| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 64 |
| Tarih: | 25.02.2026 |
YÜKSEL ARSLAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önümüzde duran bu kanun teklifi teknik bir düzenleme gibi sunulsa da Türkiye'nin doğa koruma anlayışını kökten değiştirmeyi hedeflemektedir. Söz konusu olan yalnızca millî parkların işletilmesi değil doğanın kim için ve ne pahasına feda edileceğidir. Teklifin gerekçelerinde "tabiatın korunması" "sürdürülebilir" ve "kamu yararı" gibi kavramlar sıkça geçiyor ancak düzenlemenin bütününe baktığımızda bu kavramların içinin boşaltıldığını açıkça görüyoruz çünkü bu yasa teklifi korumayı güçlendirmiyor, tam tersine yapılaşmaya ve özel şirketlerin kullanımına açılıyor. Millî parklar ve koruma alanları bugüne kadar bilimsel ilkelere, uzun vadeli planlara dayanıyordu, şimdi bu yapı ortadan kaldırılıyor, yetki merkezi idarede toplanıyor ve denetim mekanizmaları zayıflatılıyor. En çok kullanılan gerekçe ise kamu yararı. Ne yazık ki bu kavram uzun süredir halkın yararına değil sermayenin çıkarlarını koruyan bir kılıf hâline getirildi. Ormanlar, meralar, su havzaları bir gecede alınan kararlarla yatırım alanına dönüştürülebiliyor. Aynı yönetim millî parklar için de uygulanmak isteniyor. "Kamu yararı" denilerek millî parkların bünyesindeki otellerin, konaklama tesislerinin ve altyapı projelerinin önü açılıyor. Üstelik, bu tesisler kırk dokuz yıla kadar, hatta uygun görülürse doksan dokuz yıla kadar özel şirketlere devredilebiliyor. Bu durum doğrudan doğanın kuşaklar boyunca rehin bırakılması anlamına geliyor.
Kıymetli milletvekilleri, şunu açıkça sormak gerekir: Bir Millî parka doksan dokuz yıllık işletme hakkı verilirse orası hâlâ vatandaşın alanı mıdır yoksa bir şirketin mülkü olur mu?
Daha vahimi ise bu düzenlemelerle millî parkların sınırları ve koruma statüleri Cumhurbaşkanı kararıyla da değiştirilebilecek yani bir alan bugün mutlak koruma altındayken yarın idari bir kararla yatırım alanına dönüştürülebilir. Bu durum hukuki güvenliği de ortadan kaldırmaktadır. Aynı anlayışın sonuçlarını daha önce de gördük. Ormanlarda, mezralarda ve zeytinliklerde istisna denilen düzenlemelerin nasıl kalıcı tahribata dönüştüğünü hepimiz gördük. Bunun en bariz örneği, 1959 yılında ülkenin ortak değeri ilan edilen ve Ankara'nın kalbinde yer alan Soğuksu Millî Parkı'nı biliyorsunuz; değerli milletvekilleri, 3 Şubat 2022 tarihinde Ankara Kalkınma Ajansı ile Kızılcahamam Belediyesi arasında "Soğuksu Millî Parkı-Karagöl Sürdürülebilir Turizm Koridoru" adı altında bir sözleşme imzalandı. Bu sözleşmeyle millî park alanının içine lokanta ve büfeler, bungalov evler, günübirlik tesisler yapıldı. Gelinen noktada ne oldu? Millî parkın kullanılma ve işletme biçimi turizm yatırımlarına göre yeniden şekillendi, belediyelere gelir kaynağı oluşturuldu, ticari alanlara dönüştürüldü. Ticari alanlara dönüştürülen yerlerde ise orman alanlarında ağaç kesildi, doğal zemin kazıldı, yaban hayatına insan baskısı getirildi ve bütün bunlar Soğuksu Millî Parkı'nın koruma önceliği esas alınarak değil turizm potansiyeli esas alınarak yapıldı. Şimdi de önümüze getirilen kanun taslağıyla bu modelin tüm ülkeye yayılması hedeflenmektedir. Biz buna itiraz ediyoruz çünkü millî parklar belediyelerin ve yatırımcıların deneme alanı değildir. Unutulmaması gereken şudur: Millî parklar toplumun ortak mirasıdır, böyle kalması lazım, kimsenin babasının malı falan değil.
Gerçek kamu yararı halkın temiz suya erişmesidir, sağlıklı çevrede yaşamasıdır, çocukların beton yerine orman görmesidir. Kamu yararı otel lobilerinde değil, yaşayan ekosistemlerde vardır.
Sonuç olarak, doğa koruma politikaları bilimsel, katılımcı ve gerçekten kamu yararını esas alan bir anlayışla yeniden ele alınmalıdır. Sorumluluk hepimizin omuzlarındadır. Bu yüzden kanunun geri çekilmesini istiyoruz.
Genel kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)