GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:104
Tarih:18.06.2026

METİN ERGUN (Muğla) - Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Muhterem milletvekilleri, teklifin 11'inci maddesi, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası personelinin disiplin rejimini yeniden düzenlemektedir ancak buradaki bazı hükümlerin hukuk devleti ilkesi açısından dikkatli bir şekilde incelenmesi gerektiği kanaatindeyiz. Birçok fiilin kapsamı yeterince net ve somut olarak belirlenmemiştir. "Nitekim vakar, itibar, güven duygusunu zedeleme ve benzeri davranışlar." gibi ibareler oldukça geniş yorumlanabilecektir. Böyle bir durum Merkez Bankası personelinin haklarını riske atma, hukuk güvenliği ve öngörülebilirlik ilkeleri bakımından da ciddi problemlerin neden olma potansiyeli taşımaktadır. Oysa disiplin hukukunda belirlilik ilkesi esastır, esas olmalıdır. Banka personelinin hangi davranışlarının, hangi yaptırımların neden olacağını önceden açıkça bilmesi ve öngörebilmesi gerekir. Fakat biraz önce zikrettiğimiz bazı düzenlemeler idareye geniş takdir yetkisi tanımaktadır. Teklifin idareye sağladığı geniş takdir yetkisi nedeniyle keyfî uygulamalara zemin oluşturulabilecek bir hukuki çerçeve içerdiği görülmektedir. Elbette kamu kurumlarında disiplinin sağlanması kuşkusuz meşru bir amaçtır. Ne var ki disiplinin temini kadar temel hak ve özgürlüklerin korunması da anayasal bir zorunluluktur. Dolayısıyla 11'inci maddenin hukuk devleti ilkesi, ölçülülük ilkesi ve temel haklar çerçevesinde yeniden gözden geçirilmesinin faydalı olacağı kanaatindeyiz.

Muhterem milletvekilleri, görüşülmekte olan teklif Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasıyla doğrudan ilgili olduğu için Bankanın hâlihazırdaki özerklik durumuna yönelik bazı düşüncelerimizi sizlerle paylaşmak isterim. Malumunuz olduğu üzere merkez bankalarının bağımsızlığı keyfî tercihlerin değil bütün dünyada geçmişte yaşanan krizlerin ortaya çıkardığı rasyonel bir sonuçtur. 1970'lerden itibaren birçok ülke bunun önemini görmüş ve siyasi iktidarın kısa vadeli hesapları ile para politikasının birbirinden ayrılması gerektiği anlayışı yaygınlık kazanmıştır çünkü fiyat istikrarı günlük siyasete emanet edilemez bir konudur. Bağımsız merkez bankaları bu anlayışın ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu sayede devletler enflasyonla mücadelede güven tesis etmeyi başarabilmişlerdir, uzun vadeli yatırımlar teşvik edilmiş ve ekonomiler daha öngörülebilir hâle gelmiştir.

Ancak bunca tarihî tecrübeye rağmen mevcut iktidar ülkemizde tam tersi bir politikayı dayatmıştır, hâlen de bu anlayıştan vazgeçtiğini söyleyebilmek pek mümkün değildir. İktidar, Merkez Bankamızın bağımsızlığını zedeleyerek Türkiye ekonomisine büyük zararlar vermiş ve ekonomiyi içinden çıkılmaz zor sıkıntılara sürüklemiştir. Faiz kararları piyasa gerçeklerine göre değil iktidarın keyfî taleplerine göre alınmıştır. Tırnak içinde "Söz dinlemiyor." diye Merkez Bankası Başkanları defalarca görevden alınmıştır. Tüm bunlara bağlı olarak Türkiye ekonomisi öngörülemez hâle gelmiştir, Türk lirası değer kaybetmiş, enflasyon kontrolden çıkmıştır. Yine, bütün bunlara bağlı olarak özellikle son beş yılda yaşanan yüksek enflasyon süreci hâlâ devam etmektedir. Hayat pahalılığı milyonlarca vatandaşımızı ezmiş, piyasalarda belirsizlik artmış, ülkemizin risk primi yükselmiş ve ülkemize yönelik yabancılar yatırımlardan vazgeçmişlerdir. İşte bu yüzden, bugün karşı karşıya olduğumuz sorunlar tesadüf değildir, bunlar Merkez Bankasının kurumsal bağımsızlığının yok edilmesinin acı sonuçlarıdır. Dolayısıyla, Türkiye, Merkez Bankası bağımsızlığını yeniden sağlamak zorundadır, aksi hâlde milletimizin yıllardır yaşadığı sıkıntılar gelecekte daha da ağırlaşacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle konuşmama son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)