| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 103 |
| Tarih: | 17.06.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; artık, bir AK PARTİ oldubittisi hâline getirilen bir torba kanuna dair İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Bu dönem yaptığım konuşmaların neredeyse tamamında neye, nasıl konuşacağımı inanın bu torba kanunlar yüzünden şaşırdım. Bugün, bir Emniyet personeline, bir diğeri Orman Kanunu, bir diğeri Basın İlan Kurumuna ait düzenlemeleri konuşuyoruz. İhtisas komisyonlarında hiçbir şeyi doğru dürüst konuşmadan, tartışmadan, doğrudan Plan ve Bütçe Komisyonuna, sürece dâhil etmek Meclisi âdeta baypas etmek demektir. Tali komisyonları işlevsiz bırakıyorsunuz, sonra da geliyor acele bir şekilde "Bunu tamamlamamız lazım diyorsunuz." Bütün bir yasama kültürünü nasıl yıktığınızı, rezil ettiğinizi de her seferinde, her yasama döneminde tekrar gösteriyorsunuz. Dün, buraya bir AK PARTİ milletvekili geldi, bu olan bitenin son derece normal olduğundan bahsetti. Bakın, biz bu dönem neler yaşadık biliyor musunuz? Geçtiğimiz sene gelen bir kanun teklifi var Gençlik ve Spor Bakanlığıyla ilgili, Plan ve Bütçe Komisyonunda konuşuldu, mevzuat düzenlemesini, mevzuat düzenlemesiyle beraber bir değişikliği getiriyordu. Aynı hafta Mecliste değiştirdiğiniz kanun teklifini bir hafta sonra değiştirmek için bir daha kanun teklifi getirdiniz yani Gençlik ve Spor Bakanlığındaki bürokratlar bir hafta önce çıkan kanundan haberdar değil, biz ikaz ettik de Türkiye Büyük Millet Meclisini bu mahcubiyetten kurtardık. Ondan sonra da buraya gelip son derece sağlıklı işlediğini, bu süreçlerin son derece sağlıklı ilerlediğini iddia etmek inanın ciddiyetsizliktir. Yoklama isteyince de bozuluyorsunuz, süre vermiyorsunuz, yoklama isteyip, biraz süre alıp hiç olmazsa kanun maddesiyle ilgili paydaşlarla görüşebilecek imkân yaratmaya, hiç olmazsa getirdiğiniz kanun teklifini dinleyecek imkânı size vermeye, biraz olsun sizi bu konuda eğitmeye kalkıyoruz. Yoklama isteyince de ne hikmetse kızıyorsunuz, tahammül edemiyorsunuz. Yasama kültürünü nasıl yıktığınızı aslında tekrar etmeye de çok gerek yok.
Bakın, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum var. Artık sizin yerinize de o karar veriyor arkadaşlar, eskiden defakto Adalet Bakanlığı yapardı, şimdi ülkenin kaderi hakkında fikir ve tarif beyanına gelmiş. Bunu yaparken de diyor ki Sayın Mehmet Uçum: "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeniden Cumhurbaşkanı olmaya ihtiyacı yok ama Türkiye'nin bir kez daha Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ihtiyacı var." Arkadaşlar, en başta şunu söyleyeyim: Türk milletinin "Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır." diyen bir iradeye, bir akla, bir şuura ihtiyacı var. "Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ihtiyacı var." demek "Türkiye'nin, dünyanın en yüksek enflasyonuna, en yüksek faizine ihtiyacı var." demektir aslında, "Yargının siyasallaşmasına, diplomalı işsiz sayısında Avrupa 1'incisi olmaya Türkiye'nin ihtiyacı var." demektir. "Adam kayırmaya, torpile, nepotizme bu ülkenin ihtiyacı var." demektir. Türkiye'nin insanca yaşamaya ihtiyacı var. Dolayısıyla, Türkiye'nin bir kez daha Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ihtiyacı yok, Türkiye'nin hiçbir faniye ihtiyacı yok. Bu büyük milletin hakkaniyetli bir sisteme, Anayasa'ya, kanunlara uyan yöneticilere ihtiyacı var. Türkiye'nin hukuka, adalete, eşitliğe, demokrasiye, zenginliğe ihtiyacı var? Bu büyük milleti, bu güzel ülkeyi bir faniye muhtaç görmek bu millete yapılabilecek en büyük hakarettir. Aslında sarayın şuuraltını, bu millete bakış açısını göstermekte, zihniyetini ifşa etmektedir Mehmet Uçum'un yaptığı bu açıklama.
Burada 594 parlamenteriz, biz de Cumhurbaşkanı gibi seçilerek bu Meclise geldik. Ülkenin kaderini tek bir adamın kaderiyle eş gören bu yaklaşım, buradaki herkese, hepimize çok büyük bir saygısızlıktır, hakarettir. Cumhurbaşkanını tek adamlaştıran, kraldan çok kralcılığın tanımıdır bu çünkü niye böyle söylüyorum? Biz burada millet iradesinin temsilcileri olarak yasama faaliyetleriyle bu şekilde uğraşırken -ki bu ayıptır- atanmışlar dışarıdan ülkenin kaderine yol çizmeye kalkıyor; işte bu durum aslında yasama faaliyetlerinin geldiği noktayı da çok net olarak göstermektedir.
