| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 64 |
| Tarih: | 25.02.2026 |
ERSİN BEYAZ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Parklar Kanunu yalnızca bir çevre düzenlemesi değil, aynı zamanda gelecek nesillere bırakacağımız tabiat mirasının nasıl yönetileceğine dair bilgiler veriyor. Bu yönüyle kanun teklifine yalnızca bugünün ihtiyaçları açısından değil, yarının sorumluluğu açısından da bakmak zorundayız. Türk milleti olarak biliyoruz ki tabiatı korumak ile onu kullanmak arasında hassas bir denge vardır. Bu dengeyi kuramadığınızda ya doğayı bütünüyle tüketirsiniz ya da insanın doğadan tamamen koparırsınız. Oysa doğru olan, koruma ile kalkınmayı birlikte düşünebilen planlı ve sürdürülebilir bir yaklaşım olmalıdır. Doğamızı korurken yönetim modelimizin ne kadar katılımcı, ne kadar şeffaf ve ne kadar bilimsel temellere oturtuyoruz. Dört bir yanı cennetten bir köşe olan ülkemizde Göreme Milli Parkı, Kaçkar Dağları, Yedigöller, Karagöl, Uludağ, Kuş Cenneti, Dilek Yarımadası, Büyük Menderes Deltası gibi millî park alanlarımız yalnızca Türkiye'nin değil dünyanın ortak tabiat mirası olarak kabul edilmektedir, dolayısıyla bu alanlara ilişkin yapılacak her yasal düzenleme sadece bugünün yatırım planları değil yarının ekolojik dengelerini de doğrudan etkileyecektir. Ekolojik dengeyi bozacak her karar geleceğimizi de tehlikeye atacaktır.
Kanun teklifinin tartışmalı konularından biri de karar alma süreçlerinin ne ölçüde yerel aktörleri içereceği konusudur. Bugün millî parklarımızın yönetimi büyük ölçüde Tarım ve Orman Bakanlığı ve ona bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir ancak sahadaki gerçeklik bize şunu göstermektedir: Yerel yönetimler, üniversiteler, bölge halkı ve sivil toplum sürece yeterince dâhil edilmediğinde eksiklik hissedilmektedir. Bu aktörler sürece dâhil edilmediğinde koruma politikaları sahiplenilmiyor, denetim zayıflıyor, uygulamalar sürdürülebilir olmaktan uzaklaşıyor. Bu nedenle millî parklar yönetim planları hazırlanırken yerel yönetimlerin, akademik kurumların, bölge halkının temsil edildiği danışma kurulları oluşturulmalı ve bu kurulların görüşleri bağlayıcı nitelik taşımalıdır. Bu yaklaşım, merkezî otoritenin gücünü azaltmaz, aksine kararların sahada uygulanabilirliğini artırır.
Değerli milletvekilleri, millî parklar yalnızca koruma alanı değildir, aynı zamanda kontrollü kullanım alanıdır ancak bu kullanımın kısa vadeli ekonomik getirileri üzerinden değil uzun vadeli ekolojik sürdürülebilirlik üzerinden planlanması gerekir. Bu çerçevede turizm, rekreasyon ve altyapı faaliyetlerine izin verilirken her proje için zorunlu ekolojik etki analizleri yapılmalı ve bu analizler kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Şeffaflık hem yatırımcıyı hem doğayı korur. Güvenin ve şeffaf bilginin olduğu yerde yönetimin eli güçlenir, aksi durum beraberinde sorunları da getirir.
Bir diğer önemli mesele ise denetim mekanizmalarının güçlendirilmesidir. Uygulamada yaşanan en büyük sorunlardan biri, planlanan ile uygulanan arasındaki farkın yeterince izlenememesidir. Bakanlığın konuyu yerinde gözlem yapamıyor olması bir sorundur. Bu nedenle, millî park alanlarında gerçekleştirilen tüm faaliyetler dijital izleme sistemleri üzerinden takip edilmeli ve düzenli raporlar sağlanmalıdır. Bu raporların belirli aralıklarla Türkiye Büyük Millet Meclisi Çevre Komisyonuna sunulması ise hesap verilebilirliği artıracaktır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, alanında uzman milletvekillerinin de bu süreci takip edecek oluşu her anlamda fayda sağlayacaktır. Kavramsal olarak doğayı korumak ile kalkınmayı sağlamak birbirine rakip değildir, birbirini tamamlayan hedeflerdir. Bu bağlamda, bilimsel verilerle hareket etmek, yerel aktörlere aktif rol vermek ülkemizin geleceği adına önemlidir. Bu anlayışla yapılacak her düzenleme hem tabiat varlıklarımızı koruyacak hem de gelecek nesillere yaşanabilir bir Türkiye bırakmamıza katkı sağlayacaktır.
Bu düşüncelerle, teklifin daha katılımcı, daha şeffaf ve daha sürdürülebilir bir çerçevede geliştirilmesi gerektiğini ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)