| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 110 |
| Tarih: | 14.07.2026 |
MHP GRUBU ADINA MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 280 sıra sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin tümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, hukuku bir toplumda kişiler arası ilişkileri, kişi ile devlet arasındaki ilişkileri düzenleyen, uyulması kamu gücüyle desteklenen kurallar bütünü olarak tarif edebiliriz. Ancak hukuk yalnızca bir kurallar bütünü değil, aynı zamanda adalet, hakkaniyet ve toplumsal düzen arayışının kurumsallaşmış bir hâlidir. Hukuk devleti ilkesi devletin kendi koyduğu kurallara bağlı kalması, bağlı olması, keyfî yönetimden uzaklaşması ve vatandaşın devlet karşısında öngörülebilir bir hukuki güvenceye kavuşması anlamına gelir. Anayasa'mızın 2'nci maddesinde cumhuriyetimizin temel nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti ilkesi yalnızca bir slogan değil, kanun koyucunun her düzenlemesinde gözetmesi gereken temel bir anayasal ölçüttür.
Klasik hukuk felsefesinden günümüze hukukun üstünlüğü kavramı üç temel unsur üzerinde oturur. Bunlar kanunilik, belirlilik ve hesap verebilirliktir. Kanunilik, bir müeyyidenin ancak önceden ve açıkça kanunla belirlenmiş olması hâlinde uygulanabileceğini ifade eder. Belirlilik, hukuk normlarının vatandaşın davranışlarını önceden öngörebileceği açıklıkta olmasını gerektirir. Hesap verebilirlik ise gerek yürütmenin gerek yargı organlarının yetkilerini hukuka uygun kullanıp kullanmadıklarının denetlenebilir olmasıdır. Görüşülen kanun teklifinin pek çok maddesi tam da bu üç unsuru güçlendirmeye yani yargılama sürelerinin belirliliğini artırmaya, usul ekonomisini sağlamaya ve Anayasa Mahkemesi kararlarının gereğini yerine getirerek hukuki belirliliği tesis etmeye yöneliktir. Bu noktada bir hususun altını özenle çizmek istiyoruz ki hukuk toplumdan bağımsız soyut bir kurallar mimarisi değildir. Hukuk milletin tarihsel tecrübesinden, örf ve âdetinden, adalet duygusundan beslenen, toplumsal ihtiyaçlar değiştikçe kendini yenileyen canlı bir düzendir. Bu bakımdan, kanun koyucunun görevi yalnızca teknik anlamda tutarlı normlar üretmek değil, milletin adalet beklentisini karşılayan, uygulamada ortaya çıkan aksaklıkları zamanında gideren bir mevzuat düzeni kurmaktır. Nitekim görüşülmekte olan kanun teklifinin gerekçesinde de ifade edildiği üzere hak arama hürriyetinin daha etkin kullanılması, savunma hakkı ile hukuki güvenliğin güçlendirilmesi, adalete erişimin kolaylaştırılması ve belirliliğin sağlanması günümüz yargı anlayışının vazgeçilmez ilke ve değerleri olarak kabul edilmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünya genelinde hukuk sistemlerinin son çeyrek asırda dört eksende dönüşüm geçirdiği görülmektedir. Birincisi, adalete erişimin dijitalleşme yoluyla kolaylaştırılmasıdır. Pek çok ülke elektronik dava takip sistemleri, uzaktan duruşma imkânları ve elektronik tebligat mekanizmalarını hukuk sistemlerine dâhil etmişlerdir. Salgın sonrası dönemde bilhassa Avrupa ülkelerinde ses ve görüntü naklî yoluyla duruşma icrası yaygınlaşmış, mahkemeye fiziksel erişim de güçlük yaşayan yurttaşların adalete erişimi kolaylaştırılmıştır. İkincisi, yargılama sürelerinin makullüğünün insan hakları hukukunun merkezi bir unsuru hâline gelmesidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6'ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı yalnızca tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma hakkını değil, makul sürede karar verilmesi zorunluluğunu da içermektedir. Üçüncüsü ise yüksek