Kanun teklifiyle ilgili şerh koyduğumuz maddeler var. Orman alanlarında yaşlı ve engelli bireylere yönelik bakım ve rehabilitasyon merkezlerinin kurulmasına olanak sağlayan kanun maddesiyle ilgili şerh koyduk. Zira, AK PARTİ'den rantla ilgili bir kanun teklifi geldiğinde 100 kere düşünmemiz lazım, defalarca düşünmemiz lazım çünkü şaibelisiniz, defalarca. Dolayısıyla dedik ki: Bak, bunu vereceksiniz, ondan sonra bunu tekrar alanların bir başkasına devretme riski, ihtimali var; bunu yapmayın, gelin, bu rehabilitasyon merkezlerini devlet işletsin ama nasıl bir iştahsa buna "Hayır." dediniz.
Gene benzer bir madde, farklı bir madde, Basın İlan Kurumuyla alakalı 7'nci ve 8'inci madde. Tabii, basınla ilgili AK PARTİ eğer bir kanun teklifi getiriyorsa bunu da gene 10 kere düşünmemiz lazım çünkü basına yaptığınız baskı çok net ortada. Resmî ilan ve reklam kesme yasaklarından bahsediliyor, bu yasakların kimlere uygulanacağından çok, aslında kimlere uygulanmayacağı bizim için önemli; bunu da biz çok net biliyoruz. Tabii, biz 2024 yılında ilan gelirleriyle ilgili bu 500 milyon lirayı aşkın resmî ilanının hangi ölçütlere göre verildiğine dair bir soru sorduk, buna ne denildi biliyor musunuz? "Ticari sır." yanıtı verildi. Devlet aklı bunun devlet sırrı olduğunu düşünüyor yani Basın İlan Kurumunun dağıttığı 500 milyonun bir devlet sırrı olduğuna kanaat getirdiler, bilgi vermediler. Sıkıştığınız yerde "devlet aklı", "devlet projesi", "devlet sırrı" gibi kavramların arkasına sığınıyorsunuz, farkında değilsiniz, bu söylemlerle aslında devlete olan itibarı, güveni de yıpratıyorsunuz.
Vize vurgun rezaletini burada gündeme getirdik. Milletin parasının nasıl kimlerin cebine gittiğini, nasıl gasbedildiğini anlatmaya kalktık, habere erişim engeli getirdiniz. "Madem erişim engeli getirdiniz, gelin bunu burada konuşalım." dedik, ona da "Yok." dediniz. Bakın, bu iş daha da büyüdü, aynı gazeteci bu işin üstüne gitti ve DTV isimli vize aracılık şirketinin siyasi bağlantılarından ortaklarıyla birlikte vize aracılık hizmeti sattığını biz biliyoruz. Ne çıktı, sonra biliyor musunuz? Endonezya Büyükelçiliği yayınladığı bir duyuruda, zorunlu seyahat sigortasının -bu az önce bahsettiğim siyasi bağlantısı olan- şirketten alınması, aksi takdirde vize başvurularının kabul edilmeyeceğini söylüyor. Hani tavuk üreticilerine denetimli kayyım atadınız ya haksız rekabetten dolayı, alın size, işte haksız rekabet hem de sınırlarımızı aşan bir haksız rekabet. Yurt dışından Türkiye'ye gelecek Endonezya vatandaşlarının alacağı vizelerle ilgili verilen yetkiyi öyle bir kullanıyorlar ki tam bir haksız rekabet. "O firmanın dışında hiçbir firmadan sigorta belgesi alınamaz." diyorlar, hadi göndersenize oraya da denetimli kayyımı, ama yok. "Erişim engeli getiririm bu haberlere..." onu yapıyorsunuz, kayyım, soruşturma yok çünkü siz kendinizle ilgili bir konu gündeme geldiği zaman konuşmazsınız, konuşturmazsanız arkadaşlar. Her zaman olduğu gibi bu işin de üstünü sessizce kapatmaya kalktınız. Vize randevusu bile bulamayan vatandaşlara karaborsacı vize şirketleri, bu firmalar garantili vize satışı yapıyor. Bazıları da diyor ki: "Yüzde 100 vize alamazsınız paranızı iade ederiz." şeklinde de utanmadan sözleşmeler yapıyor.
Şimdi, gerçekten yaptığınız şey, erişim engeli getirmek, ondan sonra da gelip burada torba kanunlarda basın, ilan vesaire bunları konuşmaya ve bunlarla alakalı da bizim vermiş olduğumuz önergelere direnç göstermeye kalkıyorsunuz. Biz, bütün bu süreçte bu kanun hazırlama yöntemlerinin son derece sağlıksız olduğunu, bunun kabul edilemez olduğunu söyledik. Erişim engeli getirdiğiniz konulara "Devlet güvenliği gerekçesiyle konuşturmuyoruz." dediniz. Biz de dedik ki: "O zaman getirin, bu Meclis çatısı altında bunları konuşalım." Ona da "Hayır." dediniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (Devamla) - Kendinizle ilgili, sizi ilgilendiren, yandaşlarınıza, partililerinize ucu dokunan herhangi bir konu olduğunda görmüyorsunuz, duymuyorsunuz, işitmiyorsunuz, âdeta üç maymunu oynuyorsunuz ama bu millet sizin bu tavrınızı görüyor, yaptıklarınızı işitiyor ve yaptıklarınızı duyuyor. Bunun da elbette bir bedeli, bir hesabı olacak diyorum.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)