GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:87
Tarih:28.04.2026

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifi çok farklı alanlara dokunan geniş kapsamlı bir teklif olmakla birlikte, biz bu teklife toptan ve önyargıyla yaklaşmıyoruz, doğruya doğru, yanlışa da yanlış diyoruz ancak siz artık bir gelenek hâline getirmekte mahir oldunuz. Olması gereken maddelerin arasına olmaması gereken maddeleri de sıkıştırarak destek verilebilecek düzenlemelerin yanına hak ihtilali doğurabilecek hükümler de koyuyorsunuz, sonra da hepsini bir arada geçirip eleştirilerimizi etkisizleştirmeye çalışıyorsunuz. Biz buna razı değiliz çünkü yasama faaliyeti fırsatçılıkla değil ciddiyetle yapılır; kanun teklifi "Arada kaynasın." mantığıyla hazırlanamaz. Hele ki işin içinde mülkiyet hakkı varsa, yerel yönetimler varsa, vatandaşın tapusu varsa, yapı güvenliği varsa çok daha dikkatli olunmalıdır.

Değerli milletvekilleri, önce hakkı teslim edelim. Bu teklifin içinde desteklediğimiz düzenlemeler de vardır. Mesela, bu teklifte Kat Mülkiyeti Kanunu'nda değişiklikler vardır. Bu maddeleri destekliyoruz ancak eksikleri ve yanlışları konusunda şerh düşüyoruz. Verilen hükümler, uygulamada tereddüde mahal bırakmayacak şekilde kaleme alınmalıdır. Kanun metni yoruma açık bırakılmamalı, uygulamaya yön verecek hususlar açık, net ve anlaşılır biçimde düzenlenmelidir. Site ve apartman yönetimlerinde işletme projeleri için bir önceki yıla göre artış oranı arttıkça açıkça kabul ediliyorsa mesele yoktur. Ancak yeniden değerleme oranına göre artış sadece metrekare bazlı giderlere mi uygulanacaktır, bunu doğrusu merak ediyoruz. Personel giderleri ile hizmet alımı maliyetlerinde ayrıca asgari ücret artışı mı esas alınacaktır? Kanun bunu açıkça söylemezse "Şeffaflık getirelim." derken, yeni ihtilaflar üretmiş olursunuz. Nitekim, burada açıkça söylenmemekte ve yeni ihtilaflara kapı aralamaktadır. Kanun uygulamada yeni karmaşalar üretmemelidir. Çünkü apartman ve site yönetimlerinde uyuşmazlıkların önemli bir kısmı kötü niyetten de ziyade, belirsizlikten doğmaktadır. Hangi kalemin hangi orana göre artacağı açık değilse yöneticiyle malik karşı karşıya gelir. Kanun koyucunun görevi bu ihtilafları azaltmaktır, yeni yorum kavgaları üretmek değildir.

Teklifin 12'nci ve 13'üncü maddelerinde yangın güvenliği bakımından bazı düzenlemeler getirilmektedir. Şantiyede günlük işçilerin ve çalışan ustaların kaydının tutulması, yangın güvenliği kontrollerinin belirli bir sisteme bağlanması ve eksikliklerin giderilmesi için süre öngörülmesi prensip olarak doğrudur. Bu tür hükümler can güvenliği açısından da önemlidir. Hele ki son yıllarda yaşadığımız yangın faciaları hepimize göstermiştir ki denetim kâğıt üzerinde kalıyorsa bedelini vatandaş canıyla ödemektedir. Bu sebeple, burada sadece kural koymak yetmez, o kuralı uygulayacak belediyenin, itfaiyenin, uzman kadronun ve teknik altyapının da hazır olması gerekir, aksi hâlde Meclis burada hüküm kurar, sahada ise eski düzensizlik devam eder. Kanun metnini yazmak kolaydır, esas mesele uygulamadır. Belediyelerin kapasitesi ne olacaktır? İtfaiye teşkilatları bu yükü taşıyabilecek midir? Yetkilendirilecek uzmanların standardı nasıl korunacaktır? Bu sorular cevapsız bırakılırsa iyi niyetli bir düzenleme sahada yeni bir karmaşaya dönüşür.

