tasfiye edilerek ya da baypas edilerek yapılmış bir yasayla karşı karşıyayız. Şimdi, burada temel problem konusunda anlaşmamız maalesef mümkün değil çünkü biz geçmişten bu yana yaşadığımız bütün yasal düzenlemelerde, özellikle 7554 sayılı Yasa yapıldıktan sonra yaşadığımız pratiği biliyoruz. Bizim açımızdan AKP iktidarı özellikle ekoloji konusunda, çevre konusunda korkunç bir kötülük sistemini örgütlemektedir ve aynı zamanda, emeğe karşı nasıl bir sömürü sistemi yapılmışsa doğaya karşı da aynı şekilde bir sömürü sistemi uygulanmaktadır. Bunu kabul etmek mümkün değildir çünkü yaşadığımız pratik bize açıkça göstermektedir ki bu, bir kısım güzel sözlerle değil, gerçeğin içerisinde yaşadığımız hayatla ilgilidir. Hemen örnek vermek isterim: 7554 sayılı Yasa geçtikten sonra yaklaşık 800 tane ruhsat doğrudan adrese teslim, ihalesiz yapılmıştır, ÇED tasfiye edilmiştir ve adrese teslim yapılmıştır. Sadece bu mu? En son yine, Akbelen ve diğer köylerimizde, 7 köyümüzde 679 tane parsele ve 7 köyün ortadan kaldırılmasına tekabül eden bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kamulaştırma yapılmıştır. Kamulaştırma kimin için yapılmıştır? Aynı zamanda memleket için yapıldığı söylenmektedir ama asla böyle de değildir, bir şirketin ihtiyacını karşılamak üzere yapılmıştır ve bu kamulaştırma orada 7 köyün ortadan kaldırılmasına tekabül eden bir sonuç üretmektedir. Sizin doğaya karşı yürüttüğünüz mücadelede ortaya çıkan gerçeklik şudur: Siz doğayla birleşik, ortak bir yaşam tarzı değil, doğaya hükmetmeye çalışan, yönetmeye çalışan, planlamaya çalışan, orayı bir ticarethane gibi görmeye çalışan bir zihniyetle yönetmeye çalışıyorsunuz ve bunun yarattığı, dünyadaki ve ülkemizdeki ekonomik krizin bir parçası olarak da maalesef arzu etmememize rağmen iklim krizi yaşanıyor ve iklim krizi aynı zamanda inanılmaz bir sorun alanı üretmeye devam ediyor.
Şimdi, burada Genel Müdürümüz de var. Gerçekten millî parklar ve doğal alanlarının korunması meselesi çok önemli bir konu ve şu anda belki de elimizde kalan son koz. Bu kurum eğer bu şekilde korumayı değil, tamamen ticarileştirmeyi önüne koyacak bir yasayı kabul ederse Türkiye'de artık bizim açımızdan değerlerimiz olan, millî parklarımız olan, bir anlamda dokunulmaz hâle gelen zırhlarımız olan konunun da elden gitmesi anlamına tekabül eden bir karardır bu ve bunu kabul etmek de mümkün değildir.
Biz DEM PARTİ olarak insanın doğaya hükmetmesini değil, doğayla birlikte onun bir parçası olarak yaşamasının önemli olduğunu düşünüyoruz. Bugüne kadar insanlığın bu hükmetme, yok etme, sömürme politikasının yarattığı tahribat dünyada olduğu gibi ülkemizde de korkunç bir iklim krizine sebep olmuştur ve ülkemizde de her türlü "doğal" denilen ama doğal olmayan felaketlerin sebebi olmuştur. O nedenle bu zihniyetten vazgeçmediğiniz sürece geleceğe dönük hiçbir toplumsal değer bütünlüğünü sağlama şansı yoktur; tam aksine, doğal varlıklarımız olan ve canlı hayatın tamamıyla ilgili olan bütün varlıklarımız yok edilmeyle karşı karşıyadır ve bunun içerisinde tabii ki yabani hayvanlar da vardır.
