| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 100 |
| Tarih: | 10.06.2026 |
MEHMET KAMAÇ (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin 17'nci maddesi üzerine söz almış bulunuyor, Genel Kurulu da saygıyla selamlıyorum.
17'nci madde diyoruz, Sayın Kılıç "Katılamıyoruz." dedi, 3 tane parti önerge verdi teklif maddesinden çıkarılmasına dair ama Sayın Kılıç "Katılamıyoruz." dedi; keşke katılsaydınız çünkü 3 tane parti bunu söylüyor. Bir de yani bu kanunu nereden tartışacağımızı doğrusu biz de bilmiyoruz. Şimdi, kanunun son cümlesine bir vurgu yapmak istiyorum, diyor ki: "31/12/2025'te sonlanacak." Ya, biz 2026'da yaşıyoruz, Haziran ayının 10'unu yaşıyoruz, üzerinden altı ay geçmiş. Bu cümlede bile gelecek zamanı kullanacak kadar dil bilgisinden yoksunsunuz yoksa burada başka bir amaç mı var? Peki, ne zamana kadar uzatılıyor? 2040 yılına kadar yani on beş yıl uzatılıyor. "Sonlanacak" diyor; dil bilgisi açısından da çok problemli bir madde. Bence bu 3 partinin önergesine katılıp "Evet, biz bu önergeye katılıyoruz." demeniz gerekiyordu.
Şimdi, içeriğinden bağımsız söyledim bunu. İçeriğinde ne var? Bu madde, 1997 tarihli yap-işlet modeli kapsamında özel şirketler tarafından kurulan ve işletilen bazı ayrıcalıklı hidroelektrik santrallerinin denetim dışı, lisans dışı kalma süresinin tam on beş yıl daha uzatılmasını öngörüyor. Normal şartlarda 2025'te bitiyor, 2040'a uzatılıyor. Bu mesele, bu santrallerin elektrik üretip üretmemesi meselesi değil. Bu tesisler zaten var, zaten elektrik üretiliyor; asıl mesele, bu tesislerin hangi hukuki rejim altında, hangi koşullarda işletileceğidir. Bugün, Türkiye'de dürüst bir yatırımcı yeni bir enerji tesisi kurmak isterse EPDK'den lisans alıyor, ÇED raporunun süreçlerinden geçiyor, piyasa kurallarına tabi oluyor. Peki, bu imtiyazlı şirketlerin farkı nedir 2040 yılına kadar devletin kanunuyla hukukun ve denetimin dışına çıkarılıyor? Bu, teknik bir süre uzatımı değil, belirli sermaye gruplarının elindeki imtiyazların kanun yoluyla garanti altına alınmasıdır. Bu tesisler, doğrudan kamuya ait su varlıklarını kullanmaktadır. Kamunun suyunu, halkın suyunu ticari bir metaya dönüştürüp şirketlere sermaye eden bu zihniyet öte tarafta bu suyun asıl sahibi olan tarım üreticisini, çiftçiyi ise kelimenin tam anlamıyla ölüme terk ediyor. Şimdi, burada kullanılan suyla elektrik üretiliyor, su ve elektrik aşağı doğru aktığında, çiftçiye doğru aktığında çiftçi bu suyun altında kalıyor, bu elektrik çiftçiyi çarpıyor. Neden bunu söylüyoruz? Dikkat ederseniz, özellikle ÇKS raporları üzerinden çiftçiye kesilen ağır su faturaları var. Yani, sizin o suyu kullanıp kullanmadığınız hiç önemli değil, bunu daha önce de bu kürsüden dile getirdik, sadece sizin ÇKS raporlarınız üzerinden DSİ'nin kestiği ağır su faturaları var ve bunu tahsil ederken de tarımsal destekten kendi blokaj koyuyor, kendi hesabına aktarıyor. Aynı şeyi DEDAŞ yapıyor. DEDAŞ ne yapıyor? "Ya, siz suyu kullandınız mı? Bu suyu siz elektrikle mi kullandınız, normal kanalla mı kullandınız?" diye sormuyor, diyor ki: "Sizin ÇKS kaydınızda bu kadar dönüm araziniz var." Dolayısıyla, size bir fatura kesiyor, bu faturayı da yine sizin tarımsal desteklerinizden tahsil ediyor.
Sayın milletvekilleri, şimdi burada 2 tane temel problem vardır. Burada şu soruyu soruyorum, diyorum ki: Ya, bu ülkede bu politikalarınız sonucunda çiftçi ne duruma düşüyor? Şimdi, burada AK PARTİ Grubuna soruyorum, diyorum ki: 1980 yılında Türkiye'de kaç milyon ton buğday üretildi? Cevabını inanıyorum ki bilmiyorsunuz. 16,5 milyon ton. AK PARTİ iktidara gelmeden yani traktör daha icat edilmeden, biz de yaprakla dolaşırken 2000 yılında bu ülkede 21 milyon ton buğday üretildi. Peki, 2020'ye geldiğimizde ne oldu? 20 milyon 500 bin ton buğday üretilmiş. Yirmi beş yıllık iktidarınızda çok büyük bir başarı gösterip rekoltede geriye doğru gitmişsiniz; işte, sizin bu tarım politikalarınızın ortaya çıkardığı sonuç bu. Vatandaş neden üretsin, vatandaş neden masraf etsin yani neden bu kadar gübre, yakıt masrafı etsin ve buğday üretsin?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
MEHMET KAMAÇ (Devamla) - Ya, 1980 yılında bu ülkenin nüfusu 43 milyondu, şu anda 86 milyon; 1980 yılında 16,5 milyon ton buğday üretilmiş ama bugün bu ülkenin nüfusu 86 milyonken üretilen buğday 20 milyon ton. Ya, çiftçi bu kadar ağır maliyetlerin altında ezilirken, çiftçinin gerçekte bütün gücüyle, toprağıyla, emeğiyle, ürettiğini siz zengin şirketlere peşkeş çekerken aslında çiftçinin artık üretmesinin bir anlamı da yok ama şunu unutmayın: Eğer siz stratejik bir tarım politikası oluşturmazsanız önümüzdeki on sene bu ülke büyük felaketlerle karşı karşıya kalacak, bu felaketlerin mimarı da siz olacaksınız diyor, Genel Kurulu da saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)