| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 103 |
| Tarih: | 17.06.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Teşekkürler Başkan.
Cezaevlerinde yaşanan ağır tablonun araştırılmasına ilişkin bu önergeyi destekliyoruz ve sadece bazı hak ihlallerinde, özgün yaşanan ağır tabloda ya da yapısal olarak tekil meselelerde değil, bu ülkede bir bütünen ceza infaz rejiminin insan haklarına duyarlı ve insan onuruna uygun bir biçimde yeniden düzenlenmesi gerekir ve CHP'nin araştırma önergesinde yer alan Fatoş Pınar Türker'in Emniyetteki çıplak arama meselesi toplumsal bir tepkiye, bir kabul edilmeme hâline dönüştükten sonra ancak bir soruşturmaya konu edilebildi. Biz bu soruşturmayı yakından takip edeceğiz, evet, akıbetini de takip edeceğiz ancak nerede olursa olsun, kime yapılırsa yapılsın; karakolda, Emniyette, cezaevinde ne şekilde olursa olsun, insan onuruna aykırı her muamele, çıplak arama da dâhil, idari ve ceza soruşturmasından geçirilmeli, hesap sorulmalı ki insan onuruna uygun bir yaşamı ve bir hukuk devletini kurduğumuzu iddia edebilelim.
Ama sadece tekil bir örnekte değil, maalesef, çıplak arama meselesi Türkiye'de, özellikle hapishanelerde sistematik, rutin bir mesele hâlini aldı. Daha geçen hafta Dumlu'dan, cezaevinden bir duruşma için Şırnak T Tipine sevk edilen Murat Yalçın, çıplak aramanın insan onuruna aykırı olduğunu söyleyerek zaten bir cezaevinden bir cezaevine geldiğini, herhangi bir yasa dışı madde olmadığını ifade etmesine rağmen ters kelepçeyle, pantolonu zorla indirilerek çıplak aramaya maruz kaldı. İdari ve cezai soruşturma var mı? Hayır. Adalet Bakanı da İçişleri Bakanı da bu konuda suskun.
Buna "çıplak arama" değil, yeni anlamıyla "detaylı arama" denmesi de bu meseleyi meşrulaştırır durumda değil. İnsan Hakları İnceleme Komisyonunda defalarca söyledik, çıplak arama "detaylı arama" adı altında meşrulaştırılamaz. Bunun yasal dayanağı olan kanun yok, yasal dayanağı olan yönetmelik iptal edildi, görünürde hiçbir yasal dayanağı yok. Tıpkı cezaevlerindeki diğer meseleler gibi, tevkifevlerinin genelgelerine, Adalet Bakanının keyfî uygulamalarına dayandırılıyor.
Kapasite sorunu var, evet. Sosyal etkinlik, kurs, spor, okuma, bir araya gelme; tüm bu etkinliklerin hepsi, yasal haklar "kapasite meselesi" adı altında yok ediliyor. Sadece bu haklar mı, sağlığa erişim mi? Hayır. Bu ülkede her yıl yüzlerce insan cezaevlerinde can veriyor; daha geçen hafta Siverek 2 No.lu T Tipinde tek kişilik hücrede Abdullah Yalçın, ağır hasta Mehmet Edip Taşar 24 Martta Marmara Hapishanesinde, Rojhat Babat 1 Nisanda Kırşehir S Tipinde, Mehmet Çeviren 13 Nisanda Batman Cezaevinde, 15 Nisanda Dilbaz Abi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Devamla) - Bununla ilgili ortak bir Komisyon raporu, bir cezaevi ziyareti raporu hazırladık. Bir cezaevinde on ay içerisinde 8 şüpheli ölüm gerçekleşir mi? Kırşehir'de bir yıl içerisinde 8 intihar gerçekleşti. İşte, tüm bu ihmaller, tecridin, yalnızlaştırmanın, sağlık hakkına erişimin engellenmesinin, yeterli denetimlerin yapılmamasının hepsi bir yaşamı ve yaşatmayı, insan onurunu değil, maalesef bu ülkede bir ölüm siyasetini, ölüm rejimini ve intihara sürükleyen bir meseleyi ortaya çıkarıyor. Bugün yüzlerce ağır hasta mahpus Türkiye hapishanelerinde tahliye edilmeyerek ölümle karşı karşıya bırakılıyor. Elâzığ R Tipinde Mehmet Elçe, kanser tedavisi görüyor, "Cezaevinde kalamaz." raporu var ama ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldığı için "İnfazına ara verilemez." deniliyor. O nedenle, Türkiye'deki infaz rejimi tamamen değiştirilmeli, hapishanelerdeki bu insan onuruna aykırı uygulamalarla yüzleşilmeli, umut hakkı ve insanlık onuru güvence altına alınmalıdır. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)