| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 90 |
| Tarih: | 05.05.2026 |
MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir yıl önce 3 Mayısta yitirdiğimiz Sevgili Başkan Vekilimiz Sırrı Süreyya Önder'i rahmetle, saygıyla ve özlemle anarak sözlerime başlamak istiyorum. Kendisi sadece bir siyasetçi değil, sadece barışa adanmış bir yaşam değil, aynı zamanda sanatçı kimliğiyle ve Meclis salonundaki, kürsüdeki o muzipliğiyle bildiğimiz her gerilimden bir şakayla çıkmayı bilen bir bilge kişiydi; kendisini anıyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekonomik program çuvallamıştır, ekonomik programınız çökmüştür ve "dezenflasyon" dediğiniz, "Pahalılığı bitireceğiz." dediğiniz, "rasyonel" dediğiniz politikalar artık duvara çarpmıştır; herkes bunu görmektedir, herkes bunu bilmektedir, bir tek duymayan, görmeyen sizsiniz çünkü bunu kabul ettiğiniz anda işçiye, memura, emekliye zam yapmak zorunda kalacaksınız. O "Enflasyonu düşürüyoruz." gerekçesiyle emeklinin, işçinin, asgari ücretlinin zammını kıstınız, açlığa mahkûm ettiniz ama bugün de tabloyu sadece seyrediyorsunuz. Bakın, son nisan ayı enflasyonuyla birlikte dört aylık enflasyon yüzde 16'yı geçti, Merkez Bankasının hedefi yüzde 16'ydı. Bu, şu demektir: Siz 2026'daki hedefinizi dört ayda tutturdunuz. Bravo demek lazım size. Peki, bundan sonraki enflasyonları nasıl karşılayacaksınız? Emeklinin maaşından 3 bin liraya yakın para daha hiç cebe girmeden gitti, memurun maaşından 9 bin lira, asgari ücretlinin o maaşından 4 bin lira eridi ama siz bunu seyrediyorsunuz ve buradan sesleniyoruz: Bu Meclis mutlaka bu ücretlere el atmak zorundadır, zamların, maaşların mutlaka bu yeni enflasyona göre güncellenmesi gerekmektedir. Siz farkında değilsiniz, siz duymak istemiyorsunuz ama vatandaşlarımız, emekliler, asgari ücretliler, işçiler derin yoksulluk çekmektedir, açlık çekmektedir, sefalet içindedir.
Tulumbada su bitti, kaynaklarınız tükendi, seçim yapmak istiyorsunuz, harcayacak paranız kalmadı, 9'uncu varlık barışını getirdiniz bugün Meclise, "9'uncu kez varlık barışı yapacağız." diyorsunuz. Türkçesi şu: Ne olursa olsun, kara para olsun, uyuşturucu baronlarının parası olsun, silah tüccarlarının parası olsun, sanal kumar oynatanların parası olsun ama yeter ki gelsin, "Biz ne kaynağını soracağız, devlete yatırırsa da sıfır vergi alacağız." diyorsunuz. Bu aslında bitmiş, tükenmiş olmanın bir itirafıdır. Bakın, Türkiye'yi kara para cenneti yaptınız, Türkiye Cumhuriyeti gibi bir devleti dünyadaki kara paracıların çamaşır makinasına çevirdiniz. Bakın, Türkiye'yi uluslararası suç örgütlerinin pazarı hâline getirdiniz. Uluslararası suç örgütlerine, para babalarına, uyuşturucu babalarına, silah tüccarlarına, bahis baronlarına ev alma, konut alma karşılığında vatandaşlık veriyorsunuz; işte, bu nedenle Türkiye maalesef suç baronlarının mekânı olmuştur, memleketi olmuştur.
Değerli arkadaşlar, yoksulu, işçiyi, emekliyi, asgari ücretliyi açlığa mahkûm ettiniz, yoksulluğa mahkûm ettiniz, feryadı duymuyorsunuz, onlardan adam vergi almaya devam ediyorsunuz, ümüğünü sıkmaya devam ediyorsunuz ama söz konusu olan kara paracı olunca ona her türlü vergi kolaylığını da sağlıyorsunuz.
Değerli arkadaşlar, 3 Mayıs aynı zamanda Dünya Basın Özgürlüğü Günü'ydü, bu vesileyle Dünya Basın Özgürlüğü Günü'nü kutlayamadık çünkü Türkiye dünya basın özgürlüğünde kapkara bir yerde, 163'üncü sırada. Türkiye, gazeteciler için bir cezaevi durumundadır ve yüzlerce gazeteci gazetecilik yaptığı için cezaevindedir. Bunlardan birisi Alican Uludağ. Alican Uludağ'ı Cumhurbaşkanına hakaret ettin diye İstanbul'a götürüp orada tutukladılar. Kişi Ankara'da, saray Ankara'da, Cumhurbaşkanı Ankara'da ikamet ediyor; "Ne işi var İstanbul'da?" dedik. Eziyet için götürdünüz ve orada, tutukluluk incelemesinde ilgili hâkimin Alican Uludağ'ı dinlemeden anında karar verdiğini ve "Tutukluluğunun devamına..." dediğini öğrendik. Sonrasında mahkeme "Ben yetkisizim." dedi, Ankara'ya gönderdi mahkemeyi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MURAT EMİR (Ankara) - Toparlıyorum Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
MURAT EMİR (Ankara) - Ankara Mahkemesi 21 Mayısta bu davayı görecek. Alican Uludağ diyor ki: "Ben orada yargılanmak istiyorum. Ankara'da hâkimin karşısına çıkacağım." Ceza yargılamasında doğrudan doğruyalık ilkesi vardır, yüz yüzelik ilkesi vardır. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin açık kararları var, ilgili sanığın oluru olmadan SEGBİS'le duruşmalara katılması hukuksuzdur ve bozma sebebidir. AİHM kararları ortadadır. Alican Uludağ diyor ki: "Paranız yetmiyorsa ben karşılayayım ama beni mahkemede hâkimin karşısına çıkarın." Çıkarmıyorsunuz. Bu hukuksuzluğa son verin, bu haksızlığa son verin. Türkiye'yi İsmail Arı gibi Alican Uludağ gibi gazetecilerin mahpusu hâline çevirmeyin. Türkiye'ye bu kara lekeyi sürmeyin.
