| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 96 |
| Tarih: | 20.05.2026 |
CELAL FIRAT (İstanbul) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bazı cümleler vardır, insanları kalemiyle değil, içindeki ağırlıkla söyler, bu da öyle bir yerden bir konuşma olacak. Bu güzel memleketimiz artık yalnızca yorgun değildir sevgili dostlar, kederli. Sokaklarında aceleyle yürüyen insanların yüzüne bakın, kimse artık sadece bir yere bakmıyor, insanlar sanki bir şeylere geç kalmış ya da bir şeylerden kaçıyormuş gibi bir süreci yaşıyoruz. Bir annenin içi tedirgin, bir babanın omuzları ağır, bir gencin gözlerinde tarifsiz bir boşluk var. Çünkü bu ülkede insanlar artık sadece geçim derdiyle değil, gelecek korkusuyla yaşıyorlar. Her gün kadınlar katlediliyor, çocuklar okullarda vuruluyor, işçiler ekmek kavgalarında toprağa düşüyorlar. Gençler kendi içine kapanıp sessizce şunu soruyor, "Bu ülkede geleceğimiz var mı?" diye gelecek kaygıları var. Sonra televizyonları açıyoruz, acılı alt yazılar; acılar, alt yazıya dönüşüyor; ölümler birkaç dakikalık haber oluyor, insan hayatı ekran akışına sığdırılıyor ve en korkuncu ne biliyor musunuz değerli milletvekilleri? İnsan bir süre sonra bu acılara alışıyor; cenazeye alışıyor, yoksulluğa alışıyor, çığlığa alışıyor, sessizliğe alışıyor. İşte, asıl felaket burada başlıyor çünkü bir toplum acıya alıştığında vicdan yavaş yavaş taş kesilir. Yüzyıllardır insanı incitmemeyi ibadet bilen bir inancın içinden gelen bir insan olarak bizim için hakikat yalnızca dara durmak değildir, darda olanın yanında durmaktır, bir lokmayı bölüşebilmektir, bir insanın onurunu koruyabilmektir. Bir insan bir canı kimliğinden, inancından, dilinden, yoksulluğundan dolayı aşağılamamalıdır çünkü biliriz ki insanı kıran her söz Hakk'a dokunur. Bugün burada yalnız kendi adımıza konuşmuyoruz, vicdanını kaybetmek istemeyen herkes adına konuşuyoruz çünkü bu ülkenin yeniden nefes alabilmesi için birbirimizin acısını duymaya ihtiyacımız var.
Haftaya bayram, pazarlarda kurbanlıklar satılıyor, sofralar kuruluyor ama bu memlekette milyonlarca insan evine et götüremiyor ve biz biliyoruz ki kurban gösteriş değildir, kibir değildir, yoksullun onurunu incitmek değildir. Hak için verilen lokmanın anlamı bir çocuğun yüzünü güldürebilmektir, bir annenin kapısını çalabilmektir, bir sofrada eksik olanı tamamlayabilmektir. Paylaşılmayan zenginlik büyümez, sadece insanın içindeki boşluğu büyütür. Ama bugün burada bir kuşatma daha var: Sadece sokaklar değil, zihinler de kuşatma altında. Ekranlarda bize başka bir hayal dayatılıyor herkes mutluymuş gibi, herkes zenginmiş gibi, herkes güçlüymüş gibi. Oysa memleket sessizce yoruluyor, insanlar artık yaşamıyor; borçlara, kiralara, korkulara yalnızlığa yetişmeye çalışıyor ve bu düzen insana şunu fısıldıyor: Daha çok para var ise daha değerli olursun. Oysa insanın değeri, malıyla, parasıyla değil vicdanıyladır. Hırsın değil rızanın, gösterişin değil hakikatin, nefretin değil insanlığın yanında durmamız gerekiyor çünkü topluma yayılan kin, insana önce insanlığını çürütür, öfke en çok taşıyanı yakar, nefret insanın kendi ruhunun açtığı yaradır. Bazen insan en çok kendine yabancılaşır, öyle bir süreç içerisindeyiz. Kalabalığın içinde kaybolan insanlarımız kendi sesini duymayacak bir noktaya gelmiş vaziyette. Aynaya baktığında yüzünü değil, yorgunluğunu görür bir noktaya gelmişiz her birimiz. İşte, tam burada bu yüzden, mesele yalnızca ekonomik olarak değil, mesele yalnızca siyaset de değildir; mesele insanın ruhudur, bu toplumun vicdanıdır, birlikte yaşama duygusunun yavaş yavaş eksilmesidir ama yine de bütün bu karanlığın içinde hâlen ayakta kalan şeyler de var. Bir annenin evladına sarılışı, bir komşunun beraber bölüştüğü acı, beraber bölüştüğü ekmek, hiç tanımadığı biri için gözyaşı döken yürekler; demek ki, hâlen insanlığımız bitmemiş, demek ki, bu ülkenin içinde hâlen büyük bir insanlık var. Bizim umudumuz tam da burada başlıyor. Umut, hiçbir şey olmamış gibi görmek değildir. Umut, bütün karanlığı görüp yine de insan kalabilmektir sevgili dostlar. Bir çocuk daha ölmesin diye söz korumaktır umut, bir kadın daha korkmasın diye, bir kadın daha katledilmesin diye mücadele etmektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
CELAL FIRAT (Devamla) - Bir genç daha "Benim bu ülkede yerim yok." demesin diye hepimizin omuzlarında büyük yükümlülük var çünkü hiçbir karanlık kendiliğinden dağılmaz, hiçbir yara kendi kendine de kapanmaz; bu yaraya her birimizin, hepimizin merhem olması gerekiyor. İnsan insanın yarasını sararsa dünya da değişir, dünya da güzelleşir ve bazen ülkeleri ayakta tutan şeyler iktidarlar değildir, hâlen vicdan sahibi insanların varlığıdır. Bu yüzden, bugün hâlâ "Bu böyle gitmemeli." diyebiliyorsak, hâlen bir çocuğun ağlaması içimizi sızlatıyorsa, hâlen bir deprem haberiyle uykumuz kaçıyorsa, hâlâ bir kadının çığlığı içimizi acıtıyorsa bitmemişiz demektir ve insan bitmemişse umut da bitmemiştir.
Genel Kurulu sevgiyle selamlıyorum. Aşk ile... (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)