Teklifin 14'üncü maddesinde de kaçak yapılaşma, sahte belge ve izinsiz beton arzına ilişkin yaptırımlar öngörülmektedir. Sahteciliğe karşı caydırıcılık elbette gereklidir. Kaçak yapıya göz yumulamaz, hazır beton üzerinden kaçak yapı üretimine imkân tanınamaz. Bu yönüyle de düzenlemenin amacı doğrudur fakat burada da ölçü gerekir, tek tip bir sabit ceza her zaman adalet üretmez. Küçük ihmal ile organize usulsüzlüğü aynı kefeye koyarsanız hukuk devleti ne yazık ki zarar görür.

Cezada caydırıcılık kadar orantı da gerekir. Bizim söylediğimiz şudur: 28'inci maddede deprem bölgesindeki ağır hak sahiplerine verilen hibe ve kredilerin haczedilmemesi, teminat gösterilememesi ve ihtiyati hacze konu edilmemesi yönünde düzenleme yapılmaktadır. Bu, sosyal devlet ilkesi bakımından yerinde bir hükümdür. Afetzedenin eline verilen destek başka bir borç ilişkisinin konusu yapılamaz. Yarayı sarmak için verilen destek yeni bir mağduriyetin kaynağı olamaz, bu yaklaşımı olumlu buluyoruz ancak burada da şunu söylüyoruz: Afet hukukunda geçici çözümlerle kalıcı sorunlar ötelenmemelidir. Hak sahipliği, devir, borçlandırma ve teslim süreçleri açık olmalıdır. Afetzede yeni bir bürokratik belirsizliğin içine itilmemelidir.

Değerli milletvekilleri, şimdi gelelim itiraz ettiğimiz maddelere. En ciddi itirazlarımızdan biri 6'ncı maddeyedir. Kooperatiflerde son konut tamamlanana kadar tapu devrinin yapılamaması öngörülmektedir. İlk bakışta koruyucu gibi görünebilir fakat bu hüküm ölçüsüzdür çünkü ucu açıktır, çünkü süresi belirsizdir, çünkü herkes için aynı yasak öngörülmektedir. Mağduriyeti önlemek istiyorsanız ölçülü bir model kurarsınız, belirli bir inşaat seviyesi koyarsınız, belirli şartlar getirirsiniz ama siz ne yapıyorsunuz? Mülkiyet hakkını toptan askıya alıyorsunuz. Oysa mülkiyet hakkı hukuk devletinin temel direklerinden biridir. Siz bir hakkı koruma gerekçesiyle tamamen kilitlerseniz artık dengeyi kaybetmiş olursunuz. Koruma ile yasaklama arasında ölçü vardır, güvence ile bloke etme arasında fark vardır. Bu fark ortadan kalktığında hukuk güvenliği ne yazık ki zedelenmiş olur, bu doğru değildir. İyi niyetli kooperatif ortağını da vurur, 3'üncü kişiyi de vurur, kat karşılığı iş yapanı da vurur, finansman dengesini de bozar yani koruma adına yeni mağduriyet üretir. 11'inci madde de aynı şekilde çok sorunludur. "Sosyal konut alanı" denilerek acele kamulaştırmanın kapsamı genişletilmemelidir. Burada açık konuşmak gerekir. Acele kamulaştırma istisnai bir yetkidir, olağan yönetim aracı değildir. İstisna olan bir yetkiyi olağanlaştırırsanız yarın eğer kamu müdahalesine aynı mantıkla kapı açarsınız. Bu da vatandaşa şu duyguyu verir: Devlet isterse bir gün gelir malıma da toprağıma da hızla el koyabilir. Hukuk devleti, vatandaşına bu konuyu yaşatan devlet değildir. Hukuk devleti, kamulaştırmayı da kuralla, sınırla, denetimle yapan devlettir. Sosyal konut yapmak istiyorsunuz diye vatandaşın tapulu malı üzerinde böylesine geniş bir acele müdahale alanı açamazsınız. Mülkiyet hakkı "Sonra bakarız." denilecek bir hak değildir. Devlet, vatandaşı hızla kamulaştıran değil, hakkını güvence altına alan devlettir. Biz sosyal konuta karşı değiliz. Bir tarafı inşa ederken diğer tarafı tahrip etmek hukukla da kamu yararıyla da bağdaşmaz. Kamu yararı ile hak güvencesi arasında denge kurmak zorundasınız. Üstelik sosyal konut bahaneniz de çoğu zaman işin bahanesi olmaktadır. "Sosyal konut yapıyoruz." diyerek hak sahiplerinin mallarını yok pahasına ellerinden almakta, TOKİ'ye rant sağlayacak yapılaşmalara imza atmaktasınız.

