| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 87 |
| Tarih: | 28.04.2026 |
CHP GRUBU ADINA SURURİ ÇORABATIR (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi adına Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde söz almış bulunmaktayım.
Bilmiyorum ne kadar inceleme fırsatı buldunuz. Bugün önümüzde bulunan teklif teknik bir düzenleme değil, bir yönetim anlayışının yasal zemine taşınmasıdır. Bu teklif tapudan kadastroya, imardan çevreye, yapı denetiminden kamu ihale sözleşmelerine, kat mülkiyetinden kooperatiflere, Hazine taşınmazlarından KDV düzenlemelerine kadar 14 tane ayrı kanunda, bir kanun hükmünde kararnamede değişiklik öngörmektedir. Sormak zorundayız, bu kadar farklı alan neden bir torba kanunun içine doldurulmuştur? Meclisin ihtisaslaşmış komisyonları neden devre dışı bırakılmıştır? Kamu İhale Kanunu ile Kadastro Kanunu'nu hangi mantıkla, nasıl ele alabilirsiniz? Bu yaklaşım, yasama kalitesini düşüren, denetimi zayıflatan, şeffaflığı ortadan kaldıran bir yöntemdir. Komisyon sürecinde yaşananlar bu yaklaşımın somut göstergesidir. Etki analizleri sunulmamıştır, önergeler tartışılmadan geçirilmiştir, teknik değerlendirme yapısına imkân tanınmamıştır. Bu tablo şunu açıkça ortaya koymaktadır: Üzülerek söylüyorum, Meclis tartışan değil onaylayan bir yapıya dönüştürülmek istenmektedir. İçerik yoğunluğu bu denli fazla olan bir teklifin Komisyon üyelerine intikal tarihî ile Komisyon görüşmelerine başladığı tarih arasında kısıtlı sürede etkili ve verimli değerlendirme yapma imkânımız olmamıştır. Bu tavrı, Komisyon üyelerinin ciddiye alınmaması olarak değerlendiriyoruz. Teklifte yer alan maddelerin gerekçeleri açıklayıcı olmaktan çok uzak olduğu gibi, katılım sağlayan bürokratların da açıklamaları tatmin edici değil. Komisyonda yer alan, kanuna imza atan vekillerimizin ise teklifin içeriğine ne kadar vakıf olup olmadıkları tartışılır. Bizler bu kanun teklifinin bu şekilde yapılmasını yüce Meclisimize ve vatandaşlarımıza karşı yapılmış bir haksızlık olarak nitelendiriyoruz.
Sayın milletvekilleri, Anayasa'yı dikkate almayan, Anayasa Mahkemesi kararlarını yok sayan, sadece günübirlik çözümleri önceleyen, çoğu kez iş işten geçtikten sonra "önce yap, sonra kural" gereği anlayışıyla geldiğimiz nokta hukuk değil, kanun devletine geçişi pekiştirmektedir. Bu torba yasa teklifinde yer alan kanunların kaçar kez değiştiğine baktığımızda, içinde 10'larca kez değiştirilenden tutun da bir yılda 3-4 kere değiştirilen yasalar olduğunu görüyoruz. Halkımızın gerçek ihtiyaçlarını yok sayarak aynı kanunları defalarca, zamanlı zamansız değiştirerek oluşturulan karmakarışık mevzuat artık vatandaşlarımızın anlamadığı, devlet kurumlarını kör dövüşüne sürükleyen yeni bir düzeni hepimize dayatmaktadır. Sunulan 31 maddelik kanun teklifinde yapı güvenliği, kaçak yapılaşmayla mücadele, dijital dönüşüm, bürokrasinin azaltılması gibi toplumsal mutabakata dayalı olduğu savunulan gerekçelerle sunulmuştur. Bu tekliflerde, yerel yönetimlerde idari vesayetin yanına siyasi vesayeti koyuyorsunuz, merkezi hükûmetin gücünü daha da yoğunlaştırarak baskıyı artırıyorsunuz, afet sonrası dönemde olağanüstü hâl normlarını kalıcılaştırıyorsunuz, Anayasa Mahkemesi kararlarını ne yazık ki gereği gibi yerine getirmiyorsunuz, ne yazık ki halkın beklentilerini değil, birilerinin beklentilerini karşılamaktan öteye geçemiyorsunuz ve