GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:100
Tarih:10.06.2026

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Irmak Öğretmen Ağrı'da Hamur ilçesinde bir köyde görev yapıyor. Büyük umutlarla eğitim fakültesini kazanıp yine büyük umut ve ideallerle Ağrı'nın Hamur ilçesindeki yaşayan o çocuklarımıza, evlatlarımıza eğitim vermek, yetiştirmek istiyor. Evet, evinde hayatını kaybetti. İlk bulgular intihar şeklinde açıklandı. Biz olayın takipçisi olacağız. İntihar mı, cinayet mi, bu olayı takip edeceğiz, gerçekler ortaya çıkmalı ama maalesef ki büyük ideallerle okuyan, büyük ideallerle o ilçeye gidip öğretmenlik yapan, görev yapan çok kıymetli hocamızın yaşadıkları aslında Türkiye'yi anlatıyor, eğitimi anlatıyor, öğretmenlerin sorunlarını anlatıyor, bir iktidarın öğrencisini de öğretmenini de nasıl gördüğünü tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Bakın, Hamur İlçe Eğitim Müdürlüğüne bir dilekçe veriyor, diyor ki: "Benim yaşadığım, görev yaptığım köyle merkez arası 100 kilometre. Servis yok, taksiyle gitmek zorunda kalıyorum, param yetmiyor." diyor. Geliyor, dilekçede bir şeyi daha belirtiyor, "Lojman olarak görülen yerde yaşayabilmem imkânsız. Bir öğretmen daha kalıyor, bir erkek ile bir kadının aynı lojmanda kalması hayatın olağan akışına uygun değil." diyor ve dilekçesine cevap verilmiyor. Belki de umutları, hayalleri, idealleri köreldiği için intihar etti. Yazık, Millî Eğitim Müdürü, Vali, Kaymakam, İlçe Millî Eğitim Müdürü bir açıklama yapmıyor ama dün arkadaşları ve oradaki birkaç insan onu İzmir Torbalı'ya ailesinin yanına defin için yolluyor, cenazesinde vali yok, kaymakam yok, millî eğitim müdürü yok, bürokrat yok. Biz ne hâle geldik? Biz nasıl bu hâle geldik? Ağrı'da görev yapan gencecik bir öğretmen son yolculuğuna uğurlanıyor. Devletin valisi, kaymakamı, il, ilçe millî eğitim müdürü gelmiyor, cenaze programını açıklamıyor; koskoca Türkiye Cumhuriyeti'nin bürokratlarının hâli bu. Peki, bir milletvekili, bir bakan gelse o vali, o kaymakam, o millî eğitim müdürü, mal müdürü, tapu müdürü sıraya geçer, sıraya. Yazıklar olsun! Yazıklar olsun! Yazıklar olsun! Sen öğretmenine servis aracı vermeyeceksin, lojman vermeyeceksin, gencecik hayatının baharında yaşamına son verecek ve cenazesine atadığı millî eğitim müdürü, vali ve kaymakam katılmayacak. İşte, yaratılan sistem budur; bencil, gaddar, görmeyen, hissetmeyen, dokunmayan, anlamayan. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bizler bu olayı takip edeceğiz. Arkadaşlarımız tabii ki hocamızın cenazesine katılacak ama bu ülke, bu ülkenin öğretmenleri, genç öğretmenleri, bu durumu hak etmiyor.