Değerli milletvekilleri, 17'nci madde de yerel yönetimler bakımından son derece sakıncalıdır. Belediyelerin ve bağlı kuruluşlarının şirket edinmesi, ortak olması veya yeni şirket kurması Cumhurbaşkanının iznine bağlanmaktadır. Bu konuda şu soru akıllara gelmektedir: Yerel yönetimler hizmet üretmek için mi vardır, Ankara'dan olur beklemek için mi vardır? Belediye kendi alanında bir karar olacak, bir ortaklık yapacak, bir yatırım aracına girecek fakat dönüp merkezî iktidarın onayını bekleyecek; bu, tam olarak bir vesayettir. Yetkiyi merkeze, sorumluluğu yerele bırakmak idare değil vesayet üretir. Yerel yönetimlerin görevi, mahallî ihtiyaçlara mahallinde cevap üretmektir. Eğer belediye her ekonomik adımında Ankara'dan izin bekleyecekse yerel idarenin anlamı zayıflar. Bu anlayış hizmet üretmez, hizmeti geciktirir. Sorumluluğu yerelde bırakıp yetkiyi merkeze toplarsanız ortaya ne verim çıkar ne de demokrasi çıkar, çıkan şey yalnızca bağımlılık olur. Mahallî idareler yani belediyeler muhalefet tarafından kazanılmaya başlayınca ne hikmetse belediyelerin elindeki imkânlar daraltılmaya başlanmıştır. Böyle bir dönemde hiç kimse bize bunun sadece teknik bir tercih olduğunu anlatamaz. Burada siyasi bir niyet vardır, burada kontrol arzusu vardır, burada yerelin iradesini merkeze bağlama anlayışı vardır.

Değerli milletvekilleri, 18'inci madde de hazine ve kamu kurumlarına ait taşınmazların birbirleri arasında daha hızlı devrini öngörmektedir. Bürokrasiyi azaltma amacı bakımından bu anlaşılabilir bir düzenlemedir. Pratik yönü de vardır fakat hemen arkasından gelen 19'uncu maddede de işler değişiyor, atıl veya kullanılmayan taşınmaz kavramı üzerinden Bakanlığa çok geniş bir alan açıyor. Peki, atıl taşınmaz nedir? Buna kim hangi ölçüye göre karar verecektir, hangi usulle karar verecektir? Bugün kullanılmıyor görünen bir taşınmaz yarın kamu hizmeti için değerlendirilebilir, bir idarenin kısa vadeli tasarrufu başka bir kurumun orta vali vadeli ihtiyacını ortadan kaldırabilir. Bu yüzden böyle kavramlar keyfî değerlendirmeye bırakılmamalıdır. "Atıl" diyerek başlayan süreç kötü yönetilirse kamu malının denetimsiz devrine kadar gider. Bizim itirazımız tam da bu belirsizliğedir; işte, sorun burada başlamaktadır. Muğlak kavramla yetki genişletilmekte, yetkiyi genişlettikçe de denetimi zayıflatmaktasınız, denetim zayıfladıkça da keyfîliği artırmaktasınız. Kanun dediğiniz şey yoruma açık boşluklar üretmemelidir, özellikle mülkiyet alanında hiç üretmemelidir.

