GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:89
Tarih:30.04.2026

KAMURAN TANHAN (Mardin) - Konuşmama başlamadan önce, bizleri ekranları başlarında dinleyen, cezaevi zindanlarında bizleri izleyen yoldaşlarımı saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.

Bu teklifin 11'inci maddesi barınma haklarını güçlendirmek maskesi altında mülkiyet rejimini altüst eden, anayasal güvenceyi acele bir hırsla tasfiye eden bir düzenlemedir esasında. Bu maddeyle, sosyal konut alanı olarak belirlenen yerlerde Bakanlığa veya TOKİ'ye özel mülkiyete tabi taşınmazlar için acele kamulaştırma yetkisi verilmektedir. Teklifin geneline yayılan TOKİ imtiyazları ve kamulaştırma yetkileri mülkiyet rejimini altüst etmektedir. Sosyal konut yapımı gibi muğlak bir gerekçeyle acele kamulaştırma yetkisinin genişletilmesi, dar gelirli yurttaşların yaşam alanlarının sermaye lehine terk edilmesi demektir. Bakın, 2016 yılında riskli alan ilan edilen Nusaybin'de hâlen bu projeler bitmemiş. Aradan on yıl geçmiş, Nusaybin'deki TOKİ konutları teslim edilmemiş, tapular ve taşınmazların kamulaştırmaları yapılmamış. Dolayısıyla Nusaybin olunca mağduriyeti gideriyor ama farklı yerler olunca mağduriyeti gidermeyecek anlamına gelmiyor. Nusaybin'deki örnek, bu iktidarın pratiğidir. On yılda bir... Mahkeme de açılmamış, kamulaştırmalar da yapılmamış, vatandaşın mağduriyetleri de giderilmemiştir. Bu ülkenin hukuk sisteminde acele kamulaştırma savaş, seferberlik ve millî savunma gibi olağanüstü ve mücbir sebeplerde başvurulması gereken bir yöntemdir. Ancak bu iktidar, planlı ve öngörülebilir olması gereken sosyal konut projelerini bu istisnai rejime dâhil ederek mülkiyet hakkını idari bir yetki, idari bir takdirin insafına terk etmektedir. Yurttaşların rızası alınmadan, yerinde yaşam ilkesi gözetmeden ve yargı denetimini baypas ederek mülkiyete el koymak barınma hakkını üretmek değil, devlet eliyle mülke el koymaktan başka bir anlam ifade etmiyor. Bu noktada, Jeoloji Mühendisleri Odasının haklı ve bilimsel uyarılarını dikkate almalıyız. Tüm milletvekillerine mektup gönderdiler, mail attılar, umarım okumuşsunuzdur. Jeoloji Mühendisleri Odası bu torba yasanın hazırlık sürecinde dışlandıklarını, bilimsel denetimin zayıfladığını açıkça ifade etmişlerdir. 11'inci maddeyle aceleyle el konulan alanların zeminin jeolojik yapısı tam olarak analiz edilmeden inşaatlara başlanması, gelecekte yeni felaketlere davetiye çıkarmaktır. 6 Şubat depreminde yaşadığımız acı tablo hepimizin hafızasında ve ortada durmaktadır. Yıkımın temel nedeni, binaların inşa edildiği zeminin niteliği ve mikro bölgeleme çalışmaların ihmal edilmesidir. En tipik örneği de Hatay'daki Rönesans Rezidans buna bir örnek olarak gösterilebilir.

Yine, iktidar bilimsel liyakat yerine hızı tercih ediyor, denetim yerine kâğıt üzerinde onayları esas alıyor. Bu yaklaşım can güvenliğini sermaye lehine terk etmekten başka bir anlam ifade etmiyor.

Değerli milletvekilleri, hukuk devletlerinde meşru yollar şunlardır: Önce kamulaştırma bedeli bir biçimde belirlenir, yargı süreci işletilir, zemin etütleri bilimsel olarak tamamlanır ve sonra inşaata başlanır ancak bu maddeyle iktidarın yapmak istediği şey "Ben önce mülke el atayım, el koyayım, inşaatı bitireyim, hukuk sonradan gelir nasıl olsa." anlayışıdır; bunlar da aşina oldukları bir durum.

Yine, yurttaşın mülküne el koyup inşaatı bitirdikten sonra hukuku arkadan yetiştirmeye çalışan bu anlayış Anayasa’nın 35'inci maddesindeki mülkiyet hakkını ve 46'ncı maddesindeki kamulaştırma maddelerini açıkça ihlal ediyor yani Anayasa'ya aykırılık çok net.

Barınma hakkı en başta gelen insan haklarından biridir ancak bu hak başka yurttaşların mülkiyet hakkını gasbederek veya bilimsel denetimi yok sayarak gerçekleştirilemez. "Sosyal konut" adı altında yürütülen bu süreç gerçekte kentsel rantın yönetimini merkezîleştirmekten ve yerel demokrasiyi felç etmekten başka bir anlam değildir.

Bu teklif, halkın kent üzerindeki söz hakkına ve geleceğine doğrudan bir saldırıdır. Türkiye'nin ihtiyacı olan, kentsel rantı paylaşan otoriter yasalar değil yerel demokrasinin güçlendirilmesi, meslek odalarının sürece dâhil edildiği, doğanın haklarının korunduğu demokratik ve ekolojik bir kent yasasıdır. Eğer siz bunu yapmıyorsanız, birilerine rant devşirmek istiyorsanız işte böyle torba yasalarla milletin malını mülkünü gasbedersiniz.

Bir de Anayasa'da şöyle bir düzenleme var: Tapu siciline güven ilkesi. Elinizde tapu var diye güvenmeyin sevgili yurttaşlarımız, elinizdeki tapular yarın sabah bir kararla elinizden alabilir, bir idareye devredilebilir. Bunun anlamı şudur: Yarın tapularınıza el koyup başkasına devredersek hiç şaşırmayın. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)