GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:92
Tarih:07.05.2026

CHP GRUBU ADINA MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şu anda görüşmekte olduğumuz uluslararası anlaşma Türkiye Cumhuriyeti'nin Somali Devleti'ne Ankara'da büyükelçilik binası yapmak üzere 5 dönüme yakın bir araziyi hibe etmesi şeklinde. Tabii, bunun Türk dış politikasına, ülkemizin uluslararası arenadaki çıkarlarına bir zararı olmadığı gibi Somali ile bizim ilişkilerimizin daha da güçlenmesine katkı vereceğini öngörüyoruz. Dolayısıyla, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu anlaşmanın dar anlamdaki içeriğine karşı değiliz ancak burada hem yüce Meclisin huzurunda hem de tüm milletimize özellikle ifade etmeliyiz ki Türkiye Cumhuriyeti'nin Somali'yle ilişkileri asimetrik ve belirsizdir. Bunu burada konuşmak gerekir. Bir defa, uluslararası teamüllere göre bir ülke diğer bir ülkede büyükelçilik açacaksa arazi hibesi yapılır, karşılıklılık vardır ancak burada anlıyoruz ki binanın inşasını da Türkiye Cumhuriyeti yapacaktır. Bu niyedir? Aynı şekilde, asimetrinin bir yönü olarak ifade etmeliyim ki ülkemiz Somali'ye özellikle son beş yılda sıra dışı ve dikkat çekici şekilde hibelerde bulunmaktadır. Bunun sebebi nedir? Bu konuda doyurucu ve açık cevaplar alabilmiş değiliz. 2020'lerde dünya pandemide kırılırken sizin iktidarınız insanlara IBAN gönderip IBAN'dan para toplamaya çalışırken, maske gönderemezken -anımsayın- Somali'ye 30 milyon dolarlık hibe verildiğini öğrendik, aynı şekilde, 3,5 milyar dolarlık IMF borcunun silindiğini biliyoruz. Daha geçen hafta Cumhurbaşkanı kararıyla aylık 2,5 milyon doları geçmemek kaydıyla 30 milyon dolara varacak bir hibenin daha gerçekleşeceğini öğrenmiş olduk, dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti bir şekilde finansal destek vermektedir ve bu finansal desteğin asıl nedeni konusunda da yeteri kadar açık davranılmamaktadır. Biz buradan soruyoruz: Başta Albayraklar olmak üzere, Somali'de iş yapan iktidara yakın müteahhit firmaların korunup kollandığına dönük iddialar doğru mudur ve özellikle Türk müteahhit firmalarının Somali'ye yaptığı yatırımların giderek arttığı öngörüldüğünde acaba yandaş şirketlerin alacaklarını karşılamak üzere Somali'yle böylesine ilişkiler iç içe geçmekte midir? Bu soru haklı bir sorudur ve mutlaka cevaplanması gerekir.

Diğer asimetrik taraf işin askerî ve siyasi tarafı. Bizim Somali'yle geniş çerçevede anlaşmalarımız var, daha iki yıl önce deniz yetki alanlarının genişletilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Türk Silahlı Kuvvetlerinin özellikle Somali karasularını koruması konusunda bir anlaşma imzalandı ancak o anlaşma hâlâ Genel Kurul gündemine gelmiş ve görüşülmüş ve onaylanmış değil. Buna rağmen Türk Silahlı Kuvvetleri Somali'ye gönderildi bir tezkereyle, Cumhurbaşkanlığı tezkeresiyle ve orada görev yapıyorlar. O tezkere sırasında da yine, parti sözcülerimiz gelip burada bunun tehlikeli olabileceğini, Somali'nin etrafıyla, Etyopya'yla, Somaliland üzerinden, oradaki IŞİD unsurları üzerinden veya oradaki gerginlikler, korsanlıklar, deniz korsanlığı gibi tehlikeler üzerinden riske atılıyor olabileceğini. Özellikle kendi bölgemizdeki, yanı başımızdaki gerginliklerin -o günlerde "potansiyel savaşlar" diyorduk ki nitekim artık gerçek bir savaş yaşanıyor yanı başımızda- bunların olduğu bir dönemde "Biz Somali'yle niye bu kadar iç içeyiz?" sorusunu haklı olarak soruyorduk.

