| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 62 |
| Tarih: | 18.02.2026 |
ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Önümüzde duran metin son yirmi yıldır adım adım inşa edilen bir yönetim anlayışının doğa üzerindeki yeni hamlesini temsil etmektedir. Toprağa, suya, ormana ve doğaya yaklaşımın nasıl şekillendiğini anlamadan bu düzenlemeyi değerlendirmek mümkün değildir. Uzun süredir tanık olduğumuz bir yönelim var, doğal varlıklar ortak yaşamı güvencesi olarak ele alınıyor, koruma ilkeleri yok sayılıyor. Peki, bunun yerine ne yapılmak isteniyor? Doğanın ekonomik değeri öne çıkarılıyor, yaşam alanları yatırım sahası olarak tarif ediliyor, hukuki çerçeve de bu yönelime uygunluk sağlayacak biçimde yeniden kuruluyor. Böyle bir yaklaşımda çevreyi koruyan normların gücü zayıflıyor. Burada tartıştığımız mesele yalnızca ağaçların kesilmesi ya da bir koruma statüsünün daraltılması değildir, konu çok daha geniştir. Doğa üzerindeki tasarruf, aynı zamanda toplumun üretim biçimleri üzerinde kurulan denetim anlamına gelmektedir. Tarımın geleceği, kırsal yaşamın sürekliliği, yerel halkın geçim imkânları bu kararla birlikte belirlenir. Bu nedenle ekolojik meseleler aynı zamanda sosyal adalet meselesidir. Toprağın kim için korunacağı sorusu gelirin kim tarafından paylaşılacağı sorusuyla iç içedir. DEM PARTİ olarak yaklaşımımız nettir: Yaşamı savunan bir doğa politikasını esas alıyoruz. Doğayı piyasa ilişkilerinin nesnesi hâline getiren anlayışa karşı duruyoruz. Koruma alanlarının ticari faaliyete açılmasını kabul etmiyoruz. Hukukun güçlü olanın çıkarlarını kolaylaştıran bir araç hâline getirilmesine itiraz ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki doğanın kaybı en çok yoksulların kaybıdır. En ağır bedeli kırsalda yaşayanlar öder, en derin yıkım geçimini topraktan sağlayan emekçileri vurur.
Değerli milletvekilleri, bu genel çerçeveyi somut bir örnek üzerinde konuşmak gerekirse iktidarın doğa politikalarının gerçek yüzünün en somut biçimi yerelde gün gibi ortadadır. Bugün Bingöl'de yaşananlar tam da bu yaklaşımın sonucudur. Bingöl Ovası kentin en verimli tarım alanlarından biridir. Yıllardır çiftçinin emeğiyle ayakta duran bir üretim alanıdır, tarımsal faaliyetin temel dayanağıdır. Buna rağmen AKP'li Bingöl Belediyesi eliyle bu alanın yapılaşmaya açılması yönünde adımlar atılmıştır. Üstelik bu girişim, tarımı desteklediğini sık sık dile getiren bir siyasal anlayış tarafından yürütülmektedir. Söylem ile uygulama arasındaki uçurum burada açık bir biçimde görülmektedir. Tarım toprağının korunması yönündeki kurumsal itirazlar ortaya konulmasına rağmen süreç ilerletilmiştir, uyarılar dikkate alınmamıştır. Koruma yönündeki değerlendirmeler etkisiz bırakılmıştır, ardından konu belediye meclisine taşınmıştır. Böylece Bingöl Ovası'nın geleceği kamu yararı tartışması gölgesinden farklı bir rotaya sürüklenmiştir. Burada dikkat çekici bir başka boyut daha vardır. İmar kararlarının yalnızca kentleşme ihtiyacıyla açıklanamayacağı görülmektedir. Arazi hareketliliği, rant beklentisi ve belirli çevrelerin ekonomik kazanç arayışı sürecin merkezine yerleştirilmiştir. Toprağın üretim değeri geri plana itilmiş, mülkiyet üzerinden elde edilecek kazanç ön plana çıkarılmıştır. Bingöl Ovası'nın yapılaşmaya açılması geleceğe dair çok önemli bir eşiği ifade ediyor. Bir kez betonla kaplanan tarım toprağı geri kazanılamaz, bir kez parçalanan üretim düzeni kolay onarılamaz, gıda güvencesi zayıflar, kentin ekolojisinin dengesi bozulur. Bu nedenle, bu mesele doğrudan yaşam hakkıyla ilgilidir.
Değerli milletvekilleri, bizler toprağın, suyun ve yaşam alanlarının korunmasından yanayız. Tarım arazilerinin sermaye baskısına teslim edilmesine karşıyız. Yerel halkın iradesini yok sayan planlama anlayışını reddediyoruz. Bingöl Ovası'nın betona kurban edilmesine izin vermeyeceğiz çünkü biliyoruz ki doğayı savunmak, geleceği savunmaktır. Bu nedenle, söz konusu kanun teklifine karşı duruyoruz; yaşamı, emeği ve ortak varlığımızı koruyan bir yaklaşımın mümkün olduğunu hatırlatıyoruz. Doğayla uyumlu bir kalkınma anlayışı kurulabilir; tarımı güçlendiren, kırsalı yaşatan, ekolojik dengeyi gözeten politikalar üretilebilir. Tercih meselesi tam da budur.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)