Sayın milletvekilleri, şimdi, Mehmet Şimşek, acayip bir adam, acayip bir bakan. Göreve geldiğinde "Rasyonel bir zemine dönersek -ki başka seçeneğimiz yok- bu ekonomi kurtulur." dedi. Enflasyon önce yüzde 75'lere çıktı, bir ara düştü, yüzde 33 seviyesine indi ama verdiği hiçbir tablo düşmedi. Hayat pahalılığıyla, fiyatlardaki artışla ilgili gerçekten dâhiyane bir çözüm önermiş: Marketler pahalı, pazar sayısını artıralım. Yani çözümü pazarcılara, sorumluluğu pazarcılara vermiş. Ya, bu fiyatları pazarcılar düşürecekse sen ne işe yarıyorsun? Kalk oradan bir pazarcıyı ya da dernek başkanını getirelim, görevi o yapsın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ama o kadar hayattan kopuklar ki, o kadar gerçekten kopuklar ki bizim verdiğimiz fiyatlar, yayın yaptığımız yerler zaten pazarlar, pazarlarda fiyatlar artmış; emekli, işçi gidip o lüks marketlerden mi alışveriş yapıyor? Pazarda yapıyor, hatta pazarın da son saatlerinde yapıyor; dökülen, ezilen, çürümeye yüz tutmuş sebze ve meyveleri alıyor, ezik peynirleri, kırık yumurtaları alıyor; bakın, kırık yumurtaları alıyor, bayat ekmekleri alıyor, "Askıda ekmek var mı?" diyor. Ha, bu durumu göremeyen, rasyonellikten bahseden Mehmet Şimşek her gün pazar açarsak bu sorunu çözecekmiş. Be kardeşim, Maltepe'de haftada bir gün pazar varsa Kartal'da var, Pendik'te var, Ataşehir'de var, Ümraniye'de var, Kadıköy'de var; bunların hepsi zaten sınır; sorun pazarda değil, sorun sizde, sorun sistemde, sorun bu kötü yönetimde, sorun bu durumu görmeyenlerde.

Bakın, Sayın Cumhurbaşkanı bugün "Muhalefetle bizim ilgimiz yok, canım, muhalefet zaten istediğim gibi değil." dedi. Kırk dakikalık konuşmasının yirmi iki dakikasını muhalefete ayırdı.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - İyi saymışsın Ali Mahir.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Evet, maalesef.

Çünkü emekliyi, işçiyi, sizi konuşmadığını biliyorum, Sayın Bakanım, bizi konuştuğunu biliyorum; benim görevim not almak.

Ama yirmi iki dakika muhalefete söz ayıran Sayın Cumhurbaşkanı bir kelime "emekli" demedi, "tarım" demedi, "maaş" demedi, "işçi" demedi, "açlık sınırı" demedi, "yoksulluk sınırı" demedi, "sefalet" demedi.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Dedi, dedi; onu duymamışsın.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Milletvekillerine dönüp gruba konuşuyor, "Arkadaşlar, temmuzda zamlar geliyor, emekli, işçi zammı geliyor. Hadi bakalım, bunu artıracağız, en azından açlık sınırının üzerinde vereceğiz." demiyor. Kimi suçluyor? Muhalefeti.

Bakın, bir yanda yirmi dört yıldır bu ülkeyi yönettiğini iddia edeceksin, övüneceksin, bir yanda yirmi dört yılın sonunda muhalefeti eleştireceksin. Ya, suçlu biz miyiz arkadaşlar gerçekten? Suçlu biz miyiz? Ben isterim ki bu ülkeyi yönetenler grup toplantılarında -Grup Başkan Vekillerimiz burada, milletvekilleri- basın toplantısında enflasyonun nedenlerini konuşsun, çözümü konuşsun, gerçekleri konuşalım.

Bakın, haftada bir gün ben evimden Meclise 3,5 kilometre yürüyerek geliyorum; pazarcıyı, simitçiyi, insanı, emekliyi görüyorum, şikâyetleri dinliyorum. Gelin, buluşalım, sabah kahvemizi yapalım sizlerle, çıkalım sokağa, dinleyelim insanları; insanlar ne diyor arkadaşlar?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - İnsanlar sorunu muhalefette görmüyor, muhalefeti konuşmanızı istemiyor. İnsanlar mutfaktaki yangını, insanlar öğretmenlerin sorunlarını...

