| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 68 |
| Tarih: | 05.03.2026 |
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Tabii, son konuşmacı olmanın verdiği bir şey var; bir sürü şey kafanızdan geçiyor, bir taraftan, seviyorum "Konuşmaların, kelimelerin gazı kaçıyor." ifadesini ve bir taraftan da gerçekten çok uzun konuşmalar yapılıyor, şeyin anlamı kayboluyor, İç Tüzük'ün, buradaki akışın anlamı kayboluyor. Belki gün içinde paylaştırabiliriz yani yekpare konuşmak yerine Grup Başkan Vekillerine bu konuşma sürelerini Sayın Başkan, belki paylaştırabiliriz. Ben milletvekili arkadaşlarımıza çok büyük haksızlık olduğunu düşünüyorum bu kadar uzun konuşmanın, yoksa ben de aynı şeyi konuşayım demiyorum.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Başkanım, konuşmanızın üç dakikasını benim konuşmama ayırdınız, bence konuya bir girseniz...
BAŞKAN - Sayın Başarır...
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Ali Mahir Bey, merak etmeyin, size daha çok yer ayıracağım, gelecek şimdi, şimdi geleceğim ben size.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Tamam, bekliyorum.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Değerli arkadaşlarım, dün konuştuğumuz üzere, haftaya, 10 Mart Salı günü, Sayın Hakan Fidan Dışişleri Bakanımız ve Millî Savunma Bakanımız Sayın Yaşar Güler Genel Kurulda olacaklar ve Genel Kurulda sunuşları olacak son dönemde yaşanan, dünyada yaşanan bu saldırılarla ilgili olarak. Tüm siyasi partilerin de bu konularla ilgili konuşmalar olacak. Bunu bir kez daha buradan kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.
Bir diğer önemli konu... Tabii, pek çok iyi işler yapılıyor ve önemli konular var fakat bunlar gündem içerisinde zaman zaman kayboluyor. Bunlardan bir tanesi dijital çağda çocuk olmak. Çocuklarımız çok büyük bir tehlike altında ve maalesef, bu tehlikenin en önemli sorumlularını anne babalar oluşturuyor. Anne babalar maalesef sorumsuzca çocuklarının görüntülerini, onların yaptıkları her bir hareketi paylaşıyorlar ve bu, ileriye dönük olarak onların mahremiyetine çok önemli bir zarar veriyor. Hatta zaman zaman sadece anne babalar değil, bazen hekimler, doktorlar, bazen öğretmenler hatta antrenörler ergen olmayan çocuklarımızın bu görüntülerini paylaşarak onların görüntülerinin kötü niyetli insanlar tarafından kullanılmasına maalesef sebebiyet veriyorlar. Ben, buradan bir dikkat anlamında bu konunun, çocuklarımızın mahremiyetinin bize emanet olduğunu ifade etmek istiyorum. Bu konuyla ilgili olarak bu hafta Meclise önemli bir kanun teklifi verdik, belki tam bire bir aynısı değil ama bu konunun devamı niteliğinde. O da 15 yaşını doldurmamış çocuklarımıza artık sosyal ağ sağlayıcıları hizmet sunamayacaklar ve bu hizmetin sunulması konusunda muhakkak yaş doğrulaması yapılacak. Aynı şeyi oyunların kullanımıyla, onların oyunlara erişimiyle alakalı olarak da bir süre sonra bu kanun maddesinin çalışırken de daha detaylı dile getireceğiz. Bu konunun, çocuklarımızın dijital dünyada korunmasının fevkalade önemli bir konu olduğunu hatta Türkiye'nin ve dünyanın geleceği için en önemli konulardan bir tanesi olduğunu vurgulamak istiyorum.
Şimdi, gelelim Ali Mahir Bey'le dün yaptığımız konuşmadan yola çıkarak kamuoyunda oluşan şu tartışma başlıklarına. Kendisi biraz evvel de gösterdi, yine bir gazete kupürü... Çok kötücül bir medyayla karşı karşıyayız. Biz Genel Kurulda birbirimizle tartışırız ama arkadaş olarak da iyi anlaşırız. Kendi aramızda bir sorun var mı? Yok, hiç kimseyle yok; Ali Mahir Bey'le de bizim Genel Kurulun içinde de arkasında da hukukumuz var, hiçbir sorun yaşamıyoruz. Burada yaptığımız konuşmalarda da ben önemli şeyleri samimiyetle konuştuğumuzu düşünüyorum fakat akşam televizyonu saçıyorsunuz, sabah televizyonunuzu açıyorsunuz, yanınızda oturan arkadaşınızın tebessümü dâhil olmak üzere korkunç kötücül bir kampanya yapılıyor. Bunu ben Sayın Ali Mahir'in paylaşarak, paslaşarak yaptığını düşünmüyorum, böyle kötücül bir tavır içinde olmadığına hatta eminim yani fakat bu kötülüğü bize niye yapıyorsunuz? Bu "havuz medyası" denen medya, sizin havuzunuz neden bu kötülüğü yapıyor; bunu anlamakta zorlanıyorum.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bizim havuzumuz yok Sayın Başkanım.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Var, var, bayağı bir havuzunuz var.
