GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:63
Tarih:24.02.2026

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, bundan tam otuz dört yıl önce 24 Şubat 1992'de gazeteci Cengiz Altun JİTEM ve onun gölgesindeki çeteler tarafından katledildi. Maalesef bu ülkede çok sayıda gazeteci katledildi ama hepsi de faili meçhul olarak kaldı. Cengiz Altun'u katledenler yakalanmadı, arkasındaki karanlık bir türlü aydınlatılmadı.

Bakın, her hafta İstiklal'de, Beyoğlu'nda, Galatasaray Meydanı'nda Cumartesi Anneleri bir araya geliyorlar ve faili meçhullerin aydınlatılması için, adalet arayışı için bir araya geliyorlar. Binlerce faili meçhul var bu ülkede ve bunların hiçbiri aydınlatılmamış ve faili meçhul olarak kalmış; aslında failleri belli, hepimiz çok iyi biliyoruz ama nedense adaletin önüne bu suçlular bir türlü çıkartılamadı.

Gazetecilere yönelik bu saldırı devam ediyor. Evet, çok gazeteci katledildi ama dünyada en çok gazeteciyi hapseden ülkelerin başında geliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -

Buyurun.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Nerede zaten bir hukuksuzluk, adaletsizlik varsa onda ilk 5'e girmede üzerimize yok, bu konuda da ilk 5'teyiz. Evet, en son Alican Uludağ gazetecilik yaptığı için gözaltına alındı ve tutuklandı. Gazetecilik yapmanın suç olduğu bir ülkede demokrasiden, barıştan, toplumsal barıştan zaten bahsetmeniz de mümkün değil.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yeni Adalet Bakanı dedi ki: "Mevzuatta boşluk var." "Mevzuatta boşluk var." deyince inanın heyecanlandık, dedik ki: "Ha, işte, bir Adalet Bakanı geldi, mevzuatta boşlukları yakalayacak ve biz de bu boşluklardan dolayı var olmuş olan toplumun yaşadığı mağduriyetlerden kurtulacağız." Adalet Bakanının "Mevzuatta boşluk var." dediği neymiş biliyor musunuz? Avukatların tutuklularla görüşmesi, bunu bir boşluk olarak nitelendiren bir Adalet Bakanı çıkıyor karşımıza. Yani bu ülkede bunca adaletsizlik varken, bu ülkede bunca hukuksuzluk varken ilk gözüne batan mevzuat boşluğu bu yani tutuklular avukatlarıyla işte gece görüşüyormuş, akşam sekize kadar görüşüyormuş ve bu hakkı ortadan kaldırmak adına buna "mevzuatta boşluk" diyebiliyor. Oysa bugün bu ülkede en büyük adaletsizlik aslında tutuklu yargılamaktan kaynaklanıyor. Bu meseleden dolayı o kadar çok mağduriyet söz konusu iken bir de bu mağduriyeti pekiştirmek üzere avukatların görüş hakkını yani savunma hakkını ortadan kaldırmaya çalışan bir Adalet Bakanı var karşımızda. Tabii, "mevzuatta boşluk" deyince aslında "ilk ele alınacak meseleler" deyince, mesela bir Adalet Bakanı geldiğinde çünkü bir önceki Adalet Bakanına defalarca söylememize rağmen ısrarla bu konuyu ihmal etti, yeni gelen bir Adalet Bakanı mesela buradan başlayabilirdi. Nereden mi? Hasta tutsaklardan, hasta mahpuslardan başlayabilirdi. Hiç oralı değil. Bırakın oralı olmayı, bakın, en son Mehmet Edip Taşar 70 yaşında, 40 kiloya düşmüş, ayakta duracak hâli yok. Adli Tıp Kurumuna gidiyor, Adli Tıp Kurumunda "Yalan söylüyorsun, sen yürüyebilirsin." diyorlar, ayağa kaldırıyorlar, yere düşüyor, yerde sürüklüyorlar. Bu kurum, tıp kurumu olabilir mi? Oradakiler hekim olabilir mi? Böyle bir vicdansızlığın, adaletsizliğin olduğu bu kurum, Adalet Bakanına bağlı. Buradaki adaletsizliği, bu işkenceyi, bu hak gasbını görmeyip avukatların tutuklularla, tutuklu mahpuslarla görüşmesini kafasına takması gerçekten içinde bulunduğumuz vahim durumu bize gösteriyor. Adli Tıp Kurumu bir kere Adalet Bakanlığı bünyesinden çıksın hatta kapatılsın, Türk Tabipleri Birliği bu konuda özerk, bağımsız bir yapı oluştursun, önerimiz budur çünkü bu kurumun tıpla bir ilgisi yoktur. Bu kurum âdeta bir işkence merkezine dönüşmüş durumdadır.