mahkemelerin iş yükünün azaltılması ve içtihat mahkemesi rolünün güçlendirilmesi yönündeki eğilimdir. Pek çok Avrupa ülkesinde temyiz mercileri her uyuşmazlığı değil hukuki açıdan önem arz eden meseleleri inceleyen kurumlara dönüştürülmektedir. Dördüncü bir eğilim olarak kişisel verilerin korunmasıyla adli süreçlerde delil güvenliğinin dengelenmesi meselesi gerek Avrupa Birliği hukukunda gerek karşılaştırmalı ceza muhakemesi hukukunda giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Genetik veri, dijital delil ve elektronik kayıtların saklanma süreleri, imha usulleri ve veri sahibinin hakları çağdaş ceza muhakemesi sistemlerinin ortak gündemidir. Türkiye bu küresel eğilimlerin dışında da kalmamıştır ancak burada altını çizmemiz gereken önemli bir husus vardır. Ülkemizde hukuk alanındaki reformlar dışarıdan dayatılan normlara uyum sağlama kaygısıyla değil, milletimizin adalet beklentisine cevap verme sorumluluğuyla yürütülmekte ve yürütülmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak benimsediğimiz yaklaşım da budur. Evrensel hukuk ilkelerini gözetirken millî iradeyi ve devletimizin bekasını önceleyen bir hukuk siyasetine önem vermekteyiz.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde kesintisiz bir yargı reformu iradesi mevcut bulunmaktadır. Bu iradenin en somut göstergesi birbirini takip eden yargı reformu strateji belgeleridir. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından kamuoyuyla paylaşılan Dördüncü Yargı Reformu Strateji Belgesi "Türkiye Yüzyılı, Adaletin Yüzyılı" hedefi doğrultusunda hukukun üstünlüğünü esas alan, gecikmeyen ve öngörülebilir bir adalet vizyonu ortaya koymuştur. 2025-2029 dönemini kapsayan bu belge, hukuki güvenliğin kuvvetlendirilmesi, yargılamaların makul sürede tamamlanması, yargının kapasitesinin ve verimliliğinin artırılması, teknolojik imkânlardan daha fazla yararlanılması ve adalete erişimin kolaylaştırılması gibi temel amaçlar etrafında şekillenmiştir. Bugün görüşmekte olduğumuz kanun teklifi işte bu strateji belgesinde ortaya konulan hedeflerin somut bir uzantısıdır.
Teklife genel olarak bakıldığında, hukuk yargılamalarında duruşmalar arası sürenin makul ölçüde sınırlandırılması, belirsiz alacak davasının yerini daha işlevsel bir kısmi dava rejiminin alması, vesayet altındaki kişilere ait malların Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden daha rekabetçi biçimde satılabilmesi, noterlik işlemlerinde dijitalleşmenin genişletilmesi ve idari yargıda tek hâkimle görülebilecek dava kapsamının genişletilmesi öngörülmektedir. Bunların her biri yargı sisteminin işleyişini hızlandırmaya ve vatandaşımızın adalete erişimini kolaylaştırmaya matuftur. Ayrıca, teklifte önemli bir yer tutan husus, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kanunlarda verdiği iptal kararları sonrasında ortaya çıkan hukuki boşlukların doldurulmasıdır. 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nde Anayasa Mahkemesince iptal edilen düzenlemelerin yerine yüksek mahkemenin gerekçelerini karşılayacak yeni hükümler getirilmektedir. Bu, kanun koyucunun anayasa yargısına duyduğu saygının ve hukuk devletinin gereklerini yerine getirme iradesinin açık bir göstergesidir. Nitekim, demokratik hukuk devletinde yasama organının anayasa yargısının iptal kararlarını gecikmeksizin telafi etmesi kuvvetler ayrılığı ilkesinin ve anayasal denge denetleme mekanizmasının sağlıklı işlemesinin bir gereğidir. Bu düzenlemelerin her biri yürütmeyle yasamanın anayasa yargısının çizdiği sınırlar içinde uyum içinde hareket ettiğinin de somut bir kanıtıdır.
