GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:65
Tarih:26.02.2026

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi selamlıyorum.

Şubatın son günleri Türkiye tarihine, Türkiye siyasi tarihine iz bırakmış günler. Evet, tam bundan bir yıl önce 27 Şubat 2025'te Sayın Abdullah Öcalan barış ve demokratik toplum çağrısıyla çok önemli bir süreci başlatmış oldu. Çok önemli bir süreç çünkü Türkiye'ye dönüp baktığımızda, Türkiye siyasetine dönüp baktığımızda aslında geride bıraktığımız yüzyıl hatta daha ötesinde çok ciddi kırılganlıkları, çatışmaları bünyesinde barındırmış, bir darbe mekaniğinin içine sıkışmış, zaman zaman darbelerle bu tarihi tüketmiş bir geçmişi görüyoruz. O yüzden de bu çağrı çok çok önemli bir çağrıydı. Çatışmanın sonlanması Türkiye'nin barış ve demokrasi yolunda yürüyüşünü güçlendirecekti, hızlandıracaktı. Nitekim geride bıraktığımız yılda bu çağrıya örgütü PKK olumlu yanıt vererek kongresini topladı ve fesih kararı aldı. Sonrasında da bir silah yakma töreniyle silahların bırakılabileceği, bunun hukuki altyapısının, güvencesinin sağlanmasının bu sürece katkı sağlayacağı dile getirildi ve bir komisyon da hayata geçti, önemli çalışmalar ortaya konuldu.

Ne diyordu deklarasyon, çok önemli bir şeyden bahsediyordu: "Artık, silahlı mücadele stratejisi değil, demokratik siyaset stratejisi hayata geçmeli." diyordu. Sayın Öcalan demokratik uzlaşmayı temel bir yöntem olarak savunuyordu ve bunun hayata geçmesi için inisiyatif alıyordu; çok güçlü bir inisiyatif aldı ve şöyle bir söz söyledi -çok önemli bir sözdü- dedi ki: "Günü değil, tarihi kurtarmaktan söz ediyoruz." Evet, tarihi kurtarmak hepimizin boynunun borcu çünkü bakın, şubatın son günleri dediğimizde, yine, hafızalarımızda bir 28 Şubat postmodern darbesi var. O darbeyi yapanlar ne diyordu? "Bin yıl sürecek." diyordu. Tıpkı 1960 darbesini yapanlar gibi, tıpkı 12 Mart 1971 muhtırasıyla darbe yapanlar gibi, tıpkı 12 Eylülcüler gibi o darbecilerin de aklı, kendi nizamlarını, o müesses nizamlarını kalıcı kılmaktı. Ne pahasına? Toplum pahasına, emeğe karşı, kadına karşı, bu ülkede yaşayan halkların özgürlüğüne karşı ve öncelikle de tabii, Kürt halkına karşı. Dolayısıyla Kürt ve Türk barışı aslında bu darbe mekaniğini sonlandıracak en önemli adımdı. İşte, 27 Şubatta İmralı'dan gelen açıklama bunun önünü açtı, o yüzden çok kıymetliydi.

