| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 65 |
| Tarih: | 26.02.2026 |
CHP GRUBU ADINA GİZEM ÖZCAN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün burada mutfaktaki yangının kadınların hayatında nasıl bir geçim krizine dönüştüğünü, bütün hayatlarını altüst eden bir güvenlik krizine dönüştüğünü konuşmak için Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım.
Resmî verilere baktığımızda, yıllık enflasyon yüzde 30,89, gıda enflasyonu yüzde 28,31. 2003'ten bu yana fiyatlar ortalama 35 kat arttı, gıda fiyatları ise 49 kat arttı. Bir durup düşünelim, bu ülkede en çok artan şey ne? Ekmeğin, etin, sütün fiyatı yani hayatın kendisi.
Muğla'dan bazı rakamlar vereceğim. Muğla Planlanma Ajansı'nın verilerine göre, Muğla'da hissedilen enflasyon yüzde 94. Bu oran enflasyonun Muğlalıların hayatını nasıl kuşattığını da açıkça gösteriyor. Tabii ki Muğla'daki bu durum ülke genelindeki bölüşüm düzeninin de bir yansıması. Ülkemizde en düşük gelir grubundaki yurttaşlarımız toplam gelirlerin yalnızca yüzde 6,3'ünü alıyor ama harcamalarının yüzde 30,4'ünü ise gıdaya ayırmak zorunda kalıyor. Ülkemizde bu harcamalara baktığımızda, en yüksek yüzde 20 ise gelirin yüzde 48,1'ini alıyor ve gıdaya ayırdığı pay ise yalnızca yüzde 12,8. İşte, size bölüşüm şoku. Peki, bu tablo kadınların hayatını neye dönüştürüyor? Kadınlar geçim krizini yönetme savaşı veriyor, tasarruf artık bir tercih değil bir hayatta kalma stratejisi; kıyafetten kısılıyor, sosyalleşmeden vazgeçiliyor, kırmızı et sofradan kalkıyor; yemek kartı mı alıyor, onunla beraber evine, mutfağına alışveriş yapıyor; fabrika yemek mi çıkarıyor, o fabrikadaki yemek eve taşınıyor. Yoksulluk artık kemer sıkma olmaktan çıktı. Sizin düzeninizde yoksulluk kadınlar için hayattan feragat etmektir. Geçen günlerde Muğla'da pazar yerinde bir kadın hemşehrim "Yaşamıyoruz, sadece nefes alıyoruz." dedi. Bu cümle tüm istatistiklerden çok daha gerçektir. Tekrar ediyorum: Yarattığınız bu yoksulluk düzeninde kadınlar yaşanmıyor, sadece nefes alıyor.
Değerli milletvekilleri, geçim krizi kadınların zamanını da çalıyor ve çarpı 2 sorumluluk yüklüyor onlara. Gündüz güvencesiz işte, akşam evde çocuk bakımı, yaşlı bakımı... Biliyor musunuz, ücretli iş ücretsiz emeği azaltmıyor, aksine toplam çalışma süresini artırıyor. Zaman yoksulluğu artık görünmez bir eşitsizlik değil, kadınları bıktıran bir gerçek. Kadınlar uyuyamıyor, dinlenemiyor, kendine zaman ayıramıyor, hayallerini erteliyor.
Değerli milletvekilleri, gelelim borçlanmaya. Eskiden insanlar ev almak için borçlanıyordu, bugün pazara çıkmak için borçlanıyor. Kredi kartı artık bir yatırım aracı değil âdeta yaşam destek ünitesi, bir borcu kapatmak için başka borç alınıyor. İcra mesajları gündelik hayatın bir parçası hâline geldi. Borç artık istisna değil âdeta bir norm ve borcu üstlenen de çoğunlukla kadınlar. Ama karar hakları da elinden alınmaya çalışılıyor ve işte ekonomik şiddet de tam burada başlıyor. Çalıştırmamak, borçlandırmak, nafaka üzerinden cezalandırmak, maaşa el koymak da bir şiddet. Ekonomik şiddet evin içinde yaşanıyor, barınma krizi ise kadını evin dışında güvencesizliğe itiyor. Barınma krizi derinleşiyor, ucuz kiralar şehirlerin çeperlerinde, kadınlar daha güvencesiz alanlara itiliyor.
Kadınların dayanıklılığı ekonomik adaletsizliği de gizleyemez. Yoksulluk bir insan hakkı ihlalidir, kadın yoksulluğu çok katmanlı bir eşitsizliktir. Kadınlar hem enflasyonun hem patriarkanın yükünü taşıyor, bu yük sürdürülebilir değildir.
Bugün mesele de sadece fiyat artışları değildir, mesele kadınların hayatlarının daralmasıdır ve biz bu daralmayı kabul etmiyoruz. (CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)