bu benzeri yasa tekliflerinde yapılan düzenlemelerde belediyelerimizi hedef alıyorsunuz. Belediyelerimizin gücünü kırmak, belediye yöneticilerinin etkinliğini kırmak, hizmetlerini aksatmak ve engellemek için son dönemde yaptıklarınızı milletimiz çok yakından takip ediyor. Bakın, belediyelere neler yapıyorsunuz, hep beraber dinleyelim. Belediyelerimize İller Bankasından yeterli destek sağlanmazken AK PARTİ'ye transfer olan belediyelere bu destekleri hemen sağlıyorsunuz. Yerel yönetimlerin genel aydınlatma giderleri için ödeyecekleri payları 3 katına kadar çıkarma yetkisi aldınız. Devlet Denetleme Kurulu denetçilerine yetkililerini de genişleterek belediye yöneticilerini doğrudan görevden uzaklaştırma yetkisi verilmesini sağladınız. Belediyeyle çalışan şirketlere kayyum atanması, mal varlıklarına el konulmasının önünü açtınız. Asgari ücret işveren desteğini belediyeler ve bunların kurduğu birlik ve işletmelerden kaldırdınız. Belediyelerin kanun gereği onay vermediği veya yıkım kararı aldığı 50 kadar lisanslı elektrik santrallerinin kaçak inşaatları için imar affı getirip kişilerin ödeyeceği paraların belediyelere değil, hazineye gelir kaydedilmesini sağladınız. Özel yurtlarla ilgili, belediyelerin vermekte olduğu yapı ve inşaat ruhsatları ve çalışma izninin belediyelerimizden alınarak bakanlıklara yani Millî Eğitim Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığına verilmesini sağladınız. Sokak hayvanlarıyla ilgili yasayı değiştirerek belediyelerin mali yükünü katlayacak şekilde vatandaş ile yerel yönetimleri karşı karşıya getirebilecek düzenlemeler yaptınız. Son olarak, Vakıflar Kanunu'nu değiştirdiniz. Yerebatan Sarnıcı'nın İstanbul Büyükşehir Belediyesinden alınmasını, İzmir Meslek Fabrikasında yapılmaya çalışanları halkımız yakından takip ediyor. CHP'li belediyelerle ilgili davalara sürekli aynı bilirkişileri atıyorsunuz. Halkın ihtiyacı olan otobüs, metrobüs ve metro hattı gibi, altyapı yatırımı gibi kredi başvurularını bekletiyorsunuz, onay vermiyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Bravo! İşlerine gelmiyor.
SURURİ ÇORABATIR (Devamla) - Ya, gelirleri belediyelere giden otoparklara bile el attınız. Devlet Su İşlerinin kendi görevi olan baraj yapım bedellerinin ilgili belediyeden talep edilmesi, bitirilmeyen barajlar yüzünden oluşan susuzluk riskini bile bizim belediyelerimize mal etmeye çalışıyorsunuz. Ayrıca, çıkarılan yasaların ötesinde, belediyelerimizi idari ve siyasi baskılarla köşeye sıkıştırmaya çalışıyorsunuz. Amacınızın hukuki değil, siyasi olduğu açıkça görülmektedir.
Bu kanun teklifinin 17'nci maddesiyle birlikte belediye şirketlerindeki hizmet alanını daraltıp belediye şirketlerinin edimini zorlaştırıyorsunuz. Danıştay 8. Dairesinin 24/09/2008 tarihli 2008/4976 sayılı yürütmeyi durdurma kararıyla idarenin yetki aşımı sınırlandırılmış, belediyelerin yerel kent gelirlerini kamusal hizmetlerin finansmanında kullanma önündeki engeller kaldırılmıştır yani belediyelerin hibe yoluyla şirket edinmelerinde o zamanki Bakanlar Kurulu kararı almalarına gerek kalmamıştı. Şimdi, yapılmakta olan bu değişiklik bu kararı kanun yoluyla kapatma çabasıdır. Belediyelerin şirket eliyle halka ucuza götürdüğü ekmeği, suyu halka çok görüyorsunuz. Torba yasalarla 2024 yılında kaybettiğiniz belediyeleri işlevsiz hâle getirip halk ile belediyeleri karşı karşıya bırakmaya çalışıyorsunuz.