Somali'ye Piri Reis gemisini gönderdik, sondaj yaptırdık, çok güzel. Çağrı Bey gemisine orada araştırma yaptırdık, şimdi sondaj yapıyor. Bunlar da Türkiye'nin uluslararası ilişkileri güçlenmiş, dünyanın her yerine bakan, her yerinde barışı, gelişmeyi, ülkeler arasındaki diyaloğun arttırılmasını ve tabii ki Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarlarını koruması, büyütmeye çalışması olması gerekendir, burada bir sorun yok ancak Doğu Akdeniz'deki, o, sondaj haklarından âdeta vazgeçmiş, âdeta Doğu Akdeniz'de sondaj yapamayan, burnunu çıkaramayan bir Türkiye'nin Somali açıklarındaki bu faaliyetleri dikkat çekicidir. İşte bu nedenle, bu soruların mutlaka Somali özelinde açığa çıkarılması ve iktidar tarafından doyurucu bir şekilde açıklanması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, bu asimetrinin ekonomik tarafı var, siyasi, askerî tarafı var, işin, şaşarsınız... Büyükelçi şu anda burada, kendisini selamlıyoruz. Tabii, umuyoruz ki şu anda bizi bir tercümeyle de dinliyordur, Somali'yle şaşıracaksınız ama hukuki bir asimetrimiz de var. Bunu bir kez daha buradan dile getirmemiz lazım: Türkiye'de bir vatandaşımız, Yunus Emre Göçer, motor kurye olarak çalışan, ekmeğini kazanmaya çalışan bir vatandaşımız Somali Cumhurbaşkanının oğlu tarafından bir kaza sonucu öldürüldü, olaya intihar süsü verildi, eğer İBB'nin kameralarına yakalanmasaydı bunun bir kaza, trafik kazası olduğu anlaşılmayacaktı, âdeta sanık kayırıldı, yurt dışına çıkış yasağı konulmadı, sanık yurt dışına kaçtı, sonrasında kamera görüntüleriyle ortaya çıktı ki Yunus Emre Göçer'in kanı yerde kalıyor, hep beraber Türkiye ayağa kalktık ve sonrasında bu işi kan parasıyla örtmeye çalıştılar. Bu, Türkiye'ye yakışmamıştır; her bir vatandaşımızın, 86 milyonun her birinin gururunu zedelemiştir, yüreğini yakmıştır. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bunu da buradan mutlaka söylememiz gerekir, herkesin bunu duyması gerekir.

Değerli arkadaşlar, biz sonuç olarak Somali'yle ve dünyadaki bütün ülkelerle Türkiye'nin uluslararası çıkarları doğrultusunda ilişkilerinin geliştirilmesinden yanayız. Ancak yeri gelmişken belirtmeliyiz ki maalesef, ülkemizin dış politikası, özellikle yanı başımızdaki savaşı da göz önüne aldığımızda Amerika'nın insafına terk edilmiş, Amerika'ya gereğinden fazla angaje olunmuştur çünkü Türkiye, Avrupa Birliğiyle, Avrupa Birliğine tam üyelik perspektifinden koptukça, kendi içerisindeki demokrasi, hukuk krizini çözemez hâle geldikçe, Türkiye'deki siyasi iktidarın siyasi meşruiyeti tartışılmaya başlandıkça Amerika'ya göbeğinden bağlı hâle gelmiştir.

Dış politikayı bir demagoji alanı olarak görmekten öte gidemeyen bir anlayışla karşı karşıyayız. Meydanlarda İsrail'e karşıdırlar ama İsrail'e İsrail'in canını yakacak hiçbir şey yapamamışlardır. Ben defalarca sordum; sorduk, soruyoruz, sormaya devam edeceğiz: Gelin, burada konuşmaktan başka, meydanlardan başka bir tane Filistinli kardeşimizin bir gram yarasına derman olmayacak o sokak yürüyüşlerinin, mitinglerinin dışında İsrail'i rahatsız edecek, üzecek yoracak ne yaptınız? Koca bir hiç. Ve Amerika'ya söyleyecek sözünüz dahi yok çünkü açıkça söylüyorlar "Aptal olma." diyorlar, "Senin ihtiyacı olan meşruiyeti biz verdik." diyorlar, "Demokrasi sizin neyinize?" diyorlar. Orta Doğu'da, Türkiye'de hem de sizin gözünüzün içine bakarak -hem de Antalya'da- "Sizin demokrasi neyinize, bu bölgelerde güç önemlidir; monarşiler bu ülkeye, bu topraklara yeterlidir." diyecek kadar küstahlaşanlara ne söylediniz? Söyleyemezsiniz. Ve dolayısıyla, değerli arkadaşlar, Türkiye'nin, özellikle Türk, kendi içerisinde demokrasisini güçlendirmiş, siyasi meşruiyetini tamamen sağlamış bir siyasi iktidarla, Avrupa Birliği perspektifini kaybetmeden, Orta Doğu'da tüm komşularında dostluk ilişkilerini önceleyen ama Türkiye'nin ulusal...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

MURAT EMİR (Devamla) - Türkiye'nin, ulusal çıkarlarını kendi iktidar ikbalinden önde tutan bir dış politikaya ihtiyacı vardır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)