GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:104
Tarih:18.06.2026

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) - Değerli milletvekilleri, yasama faaliyetlerinin amacı millet adına denetim yapmak, düzenlemeleri bütün yönleriyle değerlendirmek ve millet iradesinin tecelligâhı olan bu yüce çatıda itibarını korumaktadır ancak torba kanun anlayışı bunun tam tersini yapmaktadır. 13'üncü maddeye baktığımızda da aynı anlayışın izlerini görüyoruz. Madde görünüşte Merkez Bankası personeline ilişkin disiplin hükümlerini düzenlemektedir. İlk başta basit bir düzenleme gibi görünmektedir ancak mesele teknik değildir; mesele, özgürlük ile keyfîlik arasındaki tercihtir; mesele, hukuk devleti ile talimat devleti arasındaki tercihtir; mesele, bağımsız kurumlarla yönetilen bir Türkiye ile her şeyin siyasi iradenin tercihleri doğrultusunda şekillendiği bir Türkiye arasındaki tercihtir. Maddede yer alan "herhangi bir siyasi parti yararına veya zararına fiilen faaliyette bulunmak" ifadesi son derece muğlaktır. Peki, bunun sınırı nedir? Bir çalışan sosyal medya paylaşımı nedeniyle suçlanacak mıdır? Bir görüş açıklaması siyasi faaliyet olarak değerlendirilecek midir? Bir akademik değerlendirme ya da ekonomik yorum disiplin soruşturmasına konu olacak mıdır? Kanun metni bu soruların hiçbirine cevap vermemektedir oysa hukuk devleti belirsizlik üzerine değil öngörülebilirlik üzerine inşa edilir çünkü belirsizlikler adaletin değil keyfîliğin alanıdır. İYİ PARTİ olarak bu ifadenin metinden çıkarılmasını istedik çünkü disiplin hukuku yoruma göre değil kurala göre işletilmelidir ancak önerimiz her zamanki gibi iktidar partisi oylarıyla reddedilmiştir. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk güçlü bir devletin ancak güçlü kurumlarla ayakta kalabileceğini çok iyi biliyordu. Bu nedenle, Cumhuriyet kişilere değil kurallara, keyfîliğe değil hukuka dayalı bir yönetim anlayışı üzerine inşa edilmiştir çünkü kurumların itibarı kişilerden çok daha uzun ömürlüdür, devletin gücü de kişilerin gücünden değil, kurumların gücünden gelir. Bugün savunduğumuz şey de tam olarak budur; güçlü kişiler değil güçlü kurumlar, geçici idareler değil devlet geleneği, siyasi sadakat değil kurumsal bağımsızlık.

Değerli milletvekilleri, Merkez Bankası gibi bir kurumun en büyük sermayesi para değil güvendir. Bugün Türkiye'nin yaşadığı ekonomik sıkıntıların temelinde yalnızca enflasyon ya da faiz tartışmaları yoktur, asıl sorun kurumların bağımsızlığına yönelik güvenin aşınmış olmasıdır. Yatırımcı güven arar, piyasa öngörülebilirlik arar, vatandaş istikrar arar ancak siz yıllardır kurumların bağımsızlığı yerine siyasi sadakati önceleyen bir anlayışla hareket ettiniz, sonra da neden güven ortamı oluşmadığını birbirinize soruyorsunuz. Çünkü bir ülkede kurumlar bağımsızlığını kaybettiğinde ekonomi de güven kaybeder, Merkez Bankası bağımsızlığını kaybettiğinde para değerini kaybeder, devletin istatistik kurumları güvenirliliğini kaybettiğinde vatandaş açıklanan rakamlara inanmaz, yargıya duyulan güven zedelendiğinde adalet duygusu yara alır; sonuçta, devlet milletin gözünde itibar kaybeder. Bugün emekli geçinemiyorsa, bugün gençler umudunu yurt dışında arıyorsa, bugün çiftçi ürettiğinden kazanamıyorsa, bugün esnaf dükkânını açık tutmakta zorlanıyorsa bunun nedeni yalnızca ekonomik şartlar değildir; bunun nedeni aynı zamanda kurumsal aşınmadır.

Teklifin geneline baktığımızda da aynı tabloyu görüyoruz; vergi adaletini sağlamayan, gelir dağılımındaki uçurumu kapatmayan, çalışanın yükünü hafifletmeyen, emeklinin ve çiftçinin sorunlarına çözüm üretmeyen bir anlayışla karşı karşıyayız. Bugün, ücretli çalışanlar daha yılı ortasına gelmeden üst vergi dilimine girmektedir; maaşı artmayan vatandaşın, ödediği vergi sürekli artmaktadır; alım gücü düşen insanlarımız her geçen gün daha ağır bir yükün altına girmektedir. AK PARTİ'si iktidarı buna "reform" demektedir, biz ise buna "vergi adaletsizliği" diyoruz çünkü vergi sistemi çok kazanandan değil sabit gelirli vatandaşın sırtından daha fazla yük alan bir yapıya dönüşmüştür; işte, bizim itirazımız da tam olarak bunadır. Biz, devletin kişilere göre değil kurallara göre yönetilmesini istiyoruz; biz, sadakatin değil liyakatin esas alınmasını istiyoruz; biz, kurumların siyasi baskıyla değil hukukla yönetilmesini istiyoruz çünkü devlet bir partinin değil 86 milyonun devletidir, çünkü Merkez Bankası bir siyasi iradenin değil Türk milletinin Merkez Bankasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) - Ve unutulmamalıdır ki güven kaybeden ekonomi büyümez, büyüyemez; bağımsızlığını kaybeden kurumlar itibar üretemez; hukuktan uzaklaşan devletler refah sağlayamaz. Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla keyfîlik değil, daha fazla hukuk; daha fazla talimat değil, daha fazla kurumsallık; daha fazla kutuplaşma değil, daha fazla demokrasi ve daha güçlü cumhuriyet kurumlarıdır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)