| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 64 |
| Tarih: | 25.02.2026 |
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Evet, bu ülkede bir adaletsizlik çarkı çalışıyor. Bu adaletsizlik çarkının hedefinde de hukuk var, demokrasi var, toplumsal barış var, barış var. Biz bu adaletsizlik çarkının durmasını beklerken âdeta hem Adalet Bakanlığı hem mahkemeler bu çarkı hızla çevirmeye devam ediyorlar. "Bu ülkede bunun ölçüsü ne mi?" derseniz cezaevlerine bakın, cezaevlerinde siyasetçiler, özellikle Kürt siyasetçiler var, gazeteciler var, avukatlar var, muhalifler var. Şimdi, bu rakamlarda âdeta dünyada çok çok kötü bir noktadayız, bütün istatistikler bunu gösteriyor, bunu göstermesine rağmen buna devam ediyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Özgürlük İçin Hukukçular Derneği üyesi Avukat Ramazan Demir ceza aldı. Şimdi, neden bunu söylüyorum? Avukat Ramazan Demir, aynı zamanda Selahattin Demirtaş'ın avukatıdır, aynı zamanda çok iyi bir hukukçudur; hem Türkiye'de hem Avrupa'da çok önemli davaları takip etmiş önemli bir hukukçumuz, avukatımız. Peki, neden ceza aldı? Yani bu çarkı anlamak için altını çizmek istiyorum. Ceza almasının nedeni, 2013-2015 yılları arasında -ki kendisi de Şırnaklıdır-Şırnak'ta uygulanan, kendi müvekkillerine uygulanan hak ihlallerini sosyal medyadan paylaşmış. Dolayısıyla bir avukata bu paylaşımlarından dolayı, hem de on yıl önceki paylaşımlarından dolayı ceza vermenin nasıl bir anlamı olabilir, nasıl bir anlayışa hitap edebilir? Bunu kabul etmek mümkün değil ama buradaki niyeti çok iyi anlıyoruz. Dolayısıyla adaletsizlikleri başka adaletsizliklerle kamufle etme anlayışı işte bu kararları karşımıza çıkartıyor.
Adaletsizlik çarkı duruyor mu? Durmuyor. Bakın, başka bir vakadan daha bahsedeceğim size. Biliyorsunuz, bir kent uzlaşısı davası var bu ülkede. Kent uzlaşısını hedefine alan, onu bir kumpas malzemesine çeviren, böyle bir davadan bir terör davası çıkartmaya çalışan bir İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı vardı, bu davalarla terfi etti biliyorsunuz. Dolayısıyla bu davaya dönüp baktığınızda -ibretliktir bu dava- bu davada kent uzlaşısı hedefe konmuş. Kent uzlaşısı nedir? Demokrasi dediğimiz meselenin kalbinde uzlaşı yatar, müzakere yatar, diyalog yatar. Kent uzlaşısı, bir seçim döneminde... Kaldı ki burada, kent uzlaşısı adı konmadan birçok uzlaşıyla buraya gelmiş, milletvekili olmuş birçok parti var ve burada temsiliyeti yükseltmiş bir anlayış. Kent uzlaşısını terör davası diye hedefe koymak kabul edilebilir bir şey değil. Kaldı ki bir yıldır bu gündemde, bir yıldır bu davanın iddianamesi yazılmadı. Bu davadan dolayı tutuklanan herkes neden tutuklandığını bilmeden bir yıl mağdur edildi ve cezaevinde kaldı, hepsi tahliye edildi.
Bir başka mağduriyet, bir itibar suikastı üzerinden bizim yoldaşımız, arkadaşımız, partilimiz, sevgili sosyolog Doktor Azad Barış'a uygulanmakta. Kendisi üzerinden inanılmaz bir mağduriyet var; ne iddianame var ne ortada elle tutulur herhangi bir suçlama var fakat mağduriyet her yeri kaplamış durumda. Bu, Türkiye'nin aslında bir adaletsizlik fotoğrafından başka bir şey değildir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adaletsizlik deyince sadece yargıyla da ilgili değil yaşamın her alanında bunun çalıştığını görüyoruz, bunlardan biri de emek alanı tabii. İşçilere, emekçilere yönelik de çok ciddi bir adaletsizlik mekanizması çalışmaya devam ediyor. Bugünkü örneğimiz İzmir Kınık'tan, Polyak Eynez Enerji ve Madencilik Şirketinin işçilere yapmış olduğu muamele. Ne yapıyor? Bu madende 1.243 işçi var; 1.243 işçinin maaşını aylardır ödemiyor, toplu sözleşmeden kaynaklanan her türlü hakkını gasbediyor, bir de bu işçilerin promosyonlarına el koyuyor. Evet, bu maden şirketinin ortaya koymuş olduğu bir sahne ama bu sadece bununla da sınırlı değil, bugün hangi işletmeye gitsek Türkiye'de artık bu tür adaletsizlikler olağanlaştırmış durumda.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu ülkede iş güvenliği yok, iş güvencesi yok, işçilere yönelik haklar söz konusu değil, sendikal haklar gasbedilmiş, grev hakkı yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Şimdi, böyle bir tabloya baktığımızda âdeta 19'uncu yüzyıl çalışma koşullarından çok daha geriye düşmüş bir Türkiye fotoğrafı karşımıza çıkıyor ve bütün bu hikâyenin arkasında en belirgin şeyler şirketler, maalesef maden şirketleri. Neden bu kadar çok maden şirketi var? Neden bütün Türkiye sahası bu madenlere açılıyor? Çünkü Türkiye ekonomisini bu tür arazilere, maden şirketlerine satarak kurtarmaya çalışan bir zavallı zihniyet var karşımızda. Evet, bu zavallı zihniyet ekonomiyi toparlamanın yolunun ülkenin doğasını katletmekten geçtiğine inanıyor ve katletmeye de devam ediyor.
