GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:64
Tarih:25.02.2026

SEVİLAY ÇELENK ÖZEN (Diyarbakır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sevgili yurttaşlar; üzerinde konuşmakta olduğumuz madde biraz teknik bir madde, yine koruma alanlarına girişteki para cezalarıyla, bunların tahsiliyle, artırılması ve eksiltilmesiyle ilgili teknik bir madde. AKP iktidarları bakımından doğa, bir güzel manzara satılacak bir şey olarak görülmekten, eğer altında değerli bir şey varsa onu kazıp çıkarmaktan başka bir şeyin konusu olmuyor. Ya manzara olarak satılıyor ya da kazılıyor ve büyük bir tahribat yaratılıyor. Yirmi üç yıllık iktidarları boyunca tabiat hep böyle bir boşluk, bir eksiklik gibi görüldü neredeyse ve hep doldurulmaya, hep betonlaştırılmaya çalışıldı. Şimdi, işte, geriye kalan betonlaştırılamamış, altında altın madeni bulunmayan, başka bir şey bulunmayan yerlerde de buraları çevirip piyasalaştırmak ve yine paraya çevrilmeye çalışmaktan ibaret bir teklifle karşı karşıyayız. Bu bir aymazlıktır; bu sadece bir ekonomik aymazlık da değil, aslında varoluşsal bir aymazlık. İnsanın doğayla ilişkisi çok eski, çok köklü bir ilişki. Mitolojiden biliriz, destanlardan biliriz; doğayı hiç tanımadığı, bilmediği, bilime konu etmediği zaman bile ona saygı duymuş, hep onunla başa çıkma yollarını aramış, öfkesini sellerde, depremlerde, yanardağ patlamalarında görmüş ve dindirmeye, teskin etmeye çalışmış; edemediği yerde buna bir anlam bulmaya çalışmış. Dünya ölçeğindeki sanatçılar doğayı varoluşun kendiyle karşılaştığı, kendini gerçekleştirdiği yer olarak görmüş, gözlerini tabiat parçalarına dikmişler. İşte, bakarsınız, Claude Monet, Paul Cezanne hep aynı yeri resmeder; bir bahçeyi, bir dağı çünkü bilirler ki onun her anı ayrı bir değere sahiptir. Bizim Yaşar Kemal için doğa bütün yapıtlarının, başyapıtlarının en önemli karakterinden biridir. Bundan öte, doğa, toprak doyduğumuz yerdir, geri döneceğimiz yerdir. Bu piyasa araştırma bize şunu söylüyor: Burası sizin değil, buraya ancak biletle gidebilirsiniz. Basit bir ücretle karşı karşıya değiliz, bize ait olan bir şeyin bizim olmadığının hatırlatılmasıyla karşı karşıyayız, bunu görüyoruz. Bütün bu yasa teklifinin bize söylediği şey bu. Oysaki oysaki insanoğlu için güzel bir söz vardır "Hayat bir gündür, o da bugündür." diye bunun bilgisine sahip olanlar bir gün döneceğimiz o toprakla başka türlü bir ilişki kurarlar. Bu ilişki üzerine beton döktüğünüz zaman sertleşirsiniz, sevgisizleşirsiniz. Bugün Türkiye'nin neresine gözümüzü çevirsek Kaz Dağları'ndan Cudi'ye, Cerattepe'den Hasandin Yaylası'na bu aymazlığı, bu kendi varoluşunun dibini kazan, kendini sevgisiz, çorak bir varoluşa hapseden şeyi görürsünüz. Biz bunu kabul etmiyoruz.

Bugün seçim bölgem Diyarbakır'a bakıyorsunuz her yerde Kulp'ta Hasandin Yaylası'nda HES'leri görüyorsunuz. Kulp'un Ağaçlı köyünde su kaynaklarına, yaşam alanlarına çok yakın noktalarda GES çalışmalarını görüyorsunuz. Lice'ye gidiyorsunuz, Dicle'ye gidiyorsunuz, Silvan'a, Sur'a gidiyorsunuz her yerde ponza taşı arama, bunun dışında kalker ocakları, hiçbir şey bulunmadığı zaman bir bakıyorsunuz merkez ilçelerden Sur'da bir ABD şirketi eliyle -TransAtlantic Petroleum eliyle- petrol arama faaliyeti için çok büyük bir alana göz dikilmiş. Bunun sonu yok. Bunun bizi getireceği bir yer yok. Bugün birçok maden, enerji ve altyapı projesi için "ÇED gerekli değildir." raporları birbirini takip ediyor. Mütemadiyen projelerle ilgili ÇED Gerekli Değildir" anlayışıyla, işte, bu betonlaştırma, yok etme, boşluk olarak görme anlayışının sonucuyla projelere verilen izinleri görüyoruz; bu, kabul edilemez bir şeydir. Bunun kamu yararıyla bir ilişkisi yoktur, bunun gelecek kuşakların yararıyla bir ilişkisi yoktur; bu, hem bugünü yok eden hem hem hafızayı yok eden hem geleceğimize göz diken bir şeydir. Geleceğe aktarılacak hiçbir şey bırakamıyoruz. İşte, bugün karşımıza çıkan bu kanun teklifinin bütün maddeleri gibi bu maddenin de bize söylediği bundan başka bir şey değildir; bunu kabul etmiyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)