GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:89
Tarih:30.04.2026

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime sevgili Sırrı Süreyya Önder'i saygıyla, minnetle, özlemle anarak başlamak istiyorum. Barış bir ömre bedeldir, Sırrı Süreyya'nın ömrü bu bedellerin en ağırlarından biri oldu. Evet, bir yıl geçti ve bir yıl boyunca barış süreci açısından da önemli gelişmeler yaşandı. İnanıyorum ki bu sürece bugüne kadar yaşadığı ömrü boyunca yapmış olduğu katkının karşılığını mutlaka alacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün konuşmamda Halfeti Belediyesiyle ilgili bir kayyum rezaletini sergiledim; kayyumlara dair bu rezalet her yerde, kayyumun olduğu her yerde söz konusu. Nitekim, burada kürsüye çıkıp belediyelerimizi suçlayanların aklına bir gün bile kayyumlara yönelik bir söz kurmak gelmiyor. Dün de buradan, kürsüden Diyarbakır Büyükşehir Belediyemiz, İpekyolu Belediyemiz suçlandı; hâlbuki orada şunu defalarca izah ettik, dedik ki: Diyarbakır'da da İpekyolu'nda da kayyum tam seçime yaklaşırken bir sürü kişiyi işe almış, bankamatik memuru yapmış; bununla ilgili bir düzeltme yapılmış ve söylendiği gibi rakamlar da söz konusu değil. Belgeyi istedik, şimdi size rakamları sunuyorum: Diyarbakır Büyükşehir Belediyemizden 175 kişi ayrılmış; bu 175 kişinin 62 kişisi emekli olmuş, 13 kişi vefat etmiş, 60 kişi de istifa etmiş, geri kalan 77 kişiden 27 kişi deneme sürecinde işten ayrılmış, yani bahsedilen konuya dair 50 kişi söz konusu. Aynı durum İpekyolu için de geçerli. Şimdi, gerçekler burada, dolayısıyla kayyumları savunmak, Kürt düşmanlığı yapmak yerine bu belgelere, bu gerçeklere aslında vâkıf olup konuşmak gerekir.

Şimdi, kayyum rezaleti bu boyutta da yargı farklı mı? Şimdi, bir de size bir yargı hikâyesi anlatacağım.

Evet, Hakkâri Belediye Eş Başkanımız Mehmet Sıddık Akış dün mahkemede on dokuz yıl altı ay ceza aldı. Mahkeme bu kararı vermişti, dava istinafa gitti, istinaf "Siyasi saiklerle hareket eden bir şeye böyle bir ceza veremezsin." dedi, bozdu, mahkeme kararında ısrar etti. Yani istinafı dinlemedi; usulsüzlüğe bakın! Bu bir; ikincisi, mahkeme bu kararı ne zaman veriyor? Tam da Cumhurbaşkanının dün grup toplantısında söylediği sözlerin üzerine veriyor; bu da çok manidar. Bakın, Cumhurbaşkanı diyor ki: "Olumlu bir atmosfer var, kardeşliğimize saplanan hançeri söküp atacağız." Mahkeme âdeta Cumhurbaşkanına yanıt veriyor.

Durum bundan daha da vahim hatta; nasıl mı daha vahim? Bu mahkeme 2009 yılında açılmış bir soruşturmanın, 2010 yılındaki bir dava sürecinin aslında kararını veriyor. Bu süreçte dava ilerlemiyor çünkü oradaki iddiaların aslı astarı yok, delili yok fakat biz Hakkâri Belediyesini kazanınca Eş Başkanımızla ilgili süreç on üç günde karara bağlanıyor, on üç günde hüküm veriliyor, on dokuz yıl altı ay ve nasıl veriliyor? Şimdi, 2009 yılının iddianamesiyle veriliyor. 2009 yılında Hakkâri'de terörle mücadelede görevli olan, Emniyette görevli olan savcı ve o mahkemenin hepsi aslında şu anda hükümlü cemaat davasından; savcı kaçak, İçişleri Bakanlığının arananlar listesinde yer alıyor ve bu iddianameyle karar veriliyor ve bir de gizli tanık var. Gizli tanık o kadar gerçek dışı beyanlarda bulunmuş ki gizli tanık olduğu bütün davalardan düşürülmüş ama mahkeme, karar verme aşamasında gizli tanığı tekrar davaya dâhil ediyor. Şimdi, bu kadarı artık kabul edilebilir bir şey değil. Bu rezalet dün Türkiye'de, Hakkâri'de hayata geçirildi. Biz bu mahkemeyle ilgili her türlü yasal girişimde bulunacağız, şikâyetlerde bulunacağız. Ama buradan Adalet Bakanına ve Hâkimler ve Savcılar Kuruluna da sesleniyoruz: Harekete geçin, bu kabul edilebilir bir rezalet değildir. İnsanların bu kadar kolay ceza alabileceği ya da bu kadar keyfî uygulamayla yargılanacağı bir durum asla kabul edilemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Temelli, lütfen tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yarın 1 Mayıs; işçi sınıfının Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günü'nü kutluyoruz. Yaşasın 1 Mayıs! (...)(*)

Şimdi, 1 Mayısa giderken tabii ki 1977'yi unutmamak gerekiyor; 1977 yılında 1 Mayıs günü katledilen tüm işçileri de saygıyla anıyorum.