Şimdi, şuraya bağlayacağım: Bu hafta, grupta Sayın Özgür Özel "Vallahi, tillahi ben Meclis Başkanının iftarına gelecektim, şöyle bir hadise olmasaydı gelecektim, yuvarlak bir masa olacakmış, o masaya gelip oturacaktım." dedi. Şimdi, kendisi masaya gelip oturmuş olsaydı bu yemekle ilgili bir tartışma olmayacaktı, yemek konusunu... Bakıyorsunuz, dün Meclis Başkanımız bir STK iftarı vermiş, Sayın Murat Emir yani Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili orada oturuyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Menüye de baktım, menünün tamamını okumayacağım yani orada da kendisi patatesli bir bonfile yemiş olmalı, menüde var yani.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Murat Emir mi yemiş?
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Murat Emir, evet.
Şimdi şöyle bir şey oluyor: Kendi oturduğunuz sofraya gelip yemeği yerseniz hesap ödemek niyetiniz de yok yani oturduğunuz sofrada yemeği yiyorsunuz ama hesapla ilgili bir meseleniz yok, hasbelkader gelmezseniz o zaman hesap bize kalıyor ne hikmetse. Mesela, o gün davetli olan pek çok arkadaşımız var, DEM Grubundan arkadaşlarımız var, MHP'den arkadaşlarımız var, bir tane milletvekili olan, genel başkanı olan, bir sürü siyasi partiden arkadaşımız, milletvekilleri o masada oturuyorlar ama ne hikmetse bunun faturası tuhaf bir şekilde bize kalıyor ve Meclise kalıyor, bakın, Türkiye Büyük Millet Meclisine kalıyor. Bugün, ben açtım, şuna baktım, rica ettim, rakamları çıkardım: Türkiye Büyük Millet Meclisinde her gün 600 çalışan arkadaşımız yemek yiyor, tabildot olarak 600'e yakın insan yemek yiyor; farklı restoranlar var, onlarda 2 bine yakın insan yemek yiyor. Geliyoruz, şu Genel Kurulun bulunduğu ana binadaki restoranlarda da en iyi ihtimalle günde 7.500 kişi, en çok olduğu zaman ocak ayında da 11 bin kişi yemek yemiş, 11 bin. Burada 11 bin milletvekili mi var? Bakın, söylüyorum, günlük... Milletvekili sayımız 600, bütçeyi saymazsak hiç 600'ü yan yana görmedim. 11 bin insan, hatta 11.120 kişi yemek yemiş. Bunu yiyenler Anadolu'dan gelen insanlar, misafirler. İşte, Mustafa Bey "Bu hafta bir seferde 100 arkadaşımızın, 100 muhtarımızın yemeği ikram ettik." dedi. İnsanlarımız bu yemekler Meclisin bütçesinden çıkıyor zannediyor. Hayır, bu yenilen yemeklerin bedelini milletvekilleri, sizler, bizler ödüyoruz ve artık şu Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu yemek meselesi yüzünden aşağılanmasından vazgeçebilir miyiz lütfen yani hakikaten olacak şey değil, hakikaten olacak şey değil. Eğer bir önemi ve bir anlamı varsa, bakın, Sayın Başkanımız, kendisi de oruç, dün akşam biz burada çalıştığımız için Genel Kurulun Meclis Başkan Vekillerine ayırdığı alanda biz beraber iftar yapıyoruz -kendisinin menüsünü söylemeyeceğim- hep beraber oturduk arka tarafta, bizim 2 AK PARTİ'li arkadaşımız vardı, diğer bütün arkadaşlarımız CHP'den, DEM'den arkadaşlarımızdı, hep beraber iftar yaptık, biz bunları burada açıklayacak mıyız o oldu, bu oldu diye. "En azını yeriz." diye ifade ediyoruz, en azı da geleneksel bir ifadedir; peynir, ekmek; simit, ekmek; bunu söylediğimizde bu da haber oluyor. Suyla açarız diyeceğim şimdi, "A, vatandaş su bulamıyor." diyecekler, bak, şimdi de onu söyleyecekler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TUBA VURAL ÇOKAL (Antalya) - Sular da yok ama...
YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Ya, devletin sorunu bu mu ya!
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Hoş, Ankara'da su da yok ama...
Değerli Başkanım, şimdi şunu söyleyeceğim: Eğer bu meseleye bir ortak çözüm bulamayacaksak benim önerim şudur -ben grubumla henüz müzakere etmedim, Meclis Başkanımızla da konuşmadım ama benim şahsi önerimdir sürekli de madem bu konunun göbeğindeyiz soyadım da "Zengin" olduğu için- sonuç olarak bizim yapmamız gereken şey, eğer bir meseleyse bu Mecliste çalışan arkadaşlarımız dışında bu Mecliste yemek ikramı yapmayalım, çıkmasın, restoranları da hiç kullanmayalım yani restoranları da gerekiyorsa kapatalım.
YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Memleketin meselesi bu mu Allah aşkına ya?
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Bir saniye, lütfen.
Eğer buysa mesele, daha önce...
YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Tamam da yani dünyanın, Orta Doğu'nun meselesi bu mu Allah aşkına!
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Bağırmayınız.
Daha önce zaten Mecliste...
YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Kaç dakikadır yemek konuşuyorsunuz ya!
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Bağırmayınız. Ben ben soruyorum, bakın, soru soruyorum burada, her zaman Cumhuriyet Halk Partisi, DEM soru sormayacak, ben de sorabilirim. Sonuç olarak bu önemli bir konu.
YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Ayıp ya!
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Sayın Vekilim, siz önemsemiyorsanız dinlemeyiniz, bana da laf atmayınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sosyal medyadan cevap verirsiniz.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Dön dolaş eğer bu Mecliste milletvekilleri bu yemek meselesi yüzünden suçlanıyorsa bu bir meseledir ve bu mesele artık katiyetle bitmelidir. Bunun çözümü hepten kaldırmaksa hepten kaldıralım ama milletvekillerini artık bu yemek üzerinden tahkir etmekten...
YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Memleketin meselesi bu mu?
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Size ne oluyor, anlamadım Arkadaşım.
ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - Sana ne oluyor Kardeş, ya? Senin zoruna mı gitti?
YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Memleketin meselesi yemek mi, iftarı mı, ne bu!
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Nedir mesele? Niye laf atıyorsunuz?
Grup başkan vekiliniz burada. Gelin, grup başkan vekilinize söyleyin, neyinden rahatsızsınız. Size mi söyleyeceğim?
ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - Sen niye rahatsız oldun, siz milletvekili değil misiniz?
YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi ya, yapmayın bunu ya!
ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - Herkes için konuşuluyor burada. Sizin hukukunuzu da savunuyoruz.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri...
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Arkadaşım, ben de aynen bunu söylüyorum Türkiye Büyük Millet Meclisine bu haksızlığı yapmayın, siz de yapmayın. Artık şu yemek meselesi lütfen bitsin. Bu konuyu ben bir daha Sözcü televizyonunda, NOW televizyonunda, Halk TV'de artık bu konuların gündem yapılmasından şiddetle rahatsızım ve bu konunun Genel Kurulda artık bitmesi gerektiğini düşünüyorum. Bitirelim eğer bunun bitmesinin yolu bunu tamamen kaldırmaksa bu yemek konusunu tamamen kapatalım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Zengin, bitirdiniz mi? Sayın Zengin, bitti mi?
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Kapatalım artık ya, yeter!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım...
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Başkanım, açar mısınız.
BAŞKAN - Ama sordum size; hayır, size sordum.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Bir saniye rica edeceğim. Evet, duyamadım.
BAŞKAN - Buyurun tabii.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Ben bitirdim Sayın Başkanım. Yani bu konu, ben hicap ediyorum Genel Kurulda bu konunun konuşulmasından ama Türkiye kamuoyu ve bazı milletvekili arkadaşlarımız bunu ısrarla, ısrarla gündem yapmaktan hicap etmiyorlar. Artık yemek konusunu lütfen bitirelim; ne yapmak gerekiyorsa oturalım konuşalım, Başkanımızla da konuşalım ve bu konuyu bitirelim artık.
Teşekkür ederim.