| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 98 |
| Tarih: | 03.06.2026 |
GİZEM ÖZCAN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
2'nci maddedeki düzenleme her ne kadar alkollü içeceklere ilişkin gibi sunulsa da bütünüyle turizmi, özellikle deniz turizmini ilgilendiren bir düzenleme. Biraz dikkatle bakıldığında, düzenleme yalnızca bir ürünün reklamı ya da bir işletmenin tabelası hakkında değil; söz konusu olan turizm ekonomisidir, ticari hayatın işleyişidir, esnafın ayakta kalma mücadelesidir.
Değerli milletvekilleri, devletin görevi hukuk kurallarını açık, öngörülebilir ve kamu yararına uygun şekilde oluşturmaktır. Alkollü içeceklerin reklam ve tanıtımıyla ilgili yasakların kapsamının genişletilmesi ise bunu yapmıyor. Maddeye baktığımızda "alamet, işaret, çağrıştıran, çağrışım yapan" gibi son derece muğlak kavramları görüyoruz. Gerçi artık son derece muğlak kavramları her yerde görüyoruz ne yazık ki. Peki, nedir bir markayı çağrıştıran, neye göre çağrıştıran, kim karar verecek; bir renk mi, bir şekil mi? Bir işletme sahibi hangi tabelanın yasak, hangisinin yasak olmadığını nasıl anlayacak? Bir müfettişin yasak görmediğini başka bir müfettiş yasak sayarsa ne olacak? Kanun dediğiniz şey yurttaşın önünü aydınlatır, bu düzenleme ise sis oluşturuyor, hukuki güvenliği sağlamıyor, belirsizliği de büyütüyor.
Değerli milletvekilleri, bu teklif hazırlanırken Türkiye'nin ekonomik gerçekleri ne kadar dikkate alınmıştır, doğrusu merak ediyorum. Bugün Muğla'da, Antalya'da, İzmir'de, İstanbul'da, Aydın'da binlerce işletme turizm gelirleriyle ayakta kalmaya çalışıyor. Oteller, restoranlar, marinalar, sahil işletmeleri, kafeler... Ben turizmci bir ailenin çocuğuyum ve yakından biliyorum. İşletmelerin önemli bir kısmı çeşitli sponsorluklar ve ticari iş birlikleri sayesinde faaliyetlerini sürdürüyor. Bugün bir işletmenin önüne koyduğu profesyonel bir dış mekân şemsiyesinin maliyeti 200 bin liraya kadar çıkabiliyor. Birçok işletme bu maliyetleri sponsorlarla karşılıyor. Şemsiyeden tenteye, bardaktan servis ekipmanına çok sayıda ürün bu iş birlikleri sayesinde işletmelere ulaşıyor. Şimdi, soruyorum: Bu desteğin kesilmesi kimin işine yarayacak; turizmcinin mi, çalışanın mı, devletin mi? Kim kazanacak? Pastayı büyütmeyen, küçülten bir düzenleme kamu yararına hizmet etmez.
Turizm Bakanlığı yıllardır aynı hedefi açıklıyor: "Daha çok gelir." "Daha çok harcama yapan turist." Sektörün hedefindeki kişi başı gecelik harcamayı 120-130 dolara çıkartmak var, Bakanlık da bunu istiyor, biz de doğru buluyoruz. ancak o zaman şu soruyu sormak zorundayız: Bir yanda turist başına gelen harcamayı artırma hedefi, öte yanda turizm sektöründeki gelir ve harcamaları daraltan düzenleme; bu iki yaklaşım aynı anda nasıl doğru olabilir? Aynı anda doğru olması mümkün değil. Yasama ciddiyetini bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.
Bu düzenleme yalnızca işletmeleri değil; kültür, spor hayatını da etkileyecektir. Bugün pek çok spor kulübü, festival, kültür etkinliği de yine bu şekilde ayakta durmakta. Bir sponsor çekildiğinde yalnızca firma çekilmiş olmuyor; bir festival küçülüyor, bir spor kulübünün bütçesi azalıyor, bir kültür etkinliği de iptal edilmiş oluyor ve bunun bedelini de toplum ödüyor.
İşin bir de mali boyutu var. Bu sektör sadece üretim yapmıyor; vergi ödüyor, KDV ödüyor, konaklama vergisine katkı sağlıyor, istihdam oluşturuyor, tedarik zinciri besliyor. Tabelasını değiştirir, vitrinini değiştirir; zaten ekonomik daralma yaşayan esnafın önüne yeni maliyetler koyuyorsunuz. Peki, bunun maliyeti nedir, kaç işletme etkilenecek, kaç liralık yük doğacak, kaç kişilik istihdam risk altına girecek? Bu önümüzdeki maddeler hukuki açıdan sorunludur, turizm ve ticaret hayatına zarar verme potansiyeli yüksektir. Tekrar ediyorum, pasta küçülmüşken onu daha da küçültmenin kimseye faydası yoktur. (CHP sıralarından alkışlar)