Evet, 1 Mayısa giderken dönüp baktığımızda Türkiye'de işçi sınıfının, emekçilerin yaşadıkları da ortada. Ciddi bir yoksulluk var, ciddi bir açlık var; asgari ücret ortada, emeklilerin aldığı maaş ortada. Gerçekten Türkiye'deki emeğin dünyasına baktığımızda, emeğin dünyası aslında artık bir sefalet dünyasına dönmüş durumdadır. Açlık sınırı 35 bine çıkmış, yoksulluk sınırı 113 bin liraya çıkmış durumda ama maalesef bugün hâlâ Şimşek, zorda olduğu için emekçilere yüklenmeye devam ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Temelli, lütfen tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bakın, İşsizlik Sigortası Fonu'nda devlet katkısı yarı yarıya azaltıldı. Bu İşsizlik Sigortası Fonu'nun aslında işçiler lehine kullanılmadığını da biliyoruz, işsizler lehine kullanılmadığını da biliyoruz ama yine de işçi sınıfının hakkına yönelik bu gasp devam ediyor.

Tabii, burada dönüp baktığımızda, açlık sınırından bahsettik; o denli yükseliyor ki, o kadar hızlı yükseliyor ki 28 bin lira asgari ücret, 35 bin lira açlık sınırı, en yüksek enflasyonun yaşandığı enflasyon kalemi de gıda enflasyonu yani mutfak enflasyonu, aylık yüzde 5,5'a ulaşmış durumda, birikimli olarak baktığınızda yıllık yüzde 70 demektir. Durum bu kadar vahimken biz bu tartışmalar ışığında, biz bu tablo ışığında 1 Mayısa gidiyoruz.

1 Mayıs deyince aklınıza neresi gelir? Taksim Meydanı gelir çünkü Taksim Meydanı 1 Mayıs meydanıdır.

BAŞKAN - Sayın Temelli, son kez uzatıyorum, buyurun.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Taksim Meydanı yasaklıydı, 1 Mayısı bayram yaptınız, Taksim Meydanı'nı da açtınız; 2010, 2011, 2012 yıllarında Taksim Meydanı'nda biz 1 Mayısı kutladık ama sonra tekrar yasakladınız çünkü sizin siyasetiniz bir mehteran siyaseti, bir ileri, bir geri, bazen iki geri. Dolayısıyla 1 Mayıs meselesi de böyle. Taksim Meydanı niye yasaklı? Vali açıklama yapıyor "4 ilçede 1 Mayıs kutlanamaz." diye. Bunun mantığı ne? Bakın, barış sürecinde de aynı şeyi yapıyorsunuz; bir ileri, şimdi bir geri, durdu, dondu. Acaba bir adım geri mi gideceksiniz, bir adım ileri mi? Artık bu mehteran siyasetinden vazgeçin. Halkın, emekçilerin, kadınların, gençlerin beklediği şeyleri yapmak için "Hep ileri, hep ileri." diyoruz.

Son bir konu, bir kara mizahla bitirmek istiyorum, gerçekten bir kara mizah öyküsü. Gülşen Orhan'ı tanıyorsunuz, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Evet, teşekkür için açıyorum mikrofonu.

Buyurun.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Sayın Orhan aynı zamanda 23 ve 24'üncü Dönem milletvekilinizdi, hani Van'da çığ olayı olunca helikopterle çığa gidip çığ yaratan vekiliniz. Şimdi, şöyle iyi bir şey yapmış, güzel bir şey yapmış: Kültür Bakanlığı tarafından Alexandre Jaba'nın koleksiyonunun, Kürtçe klasik eserler koleksiyonunun Türkiye'de yayımlanmasını sağlıyor. Teşekkür ediyoruz, gerçekten kıymetli bir şey. Fakat bunu duyunca aklıma "Vizontele Tuuba" filmi geldi. Hatırlayacaksınız, o filmde bir kütüphane müdürü kütüphanesi olmayan kente gönderilmişti. Şimdi bunu görünce diyeceksiniz ki "Ne alaka?" Şu alaka: Kürtçe ana dilinde eğitimin yasak olduğu bir ülkede bu Alexander Jaba'nın koleksiyonu geliyor. Bundan daha iyi bir fıkra olmaz diye düşündüm. Fıkra bu kadar.

Teşekkür ediyorum.