| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 67 |
| Tarih: | 04.03.2026 |
ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz teklifin 22'nci ve 28'inci maddeleri üzerinde söz almış bulunuyorum.
Bu maddelerde de vatandaşın yararına hiçbir şey yok. Yine, doğayı, doğal yaşamı yok sayan bir anlayışla karşı karşıyayız; hukuku yok saymış, yine, yetki tek adama verilmiştir.
22'nci maddeyle yapılan düzenlemede, iktidar en kolay yolu seçiyor, sorun varsa vur, çoğalma varsa itlaf et. 22'nci madde, koruma altında olmayan yaban hayvanlarının daha hızlı ve daha geniş yetkilerle vurulmasının önünü açıyor, yetmiyor, avcıların yanına kolluk kuvvetlerini de ekliyor, vurma kararlarının uygulanacağı alanları genişletiyor. Bilimsel yöntemler, aşılama programları, koruyucu önlemler dururken elinize yine, tüfeği alıyorsunuz; yazıktır, günahtır! Bir ekosistemi kurşunla yönetemezsiniz. Yaban hayatı koruyamayan bir anlayış doğayı da, tarımı da, geleceği de koruyamaz. Bu madde korumayı değil öldürmeyi, çözümü değil günü kurtarmayı tercih eden bir anlayışın ürünüdür. Oysa amaç, yaşatarak korumak olmalıdır. Bu nedenle 22'nci maddeyi kabul etmiyor, geri çekilmesini talep ediyoruz.
Değerli milletvekilleri, torbanın 28'inci maddesiyle Ankara'nın Kızılcahamam ilçesindeki Dereneci ve Gökbel Mahalleleri, Samsun'un Vezirköprü ilçesindeki Çeltek Mahallesi'nde orman sınırları dışına çıkarılan alanlarda nakil, yerleştirme, hak sahipliği tespiti ve borçlandırmaya ilişkin usul ve esasların Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenmesi öngörülmektedir. İlk bakışta teknik bir düzenleme gibi görünse de bu madde hukuk devleti ilkesi ve mülkiyet hakkı açısından ciddi sakıncalar taşımaktadır. Hak sahipliğinin kimlere tanınacağı, vatandaşın hangi şartlarda taşınmaz edinebileceği, hangi esaslara göre borçlandırılacağı ve yerleştirme süreçlerini nasıl yürüteceği doğrudan mülkiyet hakkıyla ilgilidir. Anayasa’nın 35'inci maddesi uyarınca mülkiyet hakkı temel bir haktır ancak kanunla sınırlandırılabilir. Hak sahipliği ve borçlandırma gibi mülkiyet hakkını doğrudan etkileyen konuların Cumhurbaşkanı kararına bırakılması Anayasa'da güvence altına alınan kanunilik ilkesini zedelemektedir. Bu maddenin kapsamı sıradan idari bir işlem olarak görünmez. Haklı olarak şu sorular akla geliyor: Hak sahipliğinin hangi ölçüte göre belirleneceği neden kanunda yazmıyor? Borçlandırmanın sınırları neden kanunda düzenlenmiyor? Vatandaşın mülkiyet hakkını doğrudan etkileyen bu konular neden Meclis tarafından belirlenmiyor? Oysa kanunda temel ilkeler ve sınırlar açıkça ortaya konulmalıdır. Yürütmenin görevi ise kanunun çizdiği bu çerçeve içinde uygulamayı gerçekleştirmek olmalıdır. Bu düzenlemeyle her tür yetkiyi Cumhurbaşkanına bırakıyorsunuz. Hukuk normlarını, Anayasa'yı her zaman olduğu gibi yine yok sayıyorsunuz. Yasama yetkisini devrederseniz bu durum hukuk güvenliğini zedeler ve kanunilik ilkesini tartışmalı hâle getirir. Bizim yaklaşımımız, nettir; nakil yerleştirme, hak sahipliği tespiti ve borçlandırma gibi mülkiyet hakkını doğrudan etkileyen hususlar Cumhurbaşkanına bırakılmamalıdır, bu konuların kapsamı, şartları, sınırları ve güvenceleri doğrudan kanununda ayrıntılı bir şekilde düzenlemelidir. Hukuk devletinin gereği de budur, Anayasa’nın emri de budur.
Değerli milletvekilleri, Hükûmet bu teklifle tarımı ve kırsal kırsalı planladığını iddia ediyor. Gerçekse bırakın tarımı planlamayı, teklif çiftçiyi dolayısıyla tarımı cezalandıran düzenlemeler içermektedir. Çiftçi üretimden çekiliyor, köyler boşalıyor, tarım küçülüyor. Peki, bu teklif sorunların hangisini çözüyor? Mazotu mu, gübreyi mi ucuzlatıyor? Üretimi mi teşvik ediyor, çiftçiyi mi teşvik ediyor? Siz, çiftçiyi de unuttunuz, biliyoruz ki çiftçide sizi sandıkta unutacaktır.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)