Bir başka örneği Varto'dan verelim: Varto'da, kalktılar, şimdi, 10 tane köyün arazisini JES'lere yani jeotermal elektrik sistemi üretecek olan şirkete peşkeş çekiyorlar. Oradaki o güzelim doğayı katledecekler; aynı diğer alanlarda, Gabar'da yaptıkları gibi, aynı Diyadin'de yaptıkları gibi.
Jeotermal enerjinin ne olduğunu bilmek isterseniz dönüp Aydın'a bakın, incir bahçelerine bakın. Jeotermal enerji nedeniyle Türkiye ürettiği inciri artık satamıyor, iç piyasaya veriyor çünkü bizim halkımız kanser olabilir, Avrupalılar ama almıyor artık incirinizi; niye, biliyor musunuz? O jeotermal elektrik santrali yüzünden bütün incirler kükürtlü ve şimdi de Varto'nun doğasını katletmeye soyunmuş durumdalar. Doğamızı savunmak zorundayız. Bu maden şirketlerine artık ruhsat verilmemeli, verilmiş ruhsatlar eğer böyle bir ekolojik yıkıma neden olacaksa -ki olur- muhakkak iptal edilmelidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir uyarıda da bulunmak istiyoruz, önemli bir konu: Biliyorsunuz, 6 Şubat daha yakında geride kaldı. Deprem güvenliği, depreme karşı alınacak tedbirler konusunda üzerinde çok konuşuldu fakat bu ülke bir deprem ülkesi, dolayısıyla bu iş ciddi bir mesele, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının konut projesiyle bir arada düşünülecek bir mesele değil. Bakın, en son uyarı Van'la ilgili. Van'ın doğusunda 250 kilometre uzunluğunda bir fay hattında yüksek düzeyde sismik gerilim tespit edildi. Hem Türkiye'deki Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi hem de İngiltere'deki Leeds Üniversitesi tarafından tespit edildi, risk çok yüksek. Van depreminden bugüne kadar geçen zaman içinde Van'ın depreme karşı dayanıklı bir kent hâline gelmediğini çok iyi biliyoruz ama en son örnek Van'a atadığınız kayyumda saklı. Belediye Başkanlığını kazandığımız gün Belediye Eş Başkanlarımızın ilk el attığı konu AKOM'du yani Afet Koordinasyon Merkezini oluşturdular çünkü biliyorlar, Van çok riskli bir kent.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Peki, siz ne yaptınız? Belediye Başkanlarımızı görevden aldınız, yerine kayyum atadınız; bu kayyumun ilk yaptığı iş burayı kapatmak oldu. Kayyum zihniyeti bu çünkü o kayyum oraya kenti soymaya geliyor. Bakın, bu kadar iddialı söylüyorum, o kayyum beş yıl o kentteydi, 9 milyar lira o Belediyeyi borçlandırdı. Gelir gelmez "Kamusal hizmet alanlarına kaynak gitmesin." diye böyle yerleri kapatıp o kaynakları kendi yakın çevrelerine aktarmaya devam ediyorlar. Kayyum aslında çok ciddi bir riskin kapısını açmış durumda. Bu kayyumu görevden alın, Belediye Başkanlarımızı, Eş Başkanlarımızı bir an önce göreve iade edin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bu sadece idari bir uygulama değil; bu, Van halkının aslında karşı karşıya olduğu tehlikeleri önlemek için de gerekli bir adımdır. Bunun hesabını sizden sorarız!
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Van'da durum böyle de Trabzon'da farklı mı? Bakın, bu kadar Trabzon Vekili var, kimse bunu dile getirmiyor, biz dile getirelim. O yaptığınız stadı nereye yaptınız? Trabzon'da gidip yaptığınız o stadın zemini aslında ciddi anlamda bir bataklık zemini ve stat çöküyor. Bu yetmiyor, şimdi ne yapıyorlar biliyor musunuz? Aynı arazinin üzerine Trabzon Şehir Hastanesini yapıyorlar. Ya, bu kadar Trabzon Vekili var, hiç mi Trabzon'a gitmiyorsunuz? Trabzonlular şu anda böyle bir riskle karşı karşıya. Allah muhafaza, düşünsenize o statta 40 bin kişi maç seyrederken orada yaşanacak bir felaketi. Ama kimsenin umurunda değil, tek umurunuzda olan şey inşaat şirketlerine bu kaynakları aktarmak ve dolayısıyla bu devrisaadetin sürmesini sağlamak.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.