Oraya geçmeden önce şunu açıkça söylemek isterim: Şu andaki Genel Müdürlüğün bir kurulma amacı var, bu amacı sizlere okumak istiyorum: Bu kanunun -yani geçmişte var olan, şu anda değiştirilmek istenen kanunun- millî ve milletlerarası düzeyde değerlere sahip millî parkların, tabiat parklarının, tabiat anıtlarının ve aynı zamanda tabiatı koruma alanlarının sağlanması, geliştirilmesi, değerlendirilmesi ve aynı zamanda devam ettirilmesi üzerine kurulmuş bir amacı var. Bu amaçla siz şu kavramları nasıl birbirine getiriyorsunuz, anlamak mümkün değildir. Diyorsunuz ki... Paragraflar içerisinde "koruma" -tırnak içerisinde söylüyorum- aynı zamanda aralarında "işletme" lafı, "tahsis" "izin" "altyapı" "kamu yararı" "zaruret" gibi konular geçmektedir. "Koruma" kavramları ile bunları yan yana buluşturmak mümkün değildir. Siz aslında millî parkları ve bizim bütün tarihsel birikimimiz olan değerlerimizi bu vesileyle ticarileştirmek istiyorsunuz, orada her türlü işletme alanlarını açmak istiyorsunuz. Bakın, buralara eğer herhangi bir şekilde müdahale edilirse oralarda her türlü sonuç olabiliyor; örneğin, bazı yerlerde yangın çıkmasına, bazı yerlerde sel felaketleri olmasına sebep oluyor. Bunun önüne geçmek için millî parkları korumanın bugün aslında çevre koruması bakımından, bütün yurttaşlarımızın anayasal hakkı olan koruma değerleri açısından önemli olduğunu düşünüyoruz.
O nedenle, gelin, bu yasa teklifinde mevcut bu düzenlemelerden vazgeçin çünkü millî parklar meselesi, aslında, bakarsan, bir tarz ticarileştirmenin önüne geçmek bakımından, biraz önce söylediğim gibi, zırhtır bizim açımızdan; bunun kaldırılması anlamına gelen bu sonucu bizim kabul etmemiz mümkün değildir. "Kamu yararı" deniyor ama "Kimin yararı?" diye baktığımızda tamamen şirketlere peşkeş çekildiğini biliyoruz. Doğayı mı düşünüyorsunuz? Asla doğayı düşünmüyorsunuz. Ulaşım konusunda sürdürdüğünüz her türlü çalışmanın aslında doğayı tahrip etmek üzerine kurulmuş bir sistem olduğu görülüyor.
Biraz önceki konuda aslında burada yaşanan bir polemiğe de değinmek isterim. Örneğin, son zamanlarda ülkemizde çok yaygın bir şekilde ve tahminlerin çok üzerinde ve bugüne kadar yaşanmamış şekilde yağmur yağdı ve sel felaketleri oldu. Örneğin, İzmir'de, Aydın'da, Muğla'da ve başka yerlerde birçok insanın maddi, manevi zarar görmesine sebep oldu. Bunu oradaki yerel yönetimlere bağlamak demek, Türkiye'de ve dünyada yaşanan iklim krizini yok saymak demektir; bilim dışıdır, akıl dışıdır ve gerçek dışıdır. Eğer bunları görmeden davranırsanız bugün bu ülkede ve aynı zamanda sahibi olmaya çalıştığınız, ev sahipliği yapacağınız bu COP31'le ilgili sürdüreceğiniz çalışmanın hiçbir kıymeti yoktur çünkü bu ülkede iklim krizinin yarattığı sonuca bağlı olarak bunlar yaşanmaktadır.
