| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 72 |
| Tarih: | 24.03.2026 |
CHP GRUBU ADINA OKAN KONURALP (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Birgün gazetesi muhabiri sevgili meslektaşım İsmail Arı'nın tutuklanması hukukun nasıl araçsallaştırıldığının, gerçeğin nasıl suç hâline getirildiğinin ve iktidarın hakikat karşısında nasıl savrulduğunun son örneğidir çünkü İsmail'in tutuklanmasına gerekçe gösterilen ve kamuoyunca "dezenformasyon yasası" olarak bilinen 7418 sayılı Kanun hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararının karşı oy yazılarında bugün yaşadıklarımız açık olarak öngörülmüştür. Örneğin, dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Aslan karşı oy yazısında "Dava konusu kuralda somut neredeyse tek husus var, o da öngörülen hapis cezasının bir yıldan üç yıla kadar olması, bunun dışında suçun unsurları ve aranan saik tamamen soyut, yoruma ve subjektif değerlendirmeye açık mahiyettedir." demişti. Yüksek mahkemenin üyeliği devam eden isimlerinden Engin Yıldırım da "İfade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı görülmektedir." vurgusu yapmıştı. Partimin yaptığı başvurunun reddi yönünde oy kullanan mahkeme üyeleri bile "Suç ancak gerçeğe aykırı olduğu fail tarafından bilinen bir bilginin sırf halk arasında endişe, korku, panik yaratma düşüncesiyle yayılması hâlinde oluşacaktır. Bu itibarla, anılan şartlardan herhangi birinin gerçekleşmemesi durumunda kuralda düzenlenen suçun oluşmayacağı açıktır." değerlendirmesinde bulunmuştu. Yani başvurumuza onay vermeyenler açısından bile tabloya bakıldığında İsmail'in tutuklanmaması gerekirdi, tutukladınız, tutuklattınız. Şimdi "Biz yapmadık, bağımsız yargı yaptı." diyebilirsiniz ama mevcut tablonun mimarı ve siyasi sorumlusu olduğunuz gerçeğini değiştiremezsiniz. Dolayısıyla, İsmail Arı'nın tutuklanması bir yargı işlemi değil, rejiminizin eseridir. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü mesele yanıltıcı bilgi değildir; mesele hakikatin, gerçeğin, doğru haberin siyasi iktidarın hoşuna gitmemesidir. Hâliyle görüyoruz ki iktidar gerçeği tartışamıyor, gerçeğe cevap veremiyor; bu nedenle, gerçeği söyleyenler, hakikat peşinde koşanlar için sürek avı yürütmeyi tercih ediyor.
Sayın milletvekilleri, korku insani bir duygudur ama korkarak yönetmeye çalışmak da korkunun esiri olmaktan başka bir şey değildir. Ezcümle karşımızda korkunun esiri olmuş, korkunun kontrolüne girmiş bir siyasi iktidar duruyor. Örneğin, koca koca binalara, devasa bütçelere, sınırsız ekran sürelerine, sayfa sayfa manşetlere, sözün özü büyük ölçüde dezenformasyona dayalı bir medya düzenlerine rağmen karşılarına cesur bir gazeteci çıkınca, doğru bir haber çıkınca hemen zora başvuruyorlar, hemen soruşturma, hemen gözaltı, hemen tutuklama. Türkiye Gazeteciler Sendikası 2025 Basın Özgürlüğü Raporu bu gerçeği haykırıyor: 67 gazeteci hakkında 87 soruşturma, 15 gözaltı, 27 dava ve 4 tutuklama. Genç gazeteci arkadaşımız İsmail Arı'nın tutuklandığında söylediği sözler de bu düzenin özeti: "Aile ziyaretimde gözaltına alındığım an kalemimin kırıldığını anladım ancak susmayacağım, gazetecilik kazanacak." İsmail'in sözleri rejimin hakikatle kurduğu düşmanca ilişkinin fotoğrafıdır. Kendilerine muazzam bir güç atfediyorlar ama bir gazetecinin kalemi karşısında telaşa kapılıyorlar, bir gazetecinin kaleminden ürküyorlar. Oysaki sayın milletvekilleri, haklı olan tartışır, haklı olan eleştiriye cevap verir, haklı ve güçlü olan, hakikate karşı hakikatle mücadele eder. Bir iktidarın haklılığı gücü, kuvveti kaç gazeteciyi susturduğuyla ölçülmez; gerçeğe ne kadar tahammül edebildiğiyle ölçülür. Ancak siyasi iktidar gerçeğe tahammül edemiyor ve sertleştikçe, baskıyı artırdıkça ne kadar güçlü olduklarının değil; ne kadar korkuyor olduklarının ve çaresiz olduklarının altını çizmiş oluyorlar. (CHP sıralarından alkışlar) Örneğin, eğer gerçekten yanıltıcı bilgiyle mücadele etmek isteseydiniz, önce bu kayıtsız şartsız sizi destekleyen, ekranları dolduran açık yalanlara bakardınız ama bakmıyorsunuz. Çünkü mesele, bilgi değil; mesele, kimin konuştuğudur. Size, yalan söylemek, iftira atmak, dezenformasyon yapmak serbest; gerçeği yazmak, hakikati savunmak suç. İşte bu nedenle mevcut düzen bir hukuk düzeni değildir; bu, keyfîliğin kurumsallaşması, korkunun refleksidir. Bu refleksin sunucu olarak gazeteci arkadaşlarımız Furkan Karabay'a, Alican Uludağ'a...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
OKAN KONURALP (Devamla) - ...Merdan Yanardağ'a yapılan, bugün İsmail Arı'ya yapılan, yarın gerçeği söyleyen herkese yapılmak isteniyor. Korkularınız büyüdükçe yeni ceza maddeleri yazıyorsunuz, troller itibar suikastlarına girişiyor, sosyal medyadan savcıları seferber ediyorsunuz, gözaltılar ve tutuklama kararlarıyla gözdağı vermeye çalışıyorsunuz. Ama bilinmelidir ki ve bilmeniz gerekir ki gazetecileri susturarak gerçeği ortadan kaldıramazsınız ve günü geldiğinde, bugün hukuku araçsallaştıranlar, adaleti baskının aracı hâline getirenler, sadece siyaseten değil, tarihin vicdanında da mahkûm olacaklardır. (CHP sıralarından alkışlar) Olmamanızın da tek bir yolu vardır. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun oy çokluğuyla kabul ettiğimiz raporunda da vurguladığımız üzere arkadaşlarımızın tutuklanmasına neden olan düzenlemeden vakit geçirmeksizin kurtulmalıyız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OKAN KONURALP (Devamla) - Ve ne yaparsanız yapın, Merdan Yanardağ, Alican Uludağ, İsmail Arı ve sendikacı Mehmet Türkmen yalnız değildir demeye devam edeceğiz. Sizden korkmuyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)