Ve bundan tam on yıl önce, on bir yıl önce, aslında, yine, böyle bir amaçla bir mücadele vardı; bir masa kurulmuştu, yine, bir 28 Şubatta bir Dolmabahçe mutabakatı hayata geçiriliyordu fakat o sürece karşı olanlar, barışa, demokrasiye karşı olanlar, aslında o süreci akamete uğratarak meseleyi buzdolabına kaldırmayı başardılar. Ne oldu? Türkiye, bir on yıl kaybetti; Türkiye, on yıl içinde belki de çok başka bir yerde olabilecekken maalesef, bugün yoğun krizlerin içinde boğulmaya devam etti. Oysa biliyorum, herkesin aslında Türkiye için bir hikâyesi var; demokrasi hikâyesi var, barış hikâyesi var ama bunun nasıl olacağına dair bir türlü ortaklaşamamanın ızdıraplarını yaşayarak bugüne kadar geldik. İşte, şimdi, o büyük buluşmanın, kavuşmanın önemli bir eşiğindeyiz. Bakın, buna bir örnek vermek istiyorum: Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; unutmamak lazım, hafızayı korumak lazım, fikri takip etmek lazım; bundan yirmi yıl önce, 12 Ağustos 2005'te dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Diyarbakır'da konuşuyor ve çok önemli şeyler söylüyor "Sorunun adını koymak lazım; Kürt sorunu." diyor ve bunun çözümüne dair demokrasiden, vatandaşlıktan, eşit yurttaşlıktan, hukuktan bahsediyor. Çok önemli. Ve geride bıraktığımız yirmi yıl boyunca bu konuda atılmış önemli adımların Türkiye'ye nasıl katkı sağladığını, atılamayan adımların da Türkiye'yi nasıl geriye götürdüğünü çok iyi biliyoruz. Bugün de siyasetin birçok kesimi özellikle Komisyon sürecinde yan yana gelerek aynı temennileri dile getirdiler. Evet, meselenin adı nettir, mesele Kürt sorunudur ve Kürt sorununun demokratik çözümünü hep birlikte sağlamakla sorumluyuz. Halklarımıza karşı, bu ülkenin tüm vatandaşlarına karşı bu sorumluluğun gereğini yapmak zorundayız. İşte, o yüzden bir komisyon oluştu, bu Komisyon çalıştı ve bu Komisyon 137 konuşmacı dinledi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Temelli, lütfen tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - 4.318 sayfa tutanak tuttu ve bu tutanaklar çok kıymetli. Bu tutanaklar halkın sesiydi, toplumun sesiydi, talepleri dile geliyordu ve biz bu tutanakları mutlaka okumalıyız. Evet, raporu da okumalıyız ama bu tutanakları da muhakkak okumalıyız, bilmeliyiz, Meclis olarak toplumun, halkın ne istediğinin farkında olmalıyız. Ne istiyordu toplumumuz? Buraya gelenler, gelemeyip de mektubunu, mesajını yollayanlar, kamuoyuna açıklama yapanlar ne istiyordu? Hukuk istiyordu; evet, "Türkiye bir hukuk devleti olsun." diyordu . Ne istiyordu? Anayasal düzende, aslında anayasal bir devlet olarak, aslında bütün bu meselelerin çözülebileceğine dair inancını dile getiriyordu. Ne istiyordu? Barış ama barışın bir yasal zemine, bir hukuki zemine kavuşmasını, bir hukuki güvencenin sağlanmasını istiyordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Temeli, lütfen tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Yani meseleyi geçmişin kodlarıyla, geçmişin kavram setlerinin içine sıkıştırarak, "terör terör" diyerek terör meselesini odağa koyarak değil, geleceğe bakarak, Kürt sorununun artık gerçekten çözümüne odaklanarak yol alınmasını herkes istiyordu, şimdi de yapmamız gereken budur. Evet, şimdi önemli bir aşamadayız, bir yasal sürece geldik, raporun sonrasına geçtik; yasal adımları atmak artık hepimizin sorumluluğudur.

Evet, şubatın yine son günlerindeyiz. Önümüzde mart, mayıs, bahar ayları var ve bu bahar aylarında Meclis kapanana kadar çok hızlı bir şekilde bizden beklenen yasaları muhakkak toplumla buluşturmalıyız. Nedir onlar? Bir kere bu kayyum düzenlemesi, bu utançtan artık kurtulalım. Gerçekten düşünebiliyor musunuz, halkın iradesini gasp eden darbeci bir yöntemden bahsediyoruz, bundan kurtulmamız lazım. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var, Anayasa Mahkemesi kararı var; bunların hayata geçmesini sağlamalıyız. Figen Yüksekdağ'ın, Selahattin Demirtaş'ın, Can Atalay'ın, Osman Kavala'nın...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Temelli, son kez uzatıyorum, lütfen tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Sayın Başkan, o kadar çok kesiliyor ki, o yüzden tamamlayamıyoruz, biliyorum.

BAŞKAN - Efendim, beş dakika aralıksız söz verdik, sonra da...

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Tamamlamamız için insicamımızın da korunması lazım.

Teşekkür ederim.

Can Atalay'ın, Osman Kavala'nın, Tayfun Karaman'ın... Yani, biz bunları uygulamalıyız. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi kararlarının hayata geçmesini muhakkak sağlamalıyız. Yaşlı ve hasta tutsaklar meselesi vardır, cezaevleri meselesi vardır. Yani, bütün bunları çok hızlı bir şekilde düzenlemek, hayata geçirmek ve tabii ki her şeyden önce özel yasanın ayrımcılığı içinde barındırmadan bir an önce hayata geçmesi en önemli meselemizdir ve bunu da hayata geçireceğimize inanıyoruz, başarabiliriz. Bu anlayışın çok hâkim olduğunu artık biliyoruz, toplumun desteğinin çok bariz bir şekilde kendini gündeme getirdiğini biliyoruz; o zaman, şimdi, bunu hayata geçirme zamanıdır.

Yine, bir 28 Şubat, çok değerli...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Evet, teşekkür için açıyorum, buyurun.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Yine, bir 28 Şubat günü, çok değerli edebiyatçı Yaşar Kemal'i kaybetmiştik, onu da yine rahmetle anıyorum. Onun bir sözüyle bitirmek istiyorum: "Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa şimdi en güzel şiir barıştır." diyordu. Evet, bu şiiri ancak hukukla, adaletle ve bu dayanışmayla var edebiliriz.

Teşekkür ederim.