Değerli milletvekilleri, teklifin diğer maddelerine gelince, milletvekili arkadaşlarımız maddelere göre görüşlerini aktaracaklar. Bazı maddeler hakkında görüşlerimi aktarmak istiyorum. 21'inci maddede yer verilen "zemin ve temel etüt kuruluşu" tanımı nedeniyle binlerce jeoloji mühendisinin işsizlikle karşı karşıya kalacağı, ayrıca, 22'nci, 23'üncü, 24'üncü maddelerde yer verilen düzenlemeler nedeniyle de yapı denetim sürecine kısıtlamalar getirildiğini görmekteyiz. Deprem ülkesinde yaşıyoruz. Yapı denetim firmalarıyla ilgili Mecliste yapılacak olan düzenlemeler çok önem arz etmektedir.
Teklifin 28'inci maddesinde, maddenin geneline bakıldığında itiraz noktamız şudur: Madde, afetzedelerimizin mülkiyet sorunlarının kısmen çözümü ya da kendi konutunu ürettiği hâlde tapu sorunu yaşayan afetzedelerin taksitli ödeme süreçlerinin kolaylaştırılması, depremzedelerin konut üretmek amacıyla çektiği kredilerin hacze konu olmaması hükümlerini içermektedir. Ne var ki, madde, AFAD, TOKİ ya da Bakanlığın yürütmesi gereken hizmetler ve uhdelerinde olması gereken yetkilerin Kentsel Dönüşüm Başkanlığına devri ve bunların mali, idari denetimi açısından sorunludur. Teklifle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına ait olan bazı yetkilerin doğrudan Kentsel Dönüşüm Başkanlığına devredilmesi, Başkanlığı kredi tahsis eden ve taşınmaz satışı yapan mali bir yapıya dönüştürmektedir. TOKİ ve Bakanlık haricindeki ayrı bir kamu tüzel kişiliği bulunmayan Kentsel Dönüşüm Başkanlığına bu yeni teklif kapsamında neden yetki aktarıldığı, idari ve mali şeffaflık, özerklik ve sorumluluk hukuku, hesap verilebilirlik açısından son derece tartışmalıdır.
Ayrıca, Mera Kanunu kapsamındaki alanlarda yapılaşma desteğinin köy yerleşik alanı dışına taşırılması, koruma altındaki alanların inşaat alanlarına dönüştürülmesi, yapısal bir genişlemeye işaret etmektedir. Başkanlık bedelsiz devraldığı hazine taşınmazlarını Devlet İhale Kanunu'ndan muaf tutarak rayiç bedel ve belirli indirimlerle satma yetkisine sahip olacaktır. Bu durum, hem saydamlık ilkesine hem de açıklık ilkesine açıkça aykırıdır. Böylelikle, afet yönetiminin odağı sosyal ihtiyaçtan çıkartılıp geniş kapsamlı konut üretimi ve satış sürecine kaydırılacaktır. Bu kanun teklifi Mera Kanunu kapsamındaki alanlara yapılaşma desteğinin köy yerleşik alanı dışına taşırılması bir OHAL kanununun yer yönünden sınırları aşılması anlamına gelmektedir. Devletin, ticari bir gayri menkul yönetimi planlamak yerine, afete maruz kalanlara sosyal devlet ilkesini odağına alan, etkisi OHAL koşullarıyla sınırlı kalacak düzenlemeler yapması gerekmektedir.
