| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 62 |
| Tarih: | 18.02.2026 |
BURAK DALGIN (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Şu anda karşımızda, ismi "doğa koruma" olan ama aslında doğa pazarlama ruhu taşıyan bir kanun teklifi var.
Şimdi, bu kanun teklifini madde madde bir ele alalım isterseniz ve değerlendirelim birlikte.
Şimdi, birincisi, gerçek milliyetçilik sadece slogan atmak değildir. Milliyetçilik, bu toprakların havasına suyuna, dağına, ağacına, kurduna kuşuna sahip çıkmak demektir. Maalesef, bu kanunla, üstün kamu yararı kılıfıyla, bu milletin arazileri, millî parkları ticari birer araziye dönüştürülmektedir. Ülkemiz, 4 bin tanesi endemik olmak üzere 12 bin bitki türüne ev sahipliği yapan bir tabiat harikasıdır. Bunların tabii, önemli bir kısmı da millî parklarımızda bulunuyor biliyorsunuz. Nitekim, benim seçim bölgem olan Balıkesir'imizin Kaz Dağları bunun çok güzel bir örneği. Pek çok ormanlık millî parkımız hem bu bitkileri barındırıyor hem de net sıfır emisyon hedefine büyük bir katkı sağlıyor çünkü karbon emisyonlarını bu ormanlarımız emiyor. Üstüne üstlük millî parklarımızın ciddi bir kısmı önemli su havzaları, içme suyu güvenliği açısından da fevkalade önemli bir role sahiptir.
Özetle, millî parklarımız ülkemizin stratejik rezervleri. Yapmamız gereken bunları artırmak. Nitekim, Türkiye'de korunan alanların yüz ölçümümüze oranı yüzde 13 mertebesinde; Avrupa'da bu oran bizim 2 katımız, yüzde 26, uluslararası hedefler de yüzde 30'u işaret ediyor. Gerçek milliyetçilik bizim için bu doğal alanların, bu nadir kıymetlerin muhafaza edilmesi, bunların artırılması ve emanetin sonraki nesillere teslim edilebilmesi. Çok açık söylüyorum: Dağına taşına, kurduna kuşuna sahip çıkamayan ülkesine de sahip çıkamaz.
İkincisi, üzerine söz aldığım maddeyle kurulmak istenen idare anlayışı asla kabul edilemez. Bu maddede idari yaptırım yetkisi taşra teşkilatına devrediliyor. İyi hoş ama bir itiraz yapmak isteyen vatandaş işini orada çözemiyor, Ankara'daki merkeze gitmesi gerekiyor yani yetki taşradaki, yereldeki müdürde ama sorumluluk ve itirazları değerlendirmeye yetkisi Ankara'daki genel müdürlükte yani vatandaşın devlet karşısındaki gücü âdeta kırılıyor, vatandaş bürokratik labirentlere hapsediliyor. Bunu kabul etmemiz mümkün değil.
Üçüncüsü, bu teklif âdeta bir yargısız infaz zihniyetini beraberinde getiriyor; mahkeme kararsız bu yıkım kararından bahsediyorum. Şimdi, arkadaşlar, bir hukuk devletinde idare hem savcı hem hâkim hem de icra memuru olamaz; bu, en temel prensiplere aykırı bir durum. "Ben karar verdim, ben yıkıyorum." diye iş yapmak orman kanunudur, modern bir hukukun parçası değildir. Bu maddeyle millî parklarımızda sadece kaçak yapılar değil, mülkiyet güvenliği de maalesef ihlal edilmektedir.
Dördüncüsü, üzülerek görüyorum ki sıkça karşımıza çıkan bir prensip, bir yaklaşım burada da bire bir karşımızda; nedir bu? Mazbut vatandaşa ceza vermek, yanlış işler yapana af getirmek. Yaban hayatını katleden, yanlış iş yapan avcının cezası; normalde süresiz iptal ediliyordu, şimdi bu süre iki yıla indiriliyor. Yani deniyor ki: "Ya, kardeşim, sen iki yıl bir dinlen gel, gene aynısını yap." Değerli arkadaşlar, huylu huyundan vazgeçmez, bunu çok açık bir şekilde ifade etmemiz lazım. Yanlış yapanın sürekli affedildiği, doğru yapının enayi yerine konduğu, cezasızlığın hâkim olduğu bir adalet anlayışı toplumun vicdanını kanatır. Dolayısıyla yasa dışı avcılığa yapılan bu örtülü affı da temelden reddediyoruz yani milliyetçilik açısından bu işi reddediyoruz, idare anlayışı, orman kanunu açısından reddediyoruz, vatandaşın bürokratik labirentlere hapsedilmesi açısından reddediyoruz ve nihayet, mazbut vatandaşın cezalandırılması açısından reddediyoruz.
Değerli milletvekilleri, maalesef, yine bir mirasyedilikle, yine emanete sahip çıkmamakla, yine nesiller arası adaletsizlikle karşı karşıyayız. Tıpkı Boğaz Köprüsü ve otoyollarını haraç mezat satarak faktoringle kırdırarak nasıl gelecek nesillerin hakkı yeniyorsa burada da aynı yaklaşım var. Mülkiyet hakkının gasbedilmesi, denetimsiz bir yapıya bu işlerin devredilmesi ve "yaptım oldu" anlayışına karşı bu kanuna katılamıyoruz. Teklifin geri çekilmesinin ve yeniden değerlendirilmesinin önemli olduğu kanaatindeyiz.
Bu vesileyle, ramazanınızı tebrik ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)