Örneğin İzmir'deki var olan sel felaketine bağlı olarak... Yıllardır bir bölgede ormanlaştırma meselesi vardır. İzmir Milletvekilimiz maalesef buradan gitti, bence yaşı yetmiyor herhâlde. 95 yılında İzmir'de sel felaketine bağlı olarak 65 yurttaşımız ölmüştür ve burasının ormanlaştırılması konusunda karar alınmıştır, 1 milyar dolar bütçe ayrılmıştır ve şimdi orada ne yapılıyor biliyor musunuz? Şu anda şehir hastanesi kurulmuş durumda, TOKİ inanılmaz bir şekilde orada konut yapıyor ve geçen gün Cumhurbaşkanı, yasa iptal edilmesine rağmen tekrar orman alanından çıkarma kararı verdi ve şu anda İzmir o bütün dereleriyle, aynı zamanda dere yataklarıyla TOKİ'ye teslim edilmiş durumdadır. Siz bu kadar müdahale ederseniz doğaya o doğa da sizi sel felaketiyle mahveder; gerçeklik budur, bundan kaçamazsınız. Doğayla mücadele etmek, doğaya karşı savaşmak yerine doğayla birlikte yaşamak, onun konusunu, onun alanlarını zorlamamak temel problemdir.
Ve son olarak da şuna değinmek isterim: Yaban hayvanları konusunda burada yapılmak istenen konu gerçekten insanlık dışıdır. Yaban hayvanları üzerinden ticaret yapılmaktadır, ihale yapılmaktadır. Ülkemizde var olan yaban hayvanlarının birçoğu maalesef kalmamaktadır. Bu avlanma sisteminin yarattığı sonuçlara bağlı olarak birçok değerli varlıklarımız, bitkilerimiz, hayvanlarımız, aynı zamanda, yok olmaktadır. Bu yapılmak istenen ihalelerle ticarileşmiş bir hayvan avlanma meselesini kabul etmek mümkün değildir. Bazı vekillerimiz bunu savunarak özellikle daha farklı yapılmak istenen... Ama bu gerçekten insanlık dışı bir durumdur ve canlı hayata müdahale meselesidir. Bunu artık, çağ dışı bir durum olarak görelim ve bunun da düzeltilmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.
Diğer konu da... Millî parkların amacı dışında çıkarılmış olan bu yasa, aynı zamanda, Anayasa'ya aykırıdır. Anayasa'ya aykırı olan bu yasaları hep geçiriyorsunuz ama gördüğümüz durum şu: "Anayasa'ya aykırılık meselesi, bize iletinceye kadar zaten iki yıl geçiyor, biz de gereğini yapıyoruz." diyorsunuz çünkü biz bunu somut olarak İzmir'de, biraz önce bahsettiğim TOKİ'ye verilen ihalelerle gördük. Ruhsat dışı yapılmış olan bir hastane. TOKİ'nin yapılmış olduğu yerin de ruhsat dışı olduğu, 2024 yılında tekrar, bu, ormansızlaştırma konusu da tekrar yapılmış oldu.
Başka bir konuya değinmek isterim: Doğanın hakları meselesi ve iklim meselesi önümüzdeki yıllarda Birleşmiş Milletlerde bir iklim kırımı yasasıyla bütün dünyanın kabul ettiği bir noktaya geliyor. Çağ dışı anlayışınızdan vazgeçin. Dünyanın yeni dönemde kurmak istediği, doğayla birleşik ortak yaşamın gerekli olan iklim kırımına karşı ve onun krizine karşı mücadele etmekte bir ortak geleceğimizi tayin edelim. Aksi takdirde, rantçı, talancı, sömürücü sistemin sorun olmayacağını siz de göreceksiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İBRAHİM AKIN (Devamla) - Devam edeceğim.
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
İBRAHİM AKIN (Devamla) - Biz bu ülkede, geleceğe bir birikim yaratmak istiyoruz; bugünü, sadece bugünü yaşamak istemiyoruz. Geleceğe birikim yaratmadan, onlara toplumsal değer üretmeden, çocuklarımızın geleceğini de düşünmeden yapılacak her şey bencilce; bu ülkeyi sömürmek, doğayı sömürmek anlamına geldiğini ve artık bunun da sonuna geldiğini, kötülüğün de sınırlarının artık sona doğru geldiğini ifade etmek istiyorum. Mevcut ekonomik krizi çözmek için doğayı her alanda sömürerek, onları da bir tarz meta şeklinde görerek sürdüreceğiniz siyasetin de sonu yoktur. Bir gün gelecek sizin içinizde bu, doğayla yüzleşme konusu olacaktır.
Teşekkür ediyorum, sağ olun. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)