| Konu: | Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 91 |
| Tarih: | 06.05.2026 |
CELAL FIRAT (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazı insanlar ölmez çünkü geriye bir ömür değil bir memleket bırakırlar. Elli dört yıl önce bugün, 6 Mayıs 1972'de Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan bir sehpaya değil bir halkın hafızasına yürüdüler. Onlar bu ülkeye yalnızca mücadele değil baş eğmeyen bir vicdan bıraktılar. "Tam bağımsız Türkiye" derken ekmeğin adil bölüşüldüğü, kimsenin kimliğinden dolayı ezilmediği, emeğin değer gördüğü bir memleket düşlediler. Biliyorlardı ki bu topraklarda bazı sözlerin bedeli darağacı olacak. Yine de korkmadılar çünkü bazen insan halkı daha onurlu yaşasın diye ölümü göze alır. Bugün sadece bir yas günü değil, bir hatırlayış, bir yüzleşme, bir de söz verme günüdür. 3 fidanın bıraktığı yerden hâlen aynı rüzgâr esiyor; eşitlik olmadan özgürlük olmaz, adalet olmadan kardeşlik kurulmaz. Sevgiyle saygıyla, özlemle anıyorum.
Değerli milletvekilleri, bundan tam seksen dokuz yıl önce, 4 Mayıs 1937'de Bakanlar Kurulu, Tunceli Tenkil Harekâtı kararını aldı. Bu karar zaten uzun süredir devam eden katliam, cezalandırma ve kötü muameleyi resmen onaylanmış ve resmîleştirmiştir. Devletin Dersim'i ıslah etme planı kapısında yürüttüğü yok etme, sürgün, zorunlu iskân politikaları bu kararın ardından tam anlamıyla bir vahşete, büyük bir insanlık trajedisine dönüştü. O günden sonra Dersim'den sadece bir coğrafya olmadı, bir hafıza oldu, bir yara oldu, bir suskunluk oldu. Dersimlilerin deyimiyle "tertele" sürecinde Munzur'un suları kıpkırmızı aktı, on binlerce Alevi, Kürt kadın, çocuk, yaşlı, bebek demeden acımasızca katledildi; uçaklarla binlerce insan bombalanarak öldürüldü, zehirli gazlar kullanıldı, toplu infazlar yapıldı, kadınlar onurlarını korumak için kayalıklardan kendilerini atmak zorunda kaldı; ocaklar, ziyaretgâhlar yakılıp yıkıldı, pirler talipleriyle birlikte kurşuna dizildi; ormanlar canlılarla birlikte ateşe verildi. Tertele bittiğinde zulüm maalesef bitmedi; hayatta kalanlar kafileler hâlinde sürgün edildi, aileleri parçaladılar. "Dersim'in kayıp kızları" olarak bilinen çocuklar kimliklerinden, inançlarından koparılarak evlatlık verildi ya da köleleştirildi.
Değerli milletvekilleri, düzmece yargılamalarla Seyit Rıza'nın yaşı küçültülerek, oğlu Resik Hüseyin'in yaşı büyütülerek, arkadaşlarıyla birlikte, 15 Kasım 1937'de Elâzığ Buğday Meydanı'nda idam edildiler. İdam öncesi son isteği sorulduğunda Seyit Rıza dedi ki: "40 liram ve saatim var, oğluma verin." "Oğlunu da asacağız." cevabını alınca "Öyleyse o zaman beni oğlumdan önce asın." dedi ama bu isteği de maalesef yerine getirilmedi, oğlu gözleri önünde asıldı. Geride yakılmış bir coğrafya, parçalanmış aileler, kefensiz bedenler, kapanmayan binlerce yara kaldı. Bugün bile Dersim topraklarında insan kemikleri her yerde çıkıyor. Her vadi, her mağara katliamların tanığıdır. Birleşmiş Milletlerin 1948 Soykırım Sözleşmesi açısından bakıldığında Dersim'de yaşananlar soykırım değil de nedir? Bu sorudan kaçamayız. Bu sorudan kaçarsak kendimizden de kaçmış oluruz. Buradan açık çağrımızdır: Meclis 1937-1938 Dersim katliamı için bir hakikat ve araştırma komisyonu kurmak zorundadır. Devlet resmî olarak Dersimlilerden, Alevi toplumundan özür dilemelidir, tüm arşivleri açmalıdır. Toplu mezar yerleri, Seyit Rıza'yla birlikte arkadaşlarının mezar yerleri söylenmeli, itibarları iade edilmelidir. Kayıp kızların akıbeti araştırılmalıdır. "Tunceli" adı kaldırılarak "Dersim" ismi ivedi bir şekilde iade edilmelidir çünkü yüzleşmeden iyileşme olmaz, hakikat gecikebilir ama yok edilemez.
Değerli milletvekilleri, Seyit Rıza'nın sözleri bugün hâlen gerçekliğini koruyor. "Ben sizin yalanlarınızla, hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun." der. Ama bilinmelidir ki bu acılar yalnızca geçmişte kalmış acılar değildir, hikâyeler değildir; bu acılar eğer eşitlik bu topraklarda yoksa adalet yoksa yüzleşme yoksa tarih kendine yeniden yol bulur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin lütfen.
CELAL FIRAT (Devamla) - Bu yüzden buradan açıkça söylüyoruz: Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı bu ülkenin vicdan meselesidir. İnancın inkâr edilmediği, kimliğin bastırılmadığı, herkesin eşit ve onurlu yaşadığı bir Türkiye yalnızca Alevilerin değil, hepimizin ortak geleceğidir. Bir daha yaşanmaması için hafızayı diri tutmamız lazım. Bir daha yaşanmaması için eşitliği büyütmemiz lazım. Bir daha yaşanmaması için adaleti hep beraber kurmamız lazım. Dersim tertelesinde katledilen tüm canlarımızı saygıyla minnetle anıyorum, ruhları şad olsun diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)