Bakın, İsmail Saymaz bir haber yaptı. Haberi dolayısıyla tutuklandı, gözaltına alındı, bir süre sonra serbest bırakıldı. Haberi şuydu: Bakan Göktaş'ın eşi, Yunus Emre Vakfı Başkan Yardımcısı 400 milyarlık bir usulsüzlüğe konu olan 61 ihalenin altında imzası olan kişi. Bu yolsuzluk ortaya çıktı, daire başkanları tutuklandı. Yunus Emre Vakfı Başkanı kaçtı ama Başkan Yardımcısı Mahinur Göktaş'ın eşi olduğu gibi duruyor, yargılanmıyor ve biz bunu defalarca gündeme getirdik, o kişinin de yargılanması ve bu ihalelerdeki sorumluluğunun ortaya konması gerekiyor ama Mahinur Göktaş belli ki siyasi nüfuzunu kullanmış. Bugün ise annelik üzerinden bir tartışma yaratıp "Efendim reklam çekiyorsunuz, anneliği sıradanlaştırıyorsunuz, anneliği esnetiyorsunuz." diye ucuz polemikler yapıyor. Oysa bakın, Türkiye'de anneler çocukları gözü önünde öldürülürken sesiniz çıkmadı. Çocukları ısınsın diye saç kurutma makinesiyle çocuklarını ısıtmaya çalışan annenin evlatları yandığında sesiniz çıkmadı. Murat Çalık'ın annesi cezaevinin kapısında "Ben ölürsem beni buraya gömün, evladım hasta, tutuksuz yargılayın." dediğinde o gözyaşlarını gördüğünüzde sesiniz çıkmadı. Anneler çocuklarına besin veremiyorlar, çocuklarının beslenme çantasına gıda koyamıyorlar, akşamları doğru dürüst yemek pişiremiyorlar, yoksulluğu en derinden yaşıyorlar; umursamıyorsunuz. Bakın, Türkiye'de doğum hızı düşüyor. Evet, Türkiye'de doğum hızının yüzde 1,48'lere kadar düşmüş olmasının en temel sebebi sizin ülkedeki ekonomiyi perişan etmeniz ve Türkiye'nin adım adım çürümesidir, bu halkın yoksullaşmasıdır, umutsuzlaşmasıdır, çocukların, gençlerin geleceğe güvensiz bakmasıdır. Bunları çözmek yerine ucuz polemiklerle kendinize göre bir anne tartışması başlatıp oradan üste çıkmaya çalışıyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın efendim.
Buyurun.
MURAT EMİR (Ankara) - Sizin aileden anladığınız yolsuzluklara bulaşmış eşinizi korumak mıdır yoksa gerçekten yoksullukla pençeleşen, çocuklarına olması gerektiği gibi yemek yapamayan annelerin derdine derman olmak mıdır; bu soruyu gündeminize getiririz. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, son olarak 1 Mayısı andık, emeğin, işçinin bayramını kutladık. Yine, 1 Mayısı kapattınız, üç Anayasa Mahkemesi kararı var. Anayasa Mahkemesi kararları açık, Anayasa son derece açık, Taksim'i kapatmanız için en ufak bir hukuki gereklilik yok, en ufak bir kamu düzeni bozukluğu söz konusu değil ama emekçiden korkuyorsunuz, alın terinden korkuyorsunuz, örgütlenmekten korkuyorsunuz, işçinin sesinden korkuyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
MURAT EMİR (Ankara) - Emeğin kalesi olan o 77 1 Mayısıyla kanlı bir hafızası olan ama bizim için emeğin kalesi olan Taksim'i kapatmaya devam ediyorsunuz çünkü "emek" deyince, "işçi" deyince bacaklarınız tir tir titriyor. İşte, bu nedenle o şanlı polis üniformasını giyen bazı memurlar, gördük, yakın mesafeden vatandaşların gözüne gaz sıktılar, gençlerin boğazını sıktılar, gazetecilerin saçını çektiler. Bunun için ne yaptınız? Kimleri açığa aldınız? Hangi soruşturmaları yaptınız? Siz bunlara izin veriyorsanız siz emek düşmanısınız ama izin vermiyorsanız "Biz bundan sorumlu değiliz." diyorsanız, güvenliğimizi sağlayan Polis teşkilatını bu zan altından kurtarmak adına ilgili sorumlular hakkında bir an evvel soruşturma açmalısınız, açığa almalısınız ve burada da hesap vermelisiniz. (CHP sıralarından alkışlar)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.