| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 67 |
| Tarih: | 04.03.2026 |
NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Parklar Kanunu'yla ilgili teklifin 15'inci maddesi üzerine söz aldım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu maddeyle denetim elemanı, müfettiş geçişine yönelik düzenleme yapılmaktadır. Geçiş için beş yıllık hizmet süresi ve yapılacak sınavda başarılı olma şartı getirilmektedir.
Değerli arkadaşlar, bugün burada yalnızca bir kanun teklifini değil, bu ülkenin ormanlarını, suyunu, kuşlarını, yaban hayatını yani gelecek nesillerimize bırakacağımız mirası konuşuyoruz. Söz konusu teklifin adı "Millî Parklar Kanunu" olsa da bu teklif, millî parkları koruma altına almaktan çıkarıp işletme alanına döndürmektedir. 30 maddelik bu teklif, Çevre Kanunu'ndan Kara Avcılığı Kanunu'na kadar birçok düzenlemeyi değiştiriyor ama ne tali komisyonlarda tartışılıyor ne de sivil toplumun, meslek örgütlerinin, üniversitelerin görüşü alınıyor. Her zaman olduğu gibi oldubittiye getirilen bir torba yasa; noktasına, virgülüne dokunmadan, muhalefeti dinlemeden maddeleri onaylıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)
Anayasa’nın 169'uncu maddesi "Devlet ormanlarının gözetimi ve işletilmesi devlete aittir." diyor. Peki, bu teklif ne getiriyor? Millî parkların yönetimini, işletmesini, tanıtımını, hatta av ve yaban hayatını özel şirketlere devrediyor yani ticarete açarak yargı güvencesini zayıflatıyor. Kırk dokuz yıllığına, yetmedi, doksan dokuz yıllığına. Bir millî parkı şirket mantığıyla yönetmek, kamusal koruma değil, uzun vadeli imtiyaz sözleşmesidir ve bu açıkça Anayasa'ya aykırıdır. Anayasa’nın 56'ncı maddesi ne diyor? "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir." Çevre hakkı ticari bir hak değildir, devredilemez bir kamusal sorumluluktur. Maalesef ki iktidarınız korunacak miras değil, işletilecek potansiyel olarak görüyor millî parkları. Bugün, Türkiye'de 50 millî park, 274 tabiat parkı, 111 tabiat anıtı, 32 tabiatı koruma alanı, 136 sulak alan bulunmaktadır. Bu alanlar beton koridoru değil, biyolojik çeşitlilik koridorudur. Ülkemiz 3 biyocoğrafik bölgenin kesişim noktasıdır. 12 bin bitki türünün yüzde 30'u yalnızca bu topraklara özgüdür yani endemiktir. Bu zenginliği şirket sözleşmelerine teslim edemeyiz, etmemeliyiz. Geçmişte ve bugün hâlâ "kamu hizmeti, kamu yararı" denilerek doğal sit alanlarının nasıl yapılaşmaya açıldığını, nasıl esnetildiğini gördük ve görüyoruz. Bugün aynı esneklik millî parklar için de getiriliyor. "Kamu yararı" adı altında enerji hatları, petrol ve doğal gaz iletişim hatları, altyapı tesisleri için izinler kolaylaştırılıyor. Peki, biz ne diyoruz? Millî parklar taşıma kapasitesine göre yönetilmeli, ziyaretçi baskısı kontrol altına alınmalı, yerel halk karar süreçlerine dâhil edilmeli, bilim temelli yönetim planları uygulanmalı, kaçak avcılığa karşı caydırıcı cezalar getirilmeli; uzman biyologlar, ekologar, ormancılar istihdam edilmelidir; koruma, şirket sözleşmesiyle değil, bilim ve kamu yararı anlayışıyla sağlanmalıdır. Millî parklar yalnızca ağaç değildir; suyun hafızası, toprağın vicdanı, kuşların göç yoludur. Devletin görevi de bu mirası kiraya vermek değil, sonuna kadar korumaktır. (CHP sıralarından alkışlar)
Son olarak da Trakya'da kurulmak istenen nükleer santrale değinmek istiyorum. Kırklareli'de Vize ile Demirköy arasında Longoz Ormanları'nın yanı başındaki orman kıyı bandının 3'üncü nükleer santral sahası olarak işaretlendiği ortaya çıktı yani yıllardır konuşulan iddia artık fiilen bir karar iznine dönüşmüş durumda. Bakın, mesele yalnızca bir enerji tercihi olmayıp Trakya'nın nefesi ve suyu meselesidir. Longoz, Avrupa ölçeğinde nadir bir ekosistemdir. Subasar ormanlar, kıyı kumulları, göller, dereler... Orada atacağınız her yanlış adım suyu, toprağı, balığı, tarımı, turizmi bitirir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin lütfen.
NURTEN YONTAR (Devamla) - Bu alan üst ölçekli planlarda orman, tarım arazisi ve içme kullanma suyu mutlak koruma kararıyla örtüşmektedir. Hâlbuki iktidarınız birinci derecede korunması gereken bu alana "Nükleer yapacağız." diyor. Sormak zorundayız; bu alan kim tarafından, ne zaman, hangi bilimsel etütle nükleer saha ilan edilmiştir? Neden kamuoyundan saklanmıştır? Neden şeffaflık yoktur? Neden katılım yoktur? Trakya'ya nükleer dayatmak ekolojik kumardır. Bu nedenle yer seçimi ve tüm süreçler derhâl şeffaflaştırılmalı, plan hiyerarşisine ve koruma statülerine aykırı hiçbir adım atılmamalıdır. Trakya'nın sularını, ormanlarını, kıyılarını, tarım arazilerini, meralarını oldubittiye getiremez hiç kimse diyor ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)