Yine, maddelerde Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği ve iptal kararının gereğini karşılamasına yönelik düzenlemeler bulunsa da bu düzenlemeler iptal kararının gereğini karşılamıyor. Örneğin, 7'nci maddede çevre danışmanlık firmalarında çalışacak personelin nitelik ve niceliklerinin kanunla belirlenmesi ve kapsamının belirsiz olmaması gerekmektedir. Öte yandan, 29'uncu maddede iptal kararının gereği yeterince karşılanmamaktadır.
Sonuç olarak, bu kanun teklifi torba kanun teklifiyle yapıldığından temel kanun yapma şekillerine aykırıdır. Bazı maddeler açıkça Anayasaya aykırılık taşımaktadır. Bazı maddeler ise Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gereğini yerine getirmemektedir.
Geçen yıl Kartalkaya'da hiç unutamayacağımız bir yangın felaketi yaşadık. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Teklifte yangının 4 maddeyle getirilmesi önem arz etmektedir. Fakat, ülkemizde binaların yangın konusunda hem teçhizat hem donanım hem eğitim açısından ne kadar eksik olduğunu, ayrıca da ne kadar denetimsiz olduğunu hep beraber gördük. Onlarca yıllardan beri birikerek gelen eksiklikler bakanlıkların, belediyelerin, il özel idarelerinin, itfaiyelerinin teknik donanım ve insan kaynağı eksikliği nedeniyle kontrol edilemez durumda. Yenilenmesi beklenen yangın yönetmeliği bir türlü yayımlanmadı, yetki karmaşası bakanlıklar arasında hâlâ devam ediyor. Ege'deki, Akdeniz'deki turistik tesislerin yangın yönetmeliğiyle ilgili, denetlenmesiyle ilgili, denetlemeler sürmekte, 31 Mayısa kadar süre verilmişti fakat burada da bir karmakarışıklık söz konusudur.
Değerli milletvekilleri, turizm sektörü sadece döviz kazandıran bir alan değildir. Ben Meclisteki tüm grupların milletvekillerine, turizmi yakından takip ettikleri ve destekledikleri için teşekkür ederim. Türkiye'nin dünyaya açılan vitrini güven algısının sahadaki karşılığı, milyonlarca insanın ekmeğiyle ayakta duran stratejik bir kalkınma alanıdır. Bu sektörün dili nettir: Güven varsa talep vardır, güven yoksa sektör durur. Bugün geldiğimiz noktada mesele artık "Turizm iyiye gidiyor mu, kötü mü gidiyor?" tartışması değildir. Mesele, küresel risklerin doğrudan Türkiye'nin turizm omurgasına temas ettiği yapısal bir baskı dönemidir. Orta Doğu'da büyüyen çatışmalar ve Rusya-Ukrayna savaşı yalnızca jeopolitik başlıklar değildir. Bu savaşın gölgesi artık Antalya'nın sahillerine düşmüştür, Ege'nin otellerine düşmüştür, Bodrum'un restoranlarına, İstanbul'un çarşılarına, Van'dan Mardin'e kadar ülkenin dört bir yanına kadar uzanmıştır. Turizm, ekonomimizin yaklaşık yüzde 12'sini oluşturan güçlü ancak aynı zamanda kırılgan bir sektördür. Bu nedenle turizm, sadece ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda bir güven yönetimidir. Turizm yalnızca otellerden ibaret değildir. Bu sektör çiftçinin ürününü, esnafın kazancını, çalışanın gelirini ve 50'den fazla yan sektörü doğrudan etkileyen geniş bir ekonomiyi kapsar. Bu nedenle bugün bu zincirin tamamı ciddi bir risk altındadır. 2026 yılında yaşanan olumsuz gelişmeler, sezonun en kritik başlangıç dönemi olan Nevruz ve Paskalya takvimine denk gelmiş, ülkemize olan talebi daraltmıştır.
İran ve çevre ülkelerden gelen turist sayısında ciddi düşüşler yaşanmış; Elâzığ, Van, Ağrı, Hakkâri, Mardin, Gaziantep, Trabzon gibi şehirlerimizi bu dönemde olumsuz etkilemiştir yani tüm ülkeyi olumsuz etkiliyor yaşananlar.
