| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 89 |
| Tarih: | 30.04.2026 |
ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Ben, öncelikle Değerli Genel Kurulu, değerli halklarımızı ve zindanlardaki arkadaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Evet, bir kez daha hukukilik şartlarını taşımayan bir paketi konuşuyoruz, tartışıyoruz, mülkiyet hakkından tutun da birçok anayasal hakkın ihlal edildiği bir tekliften söz ediyoruz ama ben bugün daha derin hukuksuzlukların yaşandığı birkaç husustan bahsedeceğim. İşte, bunlardan bir tanesi de Gülistan Doku dosyası. En başta söyleyelim, Gülistan Doku dosyası bir anlamda kürdistanın dosyasıdır. Gülistan'a yaşatılanlar bir anlamda Kürtlere yaşatılanlardır. Cinayetin ve kaybetmenin bir o kadar sistematik, örgütlü ve gizli yürütülmesi, valisinden emniyet müdürüne, doktorundan savcısına kadar tüm devlet gücünün seferber edilmesi elbette yabancı olduğumuz bir uygulama değil, yüzlerce örneği var bunun.
Şimdi, bir soruşturma açıldı, bir Vali tutuklandı, onlarca kişi tutuklandı elbette destekleyeceğiz ancak Kürt sağduyusunda şu an dönen bir soru var, onu paylaşmak gerekiyor: Bu soruşturma devlet içi güç çelişkisinin bir aracı olarak mı kullanılıyor? Tüm Kürtlerin cevabını aradığı soru şu an bu.
Bakın, Dersim'de neredeyse her köşe başında bir mobese vardır, kamera vardır, polis takibi vardır. Bırakın bir kişinin Dersim'de kaybolmasını, tek bir toz zerresinin dahi Dersim'de kaybolma ihtimali yoktur. Dersim tarihi bize hep şunu anlattı: Dersim'de insanlar kaybolmaz, kaybettirilir. Gülistan'ın ablası Gülistan'ın kaybedilmesinden, kaybettirilmesinden birkaç gün sonra gündem edilmemesinden kaynaklı şunu sormuştu: "Fatih Terim'in öksürüğü Gülistan'ın kaybedilmesinden neden daha fazla gündem oluyor?" Cevabını verelim çünkü cevabı: Dersim'e karşı örgütlenen güç yine bir örtbas girişiminin içerisindeydi. Biliyoruz ki devletin idari ve mülki kadroları her suçtan ve suçtan önce mülkinden, mülki amirinden onay alır, oradan cesaret kazanır. Peki, bu Valiyi cesaretlendiren kimdi? Ona bu üst aklı veren kimdi? Bu üst aklı verenlere yönelik herhangi bir soruşturma başlatıldı mı, başlatılacak mı? Yoksa, tıpkı Van'da o helikopter olayı olarak bildiğimiz ama -yüzlerce kişi tarafından- biri katledilmek üzere, Servet Turgut katledilmek üzere, Osman Şiban engelli bırakılmak üzere yaşanan olayda yaşanan iç çekişme gibi mi bir durumla karşılaşacağız?
Ve buradan başka bir olaya daha değineceğim: Gülistan'ın arkadaşı Rojvelat Kızmaz. Onun cansız bedeni de Hasankeyf'te bulundu. İki gün sonra Hasankeyf'te bulundu, otopsi raporunda şu söyleniyordu: Rojvelat kaybettirilmesinden iki gün sonra öldürülmüştü ya da öldü. İki gün boyunca Rojvelat hayattaydı, iki gün boyunca polis herhangi bir arama yapmadı, kamera kayıtları incelenmedi, Rojvelat'ın bulunduğu yerde müze vardı, 1 jandarma karakolu vardı ama tek bir kamera kaydına ulaşılmadı, polisler hakkında takipsizlik kararı verildi. İşte, burada da bir örtbas şebekesi var. Bu örtbas şebekesinin üzerine de gidilecek mi? Bütün Kürt halkı emin olun, bu soruyu da soruyor ve yine bir kez daha başlangıçtaki soruya dönüyorum: Gülistan Doku dosyası devlet içi güç çatışmasının arenası mıdır? Tam bu noktada Rojin Kabaiş'in babasının sözleri hâlâ kulaklarımdadır, hatırlatmak istiyorum: "Güçlüsünüz diye gidip fakir fukaranın çocuklarına zarar verip örtbas mı edeceksiniz?" İşte, mesele tam da budur: Güçlü olup gidip fakir fukaranın çoluk çocuğuna zarar vermek, sonra örtbas kurumunu devreye sokmak.
Gerçekten bir adli soruşturma yürütülüyorsa, adalet arayışı varsa yapılması gereken bütün bu soruşturmaların üzerine gidilmesidir. Gülistan'ın katilleri sonuna kadar bulunmalıdır, Rojin'in katilleri de bulunmalıdır, Rojvelat'ın katilleri de bulunmalıdır.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)