Değerli milletvekilleri, 21, 22, 23 ve 24'üncü maddelerde yapı denetimi ve zemin temel etüt sistemine ilişkin hükümler getirilmektedir. Burada amaç olarak denetimi güçlendirme söylenmektedir. Peki, tamam, denetim elbette önemlidir, deprem ülkesinde yaşıyoruz; zemin etüdü, beton kalitesi, laboratuvar sistemi elbette güçlü olmalıdır ama burada da doğru hedef yanlış yöntemle getirilmektedir.

Özellikle 24'üncü maddede Bakanlığa verilen geniş yetkiler ciddi sorun doğurabilecektir; ücret ve pay oranlarını artırma yetkisi veriyorsunuz, bir ilde kaç kuruluşun faaliyet göstereceğine idare karar veriyor, çalışma alanını idarenin takdirine bağlıyorsunuz. Bu ne demektir? Bu, denetim bahanesiyle yeni bir idari kontrol mekanizması kurmak demektir; bu, meslek mensuplarını belirsizliğe itmek demektir; bu, jeoloji mühendisleri açısından kota ve mağduriyet riski doğurmak demektir; bu, çalışma hakkını zedelemek demektir. Biz denetime karşı değiliz; biz belirsizliğe karşıyız, biz keyfîliğe karşıyız, biz teknik düzenlemenin siyasi, idari vesayet aracına dönüşmesine karşıyız.

Çevreyle ilgili 7, 8 ve 9'uncu maddelerde de benzer bir sorun vardır. Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği alanlarda yeni tanımlar getiriliyor, bu yönüyle boşluk doldurma ihtiyacı anlaşılabilir fakat çevre danışmanlık firmasına hem hizmet sunan hem de bildirim yapan yani yarı danışman, yarı ihbarcı bir rol yüklenmektedir. Bu model sağlıklı kurulmazsa güven ilişkisini zedeler, meslek pratiğini bozar, yeni bir belirsizlik doğurur.

Değerli milletvekilleri, kısacası, bu teklifte desteklediğimiz hükümler vardır; Kat Mülkiyeti Kanunu'yla ilgili olumlu maddeler de vardır, yangın güvenliğini güçlendirmeyi amaçlayan hükümler de vardır, afetzedeyi koruyan düzenlemeler de vardır. Bunları inkâr etmiyoruz, bunlara peşinen karşı çıkmıyoruz, hatta bazılarını doğru bulduğumuzu da açıkça ifade ediyoruz ancak siz de şunu duymalısınız: Bir teklifin içinde bazı doğru maddelerin bulunması yanlış maddeleri görünmez kılmaz, bir elde makul düzenleme getirip diğer elde hak ihlali üretirseniz biz buna sessiz kalmayız. "Yangın güvenliği" deyip yerel yönetimi merkeze bağımlı hâle getirirseniz buna itiraz ederiz, "deprem güvenliği" deyip meslek alanını idari takdire teslim ederseniz buna itiraz ederiz çünkü bizim ölçümüz nettir; hukuk devleti, belirlilik, ölçülülük, mülkiyet hakkı vatandaşın devlete karşı güvencesi. İktidarın rahatını değil, milletin hakkını esas alırız; bürokrasinin hızını değil, hukukun sınırını esas alırız; merkezin iradesini değil, milletin emanetini esas alırız. Bu nedenle diyoruz ki doğru olan maddeleri elbette destekleriz ama yanlış olanlara da göz yummayız. Olması gereken maddelerin arasına olmaması gereken maddeleri sıkıştırmayı artık bırakın. Kanun yapmak ciddiyeti doğru düzenlemeleri yanlışların arkasına gizlemek değildir. Bu Meclis oldubittiye getirilecek bir yer değildir, bu kürsü yanlışın üzerini örtecek bir kürsü değildir.

Kanunu getiren zihniyete açık çağrımızdır: Desteklenecek hükümleri getirin, destek verelim; vatandaşın yararına olan düzenlemeleri getirin, yanında duralım fakat mülkiyet hakkını zedeleyen, belediyeleri siyasi iktidarınızın yetkisine bağlayan, teknik alanları idari takdire boğan hükümleri de arada geçsin diye önümüze koymayın diyor, bu düşüncelerle kanun teklifinin geneline ilişkin değerlendirmelerimizi sunuyor; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)