| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 92 |
| Tarih: | 07.05.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN OLAN (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, Bitlis İl Genel Meclisinin geçen dönem Başkanı ve Grup Sözcüsü Çetin Gülmez arkadaşımızın Yargıtay tarafından cezası onaylanmış ve önümüzdeki hafta cezaevine girecek. Seçilmişlerin halka hizmet etmesi gerekirken yargı sopasıyla sürekli tasfiye edilmesi ve halkın iradesinin gasbedilmesini asla kabul etmiyoruz.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'de iktidar, dezenformasyonla mücadele adı altında gerçeğin kendisini soruşturur hâle gelmiştir. Kamuoyunda dezenformasyon yasası olarak bilinen Ceza Kanunu'nun 217/A maddesi çıkarılırken "Yalan haberlerle mücadele edeceğiz." denilmişti. Ancak, bugün bu madde mafya-siyaset ilişkilerini, yolsuzluğu, kayırmacılığı, hukuksuzluğu yazan gazetecilere karşı uygulanmaktadır. Açıkça iktidar denetlenmek istememektedir. Örneğin, gazeteci İsmail Arı, tarikat-cemaat ilişkilerini, kamu içindeki örgütlenmeleri, siyaset-sermaye bağlantılarını yazdığı için hedef gösterilmiş ve tutuklanmıştır. Mezopotamya Haber Ajansı'ndan gazeteciler Ahmet Kanbal, Yüsra Batıhan depremde yaptıkları haberlerden dolayı 217/A maddesinde yargılanmışlar, Batıhan'a on ay hapis cezası verilmiştir. Gazeteciler Oktay Candemir, Ruşen Takva, Mehmet Güleş ve Medine Mamedoğlu hakkında 217/A maddesi kapsamında soruşturma açılmıştır ve devam etmektedir. Bu ülkede artık suç ile gerçek arasındaki çizgi bilinçli olarak yok edilmektedir. İktidar diyor ki: "Benim hoşuma gitmeyen bilgi halkı yanıltıcı bilgidir." Bugün Türkiye'de dezenformasyonla mücadele etmesi gereken kurumlar bizzat siyasal dezenformasyonun aparatına dönüşmüş durumdadır. Bunun en çarpıcı örneği, eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu döneminde, 2013 sonu ile 2016 ortalarına kadar Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı için çalıştığını belirten Emre Olur'un Duvar adlı kitaptaki iddialarıdır. Olur şunları söylemektedir: "Ben polisin bana verdiği görevi yapardım. Televizyon programında hedef alır, sosyal medyada o hedefi büyütürdüm. Oradaki sivil memur topluluğunun hepsi Soylu'nun trolleriydi. Görevli tüm polis birimlerinin ekranlarını kullanıyordu, yetkilendirildiler. Kimi isterlerse onların Emniyet kayıtlarına ve bilgilerine erişebilirlerdi. Sosyal medyada yapılabilecek her şey bizim elimizdeydi, algı yönetimi ise algı yönetimi." ve şöyle devam ediyor: "Mesela Süleyman Soylu istifa ettiği gece sosyal medyada...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
HÜSEYİN OLAN (Devamla) - ...Soylu lehine yürütülen tüm kampanyalar bizim eserimizdir. Önceden haberimiz vardı olacaklardan ve biz yaptık her şeyi. Hedef göstermekse, onu da yapıyorduk. İktidar karşıtı kişileri tespit ediyorduk ya da birini hedef gösterme işi olacaksa belirlediğim sistem üzerinden binlerce "tweet" atılıyor ve gündem oluyordu." Bu çarpıcı iddialar karşısında ülkede büyük bir skandal beklenirken devletin güvenlik aygıtı toplumu korumak yerine belirli siyasal pozisyonları tahkim eden bir araç hâline gelmiş, kamu yararı kavramı yerini âdeta iktidar yararına bırakmıştı. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi kimi zaman gazetecileri hedef gösteren, kimi zaman kamuoyunu manipüle eden açıklamalar yapmaktadır. Gerçekleri araştıran gazeteciler dezenformatör, iktidar propagandasıysa resmî gerçek ilan edilerek, algı merkezi oluşturularak sosyal medyayı iktidarın bir algı aracı hâline dönüştürüyorlar; bu suçtur ve bunu kabul etmiyoruz.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)