Değerli milletvekilleri, yargı bağımsızlığı Anayasa'mızın 9'uncu maddesinde "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." hükmüyle güvence altına alınmıştır. Anayasa'mızın 138'inci maddesi hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduğunu, hiçbir organ, makam, merci veya kişinin yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemeleri ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceğini, tavsiye ve telkinde bulunamayacağını hükme bağlamıştır. Hâkim ve Savcılar Kurulu mesleğe kabul, atama, terfi ve disiplin süreçlerinde yürütmenin doğrudan müdahalesini engelleyecek kurumsal bir çerçeve oluşturmak üzere tasarlanmıştır. Bununla birlikte, yargı bağımsızlığı statik bir kazanım değil sürekli korunması ve geliştirilmesi gereken dinamik bir değerdir. Görüşülmekte olan teklifin 9 ve 10'uncu maddeleri tam da bu çerçevede hâkim ve savcı adaylarının eğitim ve sınav süreçlerine ilişkin hukuki belirliliği artırmakta, bilirkişilik müessesesinin amacına uygun kullanılmasını temin etmektedir. Zira, hâkimlik ve savcılık mesleğinin temel unsuru hukuki bilgi ve değerlendirmeyle uyuşmazlıkların çözümlenmesidir. Hukuki nitelendirme yetkisinin bilirkişiye devredilmesi yargı bağımsızlığının ve hâkimin vicdani kanaatinin özüne aykırıdır. Bu itibarla, teklifin hâkimlik ve savcılık mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenebilecek konularda bilirkişiye başvurulmasını disiplin yaptırımına bağlaması yargı bağımsızlığını güçlendiren isabetli bir düzenlemedir. Yargı bağımsızlığını yalnızca, hâkimin dış müdahalelerden korunması olarak değil, aynı zamanda yargı mensubunun mesleki, liyakat, eğitim ve etik donanımla güçlendirilmesi olarak okumak gerekmektedir. Zira, bağımsızlık nitelikli, hesap verebilir ve topluma güven veren bir yargı mensupluğu üzerinden anlam kazanmaktadır. Bu anlamda, teklifin 9'uncu maddesiyle, Türkiye Adalet Akademisince verilecek eğitimin kapsamının Anayasa ve insan hakları hukuku, ceza hukuku, özel hukuk, idare hukuku, vergi hukuku ve usul hukuku alanlarını, duruşma yönetimini, karar ve gerekçeli karar yazımını kapsayacak şekilde genişletilmesi, değerlendirilmesi ve mazeret sınavına ilişkin usullerin açıkça düzenlenmesi, hâkim ve savcı adaylarının mesleğe hazırlanma süreçlerinin şeffaflığını ve liyakat esasını güçlendirmektedir. Karşılaştırmalı hukukta da görüleceği üzere, meslek öncesi eğitim ve sınav süreçlerinin nesnel kriterlere bağlanması yargı bağımsızlığının kurumsal güvencelerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü meselesini uzun süredir milletimizin gündeminde tutmaktayız. Sayın Genel Başkanımız adalet sisteminin güvenilirliğinin devletin bekasıyla doğrudan bağlantılı olduğunu, kurumların yıpratılmasının değil, güçlendirilmesinin millî bir sorumluluk olduğunu çeşitli vesilelerle dile getirmiş, hukukun herkes için eşit ve öngörülebilir şekilde işlemesi gerektiğine yönelik değerlendirmeleriyle partimizin yargı politikasına ilişkin görüşlerini en üst mertebeden ifade etmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk töresinde adalet devletin varoluş sebebidir. Orhun Abideleri'nden bu yana Türk devlet geleneğinde töre kavramı hükümdarın dahi bağlı olduğu keyfilikten azade bir nizamı ifade eder. Nitekim, devleti ebet müddet ülküsü ancak adaletin sarsılmaz bir şekilde tesis edildiği bir düzende gerçek anlamını bulur. Kurucu Genel Başkanımız Alparslan Türkeş Bey de Türk milletini adalette yarışa çağırırken tam olarak bu köklü anlayışa işaret etmekteydi. Ona göre bir milletin yükselişi ancak hakkın ve adaletin toplumun her katmanında hâkim kılınmasıyla mümkündür. Bu itibarla, yargının gücü soyut bir kurumsal kapasite meselesi değil doğrudan devletin bekasıyla irtibatlı millî bir meseledir. Zira adaletsiz bir düzende ne millet devlete güvenir ne de devlet millete uzun ömürlü bir istikbal vadedebilir. Görüşülmekte olan kanun teklifi bu çerçevede değerlendirildiğinde, yargının süratini ve öngörülebilirliğini artırarak milletin devletine olan güvenini artıracak olan bir düzenleme olmaktadır. Ancak bilinmelidir ki kanun düzeyindeki her iyileşme üzerine inşa edildiği anayasal zeminin taşıyıcılığıyla sınırlıdır. 