Bakın, bir öğretmen intihar etti, bugün konuşmadık bunu, bunu konuşmadı bugün Sayın Cumhurbaşkanı. Neden bir öğretmen intihar etti? Neden polisler intihar ediyor? Neden gençler intihar ediyor? Neden emekli evinde intihar ediyor? Çünkü yaşanılacak bir hâl kalmamış; insanlar geçinemiyor, yoksullaşmış. Biz bunu konuşmuyoruz; muhalefeti konuşuyoruz, muhalefetin durumunu konuşuyoruz. Hayır, insanlar sizden gerçekleri konuşup tartışmanızı istiyor.

Bakın, şimdi, bugün bir şeyle daha övündünüz grupta, hepiniz ayakta alkışladınız. 6 beldeyi kazandınız, güzel ama şimdi o beldedeki insanlar diyor ki: "Biz nüfusumuzu 2 bin biliyorduk, 5 bin olmuş. Bizi ilçe yapacaksınız."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Yahu, 5 kat, 4 kat, 3 kat seçmen taşımışsınız; o şirin, güzel beldeleri kazanmışsınız; ilçe olacak nüfusa ulaşmış; bugün Cumhurbaşkanı bununla övünüyor ama Kütahya'yı, Edirne'yi, Giresun'u, İstanbul'u, Ankara'yı, İzmir'i, Mersin'i, Adana'yı kazanmışız; "Muhalefetin başarısı!" diyemiyor, beldeyle övünen Cumhurbaşkanı 31 Marttaki bizim zaferimizi, kendi yenilgisini göremiyor. Bir belde seçimini almak için de seçmen taşımışsınız. Ya, vallahi, bakın, seçim kazanmaktaki, partilere butlan gibi hileli oyunlar yaratmaktaki aklınızı bu ülkeyi yönetmek için bir parça -uğraşsanız- kullansanız enflasyon düşer, insanlar bu duruma gelmez ama aklınız, fikriniz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayalım.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - "Belde seçimlerini nasıl alırım?" "Kaybettiğim yerin nasıl -meclis çoğunluğuysa- belediye başkanını tutuklarım, meclisten çoğunluğu ben alırım?" "Nasıl belediye başkanı transfer ederim?" "Nasıl seçmen transfer ederim?" "Nasıl milletvekili transfer ederim?" Aklınız, işiniz gücünüz buna çalışıyor. Yani bakın, bir öğretmenimizin ölümünden alıyorum, sorunlarını bir dilekçeyle Millî Eğitim Müdürüne yazıyor. Bugün okullarda temizlikten, güvenlikten her sorun var, öğrencilerin durumu ortada, ekonomik durum ortada, çiftçinin sorunları ortada, biz muhalefeti konuşuyoruz. Türkiye'de muhalefet sorunu yok, iktidar sorunu var, Türkiye'de yönetim sorunu var, kötü yönetim sorunu var. Bu gerçekleri burada konuşalım, konuşma zorunluluğumuz var. Bakın, haftalar kaldı, üç hafta sonra belki Meclis kapanacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Son cümlem Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ve temmuz ayının ilk haftası, ikinci haftası memur maaşları, emekli maaş farklarını konuşacağız. Bir daha söylüyorum bakın: Bize yakışan tatile çıkmadan, bu Meclis kapanmadan emekliye, işçiye yakışır, geçinebileceği, yaşayabileceği bir maaşı buradan belirleyerek gitmemizdir. Eğer bunu yapmadan gidersek kazayla sokağa çıksanız insanların yüzüne bakamazsınız arkadaşlar. Şunu anlayalım: Bizim sorumluluğumuz 86 milyona, Beştepe'ye, Sayın Cumhurbaşkanına değil, vicdanen de ahlaken de görev olarak da aldığımız maaş olarak da bizim sorumluluğumuz bu ülkeye, Beyefendiye değil. Bu sorumlulukla, Meclis kapanmadan milletimize, emeklimize, işçimize gerekeni yapalım.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)