Tabii, bir başka mevzu daha var, burada sürekli dile getiriyoruz, Türkiye'deki cezaevleri sorunu. Şimdi, yeni bir cezaevi meselesi daha var Y ve S tipi cezaevleri. Bunlar kuyu tipi cezaevleri yani insanlar ölmeden mezara girdikleri cezaevleri. Bu cezaevleriyle ilgili bir kere defalarca dile getirdik, dedik ki: "Bu kabul edilemez, bu insan haklarına aykırı, bu evrensel hukuka aykırı, böyle cezaevi yapamazsınız." Bu cezaevlerindeki mahkûmları, mahpusları buradan sevk edin. Bu konuda da bütün dünyada da bir duyarlılık var. Uluslararası bir heyet Türkiye'ye geliyor, kuyu tipi cezaevleri konusunda araştırma yapmak için geliyor, hukukçulardan oluşuyor. Ne yapıyoruz biliyor musunuz? Onların pasaportlarına el koyuyoruz, sınır dışı ediyoruz, bir de dövüyoruz adamları.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Temelli, lütfen tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Ya, bu nasıl bir rezilliktir? Uluslararası bir hukuk kurumu geldiğinde yaptığımız muameleye bakın. Ama biliyoruz neden yapıldığını çünkü o cezaevlerini saklamak istiyorsunuz. Durum o kadar iç acıtıcı bir durumda ki insanın vicdanen, ahlaken kabul edemeyeceği bir şeyi sergiliyor o cezaevleri, siz aklınızca bunu saklayacaksınız. Hayır, saklayamazsınız ve bu cezaevlerinde şu anda kalan mahpusların birçoğu açlık grevindeler. Bu açlık grevlerini duyun, buna kulak verin ve bu cezaevlerini bir an önce kapatın.

Adalet dediğimiz mesele bitmek bilmiyor. Bu meselenin nasıl biteceğini de inanın kestiremiyoruz. Bakın, burada bir süre önce halay çeken kadınların tutuklanmasıyla ilgili bir sorunu dile getirmiştik. Biz bekliyorduk ki bu tür saçmalıklar bir daha yaşanmasın fakat ne oldu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Temelli, lütfen tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Geçen gün Ağrı İl Genel Meclisi üyemiz Mihriban Dal ile annesi Güneş Yaşmin bir düğünde halay çektikleri için ve halay çekerken ellerinde sağladıkları mendil sarı-kırmızı-yeşil olduğu için tutuklandılar. Şimdi, bu renkler Kürt halkının kültürünü, geleneğini, tarihini simgeleyen renkler ve düğünlerde insanlar halay çekerken de bu renklerle halay çekebilir. Ya, halay çekti diye 2 kadın şu anda tutuklu. Bu rezaleti bu ülkeye yaşatanlardan hesap sorması gereken bir makamdır Adalet Bakanlığı çünkü aynı zamanda kendisi HSK'nin de başındadır. Bırakın hesap sormayı, bu tür vakalar giderek yaygınlaşıyor.

Şimdi, bir taraftan, biz barıştan bahsediyoruz, Meclis toplanıyor, görüşmeler yapıyor, raporlar yazıyor değil mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Temelli, son kez uzatıyorum.

Buyurun.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bir barış arayışındayız, Kürt sorununun çözümü için bir çabanın içindeyiz ama Meclis eğer kendi kendine bu işle uğraşacaksa şunu bilsin ki bu sorunun çözümünü biz hayata geçiremeyeceğiz çünkü bu uygulamalar, âdeta, bu sorun çözülmesin diye hayata geçen uygulamalardır. Bu uygulamalara son vermek de öncelikle bu Meclisin görevidir.

Son olarak Sayın Başkan, Mehmet Şimşek'le bitirmek istiyorum her zaman olduğu gibi. Yine çok önemli açıklamalarda bulunmuş, Vergi Haftası'nda konuşmuş, demiş ki "Biz vergi harcamalarını azalttık." Yani bunu nasıl söyleyebiliyor? Çünkü 2024 yılında 2,2 trilyon olan vergi harcaması bu yıl 3,6 trilyona çıkmış. Vergi Haftası'nda Mehmet Şimşek gidiyor, diyor ki "Azalttık." Yani bir de insanlara yalan söylüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Temelli, teşekkür için sürenizi uzatıyorum.

Buyurun.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bitiriyorum.

Başka bir yalan daha söylüyor, bir de diyor ki "Dolaylı vergilerin oranını düşürdük -konjonktürel bir gelişmeden dolayı 4 puan düşmüş- Türkiye'de vergi adaleti var." OECD ortalaması yüzde 35'in altında, Avrupa Birliği ortalaması yüzde 35'in altında; Türkiye'de dolaylı vergiler yüzde 62. Mehmet Şimşek çıkıyor, diyor ki "Dolaylı vergileri düşürdük." Düşürmediniz, hayır, dolaylı vergiler emekçinin üzerinde yük olmaya devam ediyor.

Teşekkür ederim.