Bugün sahadan gelen tablo nettir: Rezervasyon hızında yüzde 20-25'e varan yavaşlama, artan iptaller ve turistlerin davranış şekli değişmiştir. Talep tamamen kaybolmamış ancak rezervasyonlar ertelenmeye başlamıştır. Artık erken rezervasyon değil son dakika kararları belirleyicidir. Bu durum, sektörün önünü görmesine mâni olmaktadır.
Bakınız, çok açık söylüyorum: Bu daha bir başlangıç. Eğer bu kriz derinleşirse yaz sezonunda kayıp büyüyecektir, sonbaharda pazar kaybı kalıcı hâle gelecektir ve Türkiye sadece bir sezon değil yıllar sürecek bir rekabet kaybı yaşayacaktır.
Aynı anda rakiplerimizde neler oluyor biliyor musunuz? İspanya doluyor, Yunanistan fiyat artırıyor, İtalya talebi yönetiyor. Biz ne yapıyoruz? Otellerimiz indirim yapıyor, fiyatlarını kırıyor, kârlarından vazgeçiyor, kendi kendine krizi yönetmeye çalışıyor. Türkiye ucuzlayarak ayakta kalmaya çalışıyor, rakipleri pahalılaşarak büyüyor. Bizim için bu tablo sürdürülebilir olmayacaktır.
Bu sadece bir fiyat farkı değildir, bu iki farklı turizm modelidir; biri değer odaklı büyürken, diğeri sadece sayılarla ayakta kalmaya çalışıyor. Değer üretmeyen model uzun vadede pazar kaybetmeye mahkûmdur. İran merkezli kriz sadece talebi düşürmüyor, maliyet baskısını da oldukça arttırıyor. Petrol fiyatlarının arttırılması, jet yakıtının yükselmesi, uçuş maliyetlerinin yükselmesi, belirsizlik nedeniyle uygulanan izinlerle kalifiye personel açığının başlaması bugün sektörün azalan talep ile artan maliyetlerin kıskacı altında kalmasına sebep oluyor. Bu tabloyu doğru okumak lazım, çözüm açıktır: Konaklama vergisinin yarıya indirilmesi veya kaldırılması bu dönemde elzemdir. ÖTV ve vergi yüklerinin hafifletilmesi, enerji ve ulaşım maliyetlerindeki desteğin sağlanması, SGK prim desteği verilmesi, havacılık ve tur operatörüne finansal destek sunulması, bunlar sadece teşvik olmayacaktır, ülke ekonomisine yapılacak olan yatırımlardır.
Tanıtım politikaları güven algısını güçlendirecek şekilde yeniden kurgulanmalıdır. Turizm Geliştirme Ajansının bu dönemde önemli rol üstlenmesi gerekir. İç turizm de bu yapının sigortasıdır, güçlü bir iç pazar kriz dönemlerinde en büyük dayanaktır. Tatil kredisi gibi iç turizmi destekleyici önlemler alınmalıdır.
Ekonomi Koordinasyon Kurulu, ilgili bakanlıklar, Odalar ve Borsalar Birliği, Turizm Geliştirme Ajansı, Bankalar Birliği -ki Covid döneminde çok büyük destek olmuşlardır hem kamu bankaları hem Bankalar Birliği olarak- hava yolu şirketleri, turizmle ilgili sivil toplum örgütleri ve sektör temsilcileri biran önce aynı masaya oturmak zorundadır çünkü turizm Türkiye'nin stratejik ve cari açığa katkıda bulunan en önemli sektördür. Parçalı yönetim ve siyasi ayrışma turizmde kayıp üretir.
Son olarak, şunu ifade etmek isterim: Turizm sektörü zayıf olduğu için değil doğru yönetilmediğinde kırılgan hâle gelir. Unutmayalım, turizmde pazarı kaybetmek ve fiyat düşüşü hızlı olur, pazarı yeniden kazanmak için fiyat artışı ise uzun zaman alır.
Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)