GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:68
Tarih:05.03.2026

ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Barış ve birliktelik yaşamda ısrarımızın yaşadığımız coğrafya içinde ne denli mühim olduğunu İran'a yönelik saldırılarda görmekteyiz. İran halklarının demokrasi ve eşitlik talebi karşılık bulmalıdır. Jina Mahsa Amini, Hüseyin Penahi ve binlerce Kürt'ü idama mahkûm eden politikaları yakından biliyoruz ama İran'da yaşayan halkların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmeleri ve demokrasi masasında buluşmalarıdır.

Değerli milletvekilleri, bugün görüşmekte olduğumuz bu teklif görünürde bir güncelleme olarak sunulsa da özünde doğayı koruma yerine doğayı rant hâline getirip paylaşma rejimini yaratmaktadır. Bu teklif millî parkları koruma alanı olmaktan çıkarıp işletme alanına dönüştürmesinin yasal zeminini oluşturmaktadır. Bu teklif Türkiye'de hiçbir şeyin koruma altında olmadığını, iktidarın keyfî kanun teklifleri metinleri içerisinde her şeyin yasama eliyle yok olma tehlikesi altında olduğunu bizlere göstermektedir. Değerli milletvekilleri, millî parklar rant üretim sahaları değil ekolojik bütünlüğünün korunduğu, korunması gerektiği istisnayı alanlardır ama bu teklifle birlikte bu alanlarda yıllarca turistik yerlere değil enerji iletim hatlarına, petrol ve doğal gaz boru hatlarına, ulaşım projelerine, haberleşme altyapısına ve çeşitli üstyapı tesislerine izin verilebilmesinin önü açılmalıdır. "Kamu yararı", "zaruret" ve "planlara uygunluk" gibi muğlak kavramlarla koruma statüsü esnetilmekte, doğal alanlar yatırım projelerine açılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu anlayışın sahadaki sonuçlarını hepimiz çok iyi biliyoruz. Tekrar hatırlatalım: 1971'den bu yana millî park statüsünde olan Munzur Vadisi Millî Parkı yüzlerce endemik türe ev sahipliği yapmaktadır. Buna rağmen havza genelinde çok sayıda maden ruhsatı verilmiş durumdadır. Altın ve bakır madenciliğinde kullanılan siyanürlü yöntemlerin yer altı ve yüzey sularına verdiği zarar da ortadadır. Tehdit olarak yok etmeye yeltendiğiniz alanlar yalnızca millî park statüsündeki bölgelerle sınırlı değildir. Peri Vadisi, endemik bitki örtüsü ve kültürel mirasıyla Bingöl'ün ve bölgenin en hassas ekosistemlerinden biridir ancak yıllardır baraj ve maden projeleriyle parçalanma tehdidi altındadır. Vadide yapılacak her müdahale suyun ve yaban hayatının yok edilmesi demektir; etki alanında olan tarımsal alanların, meraların yok edilmesi demektir. Benzer biçimde, Sarım Havzası da madencilik faaliyetleri ve HES projelerinin tehdidi altındadır. Bu havza yalnızca doğal çeşitlilik açısından değil bölge halkının geçim kaynakları, tarımsal üretimi ve su varlıkları açısından da yaşamsal öneme sahiptir. Havza bütünlüğünü bozacak her ruhsat geri dönülmez ekolojik sonuçlar doğuracaktır. Su kaynaklarını, mera alanlarını ve orman ekosistemini tehdit eden bu projeler "kamu yararı" adı altında meşrulaştırılamaz. Biz de Meclis Başkanlığına "Sarma havzası doğal koruma alanı olsun." diye kanun teklifi vermiştik, Peri Vadisi'nin millî park olması için yasama çalışmaları yapmıştık. Allah korumuş, sizin yaptığınız yasalarla ne su korunur ne mera korunur ne vadi korunur; sizin yasalarınızla sadece sermaye korunur, sizin yasalarınızla şirketler korunur, rantı korursunuz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

Bugün iklim krizinin, kuraklığın ve orman yangınlarının ağır sonuçlarını yaşıyoruz. İnsan hareketliliğini artıran enerji ve altyapı projelerini korunan alanlara taşıyan bir yaklaşım, yangın riskini ve ekolojik yok oluşu büyütür. Koruma alanlarını işletmeye açmak, yeni felaketlere davetiye çıkarmaktır. Bu mesele yalnızca çevresel değil aynı zamanda kamusal ve siyasi bir meseledir. Doğal varlıklar halkın ortak yaşam alanıdır. Bu alanların idari takdirle, rant politikalarıyla şekillendirilmesi Anayasa'ya da aykırıdır. Gerçek kamu yararı, doğayı sermayeye tahsis etmek değil gelecek kuşaklara yaşanabilir biçimde aktarmaktır.

Bizler millî parkların ve vadilerin sermaye alanlarına dönüşmesine karşıyız. Doğayı işletme mantığına teslim eden bu düzenlemeye karşı çıkmak yalnızca ekolojik bir tercih değil toplumsal bir sorumluluktur. Bu nedenle, söz konusu teklifin geri çekilmesi, bilim insanlarının, meslek odalarının, ekolojik örgütlerin ve yerel halkın katılımıyla yeniden değerlendirilmesi elzemdir.

Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)