1982 Anayasası'nın darbe döneminden devraldığı vesayetçi ruh yargı kurumlarının milletle tam anlamıyla bütünleşmesinin önünde hâlâ bir engel teşkil etmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi bu meseleyi bir parti çıkarı değil milletin ilelebet payidar kalması davasının bir parçası olarak görmektedir. Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin sıklıkla ifade ettiği üzere, milletin bekası ile hukukun üstünlüğü birbirinden ayrı düşünülemeyecek 2 kavramdır. Devletin güçlü, milletini birlik içinde görmek isteyen her Türk vatandaşı aynı zamanda adaletin kesintisiz işlediği bir düzeni de arzu eder. Bu inançla hak ve özgürlükleri öne çıkaracak demokratik, kapsayıcı ve katılımcı yeni bir anayasa yapılmasını öncelikli hedefimiz olarak görmekteyiz. Bu çerçevede, Anayasa Mahkemesinin statüsü, kuruluş ve yargılama esasları ile üye yapısının köklü bir reforma tabi tutulmasını da ayrıca gerekli görmekteyiz. Milletimizin egemenlik haklarını esas alan, Cumhuriyetimizin temel niteliklerini koruyan ve mevcut Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin ilkelerini kökleştiren 100 maddelik anayasa önerisi partimiz tarafından daha önce kamuoyuyla paylaşılmıştır. Millî ve kapsayıcı, demokratik yeni bir anayasayla darbe kalıntılarının tamamen temizleneceği, uzlaşma yoluyla yeni bir anayasa hazırlamak artık millî bir vecibe hâline gelmiştir. Ancak biliyoruz ki büyük anayasal dönüşümler dahi günlük adalet hizmetinin aksamadan yürütülmesini gerektirir. Vatandaşımız her gün mahkeme kapılarında hak arama mücadelesi vermektedir ve bu mücadelenin makul sürede ve öngörülebilir kurallarla sonuçlandırılması anayasal tartışmaların gölgesinde ihmal edilemeyecek bir önceliktir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin diğer bazı maddelerine de genel hatlarıyla değinmek gerekirse, idare aleyhine hükmedilen alacaklarda doğurulan icra takibi yerine idareye yazılı başvuru zorunluluğu getirilmekte, böylece kamu kaynakları gereksiz mali külfetten korunmakta, icra dairelerinin iş yükü azaltılmaktadır. Miras yoluyla intikal eden taşınmazlarda ortaklığın giderilmesi sürecinde ilk artırmanın yalnızca mirasçılar arasında yapılması sağlanarak kötü niyetli işlemlerin önüne geçilmektedir. Belirsiz alacak davası kurumu yürürlükten kaldırılmakta, yerine Avrupa insan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarıyla uyumlu, daha işlevsel bir kısmi dava rejimi esas alınmaktadır. Bu kazanımlara, yargılama süreçlerini hızlandıran 2 düzenleme daha eklenmektedir. Hukuk yargılamasında duruşmalar arası süre makul ölçüde sınırlandırılmakta, idari yargıda tek hâkimle görülebilecek dava kapsamı genişletilmektedir. Bölge idare mahkemeleri ile Danıştay arasındaki kanun yolu dengesi de Anayasa Mahkemesi içtihadı gözetilerek yeniden kurulmakta, hükmün denetlenmesi hakkı ile davaların makul sürede sonuçlandırılması ilkesi arasında ölçülü bir denge tesis edilmektedir.
Görüldüğü üzere kamuoyunda "12'nci Yargı Paketi" olarak nitelendirilen, yargının etkin ve verimli işlemesine yönelik bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi, hukuk devletinin gereklerini güçlendiren Anayasa Mahkemesi kararlarının gereğini yerine getiren, yargılama süreçlerini hızlandıran, vatandaşımızın adalete erişimini kolaylaştıran kapsamlı bir düzenlemedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi olarak geciken adaletin adalet olmadığı ilkesinden hareketle makul sürede yargılamanın temin edildiği, güçlünün değil haklının hakkının gözetildiği bir adalet sisteminin inşasını önemsemekteyiz.
Hukukun üstünlüğüne, yargı bağımsızlığına ve milletimizin adalet beklentisine olan bağlılığımızla, görüşülmekte olan kanun teklifini desteklediğimizi ifade ediyor, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)