| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 64 |
| Tarih: | 25.02.2026 |
AYTEN KORDU (Tunceli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Maalesef yasama faaliyetleri bir süredir ekosistemi yok edecek bir şekilde yaşam alanlarımızı tamamen ticari metaya dönüştürecek şekilde çıkarılmakta. Bakın, İklim Kanunu, Maden Kanunu, bugün görüştüğümüz Millî Parklar Kanunu'na kadar yapılan tüm bu düzenlemeler halkın yoksullaşmasına, göç ettirilmesine, tarım ve hayvancılığın, suların, ormanların, dağın, taşın, toprağın tüm ekosistemin bitirilmesine neden olacak kanunlardır. Doğayı neoliberal politikalarla yok etmeye dönük bu anlayış ülkede âdeta bir ekolojik kırım ve savaş politikası yürütmektedir. Çeteleşen küresel düzen içerisinde köksüzleştirme, sürgün etme ve yaşam alanlarına el koyma yasaları birbiri ardına önümüze getirilmektedir. Şimdi de bu teklif tamamen ticari işletme mantığının öne çıktığı, doğayı korumaktan tamamen uzaklaşan bir teklifle getirilmektedir. Ormanları, meraları, dağları madene açanlar şimdi de millî parklarımıza sırayı getirdi ve millî parklarımızı talan etme teklifi getirmekte. Bu politikalar merkezden yerele kadar uzanan bir hukuksuzluk silsilesini kitabına uydurma çabasıdır.
Değerli arkadaşlar, hukuk ancak tüm canlıların yaşamının adil, koruyucu ve vicdana dayalı bir anlayışla savunursa gerçektir. Aksi takdirde, yapılan iş, toplumun yaşam alanlarına el koyup yasaları bu gasp üzerine uygun hâle getirilmektedir. Değerli vekiller, millî parklar, turistik tesislerin ve altyapı projelerinin sıradan bir yatırım sahası değildir. Bu alanlar insan müdahalesinin en sınırlı olması gereken, biyolojik çeşitliliğin ve ekosistem bütünlüğünün esas alındığı kamusal varlıklardır. Ancak bu düzenleme millî parkları, tabiat alanlarını korumak yerine onları idari ve mali bir tasarruf alanına dönüştürmeyi hedeflemektedir. Anayasa’nın 56'ncı maddesi uyarınca sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını korumakla yükümlüyüz. Bu teklif ise doğal alanları kırk dokuz yıldan doksan dokuz yıla kadar kiraya verme opsiyonuyla gelecek kuşakların yaşam hakkını elinden almaktadır. Bu kuruma hem koruma görevi verip hem de onu kendi geliriyle ayakta kalmaya zorlayan döner sermaye mantığına mahkûm ettiğiniz zaman orada korumanın gerçekleşmesi çok zor, orada ancak ticaret gerçekleşir. Koruma görevi piyasa mantığına bağlanamaz. Gelir artırma baskısıyla hareket eden bir idari yapı doğa lehine bağımsız ve bilimsel kararlar alamaz. Ayrıca, tarafı olduğumuz Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, Bern Sözleşmesi ve Ramsar Sözleşmesi gibi uluslararası metinler korunan alanların statüsünü zayıflatmayı değil güçlendirmeyi öngörmektedir. Gelir artırma baskısıyla hareket eden bir idari yapının bu yükümlülükleri tarafsız ve bilimsel biçimde yerine getirmesi nasıl mümkün olacaktır? Bugün Kaz Dağları, Madra Dağları, Murat Dağları, Munzur Dağları bu yasalarla alınıp satılabilen bir ticari meta hâline getirilmektedir. Acele çıkarılan kamulaştırma yasalarıyla yeni yoksulluklar ve göç dayatılmaktadır. Bakınız, bu anlayışın Dersim'deki yansıması Munzur Vadisi Millî Parkı'dır. 1971'den beri koruma altında olan Munzur; endemik türleri, yaban canlıları ve kutsal kabul edilen su kaynakları ve gözeleriyle sadece ekolojik değil kültürel, inançsal hafıza olarak da bir mirastır. Ancak bugün bu kutsal alanlarımız yoğun rant baskısı, maden ruhsatları ve en acısı "av turizmi" adı altında cinayet projeleriyle kuşatılmış durumdadır. Tarım ve Orman Bakanlığının 2025 ve 2026 avlak haritasına baktığımızda her geçen gün yıllara göre alanların nasıl genişlediği ortadadır. Üstelik yasak alanlar da dâhil, avcılık faaliyetlerinin önüne yeterince geçilememektedir. Değişikliğin ardında yatan gerçek avcılığın önünü sonuna kadar açmak, avlak alanların yönetimini, izinlerini, ücretlerini tamamen ticari bir anlayışla ve geniş yetkilerle donatmaktır. Bakın, 2 tane tablo göstereceğim size: Bu 2022-2023, kırmızı alanlar avlak alanların yasak olduğu yerler. Bakın, bu da yeni ortaya çıkan, yayınlanan 2025-2026, kırmızı avlak alanların nasıl azaldığını buradan göreceksiniz dolayısıyla bu çıkan yasayla beraber avlak yasak olan yerlerin daha da fazla genişleyeceği, ticarileşeceği kesindir. Bu tablolar bir utanç tablosudur. Yaban hayatı bir ihale konusu, bir canlı türünün yaşamı ise bütçe açığını kapatma aracı olamaz. "Hızır'ın keçileri" dediğimiz, kutsallarımız olan yaban keçileri dâhil yaban hayatı yaşayan tüm canlıları parayla avlatmanın neresi doğal korumadır? Cinayetin turizmi, katliamın sporu olamaz. Doğa koruma mevzuatı gelir artırma hedefiyle değil, ekosistemi yaşatma gayesiyle yeniden ele alınmalıdır. Yol yakınken bu teklifi geri çekin. Millî parklarımızı sermayenin değil, halkın ve tüm canlıların ortak varlığı olarak bırakın.
Teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)