| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 116 |
| Tarih: | 28.07.2026 |
RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Cumhuriyet Halk Partisi Grubunda Grup Başkanlığı ve Grup Başkan Vekilliği görevini yürütecek olmamız nedeniyle arkadaşlarımızla birlikte bize ilettiğiniz tebrikleriniz ve iyi dileklerinize teşekkür ederek konuşmama başlıyorum.
Filenin Sultanları bizi her zaman olduğu gibi yeniden gururlandırdılar, koltuğumuzu kabarttılar. Kendilerini Atatürk'ün kızları olarak tanımlayan A Millî Kadın Voleybol Takımı'mız Voleybol Milletler Ligi'nde şampiyon oldu. Azimleri, mücadele ruhları ve ülkemize yaşattıkları büyük sevinç için Millî Takım'ımızın her bir sporcusunu, teknik ekibini ve emeği geçen herkesi yürekten kutluyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)
Tabii, bugün grup önerimizde de olacak, bu şehit ailelerinin ve gazilerin sorunlarının araştırılması konusu çok önemli. Burada gerçekten çok ciddi bir adaletsizlik var. Vatan savunması sırasında hayatını kaybeden veya beden bütünlüğünü yitiren askerlerimiz arasında ayrım yapılması, şehit aileleri ve gazilerimizin farklı mali ve sosyal haklara tabi tutulması son derece yanlış bir tutum. Aynı zamanda Anayasa’nın da sosyal devlet ve eşitlik ilkelerine aykırı. Ayrıntılı olarak konuşacağız bunu. Bu konuya özellikle değinmemin nedeni bu konuda diğer konularda olduğu gibi mevzuatın son derece parçalı ve dağınık bir yapı içinde olmasıdır. Bu konuda da hak sahiplerinin tabi olduğu kanun, olayın meydana geldiği tarih, olayın niteliği, rütbe ve statü ve sigortalılık gibi ölçütlere göre farklı aylık ve tazminat hesapları yapılıyor. Bu son derece yanlıştır ve bunun derhâl düzeltilmesi gerekiyor.
Diğer taraftan, bu aslında bizim Meclisimizin kanun yapma tekniğinin de ne kadar yetersiz ve niteliksiz olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda da Parlamento hukukuna ki dünyanın her yerinde üniversitelerde okutulan bir derstir, aykırı uygulamalar olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Parlamento hukukuna göre kanun teknikleri açısından 2 tip kanun var: Kod kanun ve çerçeve kanun. İdeal olan, kod kanun içinde kanunların yapılmasıdır yani birbiriyle ilişkili olan maddelerin birlikte görüşülmesi bir çatı altında, bir kanun bütünlüğü altında. Çerçeve kanunda birbiriyle ilişkisiz kanunlar olabilir, bazı zamanlarda başvurulabilir ama ne yazık ki bizde son dönemlerde, yıllardan beri aslında geçmişten de devam eden ama son dönem gittikçe artan bir biçimde bu torba kanun uygulaması işte bu kod kanun ve çerçeve kanunun iç içe girdiğini ve birlikte görüşülmesine zorlandığını gösteriyor. Bakın, biraz sonra yeniden bir torba kanun görüşeceğiz. Böyle bir görüşme sistematiği yok. Tali komisyonlar çalışmıyor. Baktım, 3 tane tali komisyon var. Sonuç itibarıyla, Meclis ihtisaslaşma üzerine kurulu. Orada önce tali komisyonlar çalışacak, raporlarını asli komisyona gönderecekler, ana komisyona; sonra o komisyon o tali komisyon raporlarını da değerlendirerek konuyu görüşecek ama 3 tali komisyonun hiçbirinde de görüşülmemiş; böyle bir görüşme sistematiği yok. Üstüne üstlük, torba kanun gibi yanlış bir sistematik temel kanun olarak görüşülmesi, burada buna zorlanıyor. Bütün bunların hepsine baktığımız zaman son derece verimsiz ve niteliksiz bir Meclis kanun yapma tekniği var.
Diğer taraftan, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri kanunların yerine geçiyor. Parlamentonun bir anlamda, normal şartlarda sahip olduğu yetkilerin aşılmasına, Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle aşılmasına neden oluyor. Gene aynı şekilde, Anayasa'da Cumhurbaşkanına tanınmayan yetkiler ilgili kanun tekliflerinde Cumhurbaşkanına tanınıyor. Ha, sonra ne oluyor? Zaman içinde bunlar Anayasa Mahkemesi kararıyla geri dönüyor, iptal ediliyor ama o zamana kadar sonuçta bunlar uygulanıyor, böyle verimsiz bir sistem olmaz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarı önemlidir, bu nedenle Meclisin gerçekten nitelikli ve verimli kanun yapma sistematiğine bir an önce geçmesi gerekiyor. Parlamento hukuku bütün ilkeleriyle, kurallarıyla uygulanmalı ve tabii, hepsinden önemlisi bunların parlamenter sistem içinde uygulanmasına ihtiyaç var. Cumhuriyet Halk Partisi olarak parlamenter sistemin yanında olduğumuzu, bu sistemin Türkiye'ye uygun bir sistem olmadığını defalarca söyledik, söylemeye devam edeceğiz.
Tabii, son olarak ekonomik krize değinmeden olmaz. Değerli milletvekilleri, 2023 Haziran ayında hemen seçimler sonrasında uygulamaya başlanan program üç yılını doldurdu ama sonuca baktığımız zaman ortada gerçek bir başarısızlık var. Bunu söylemek istemeyiz, sonuçta ülkenin sorunlarının çözülmesini elbette hepimiz isteriz ama önce...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Teşekkür ederim.
...2021 yılının Eylül ayında Cumhurbaşkanının "Faiz sebep, enflasyon sonuç." gibi iktisatta yeri olmayan bir teziyle başlayan ve Merkez Bankasının bunu talimat olarak addetmesiyle yürüyen süreç Türkiye'de enflasyonu azdırdı ve bir anda Türkiye'nin bütün dengelerini bozdu. Biliyorsunuz kur korumalı mevduat sisteminden Merkez Bankası iki yılda 1,5 trilyon zarar etti. Sonrasında, hemen seçim sonrası ekonomi yönetimi değişti, yeni gelen Hazine ve Maliye Bakanı dedi ki: "Türkiye'nin irrasyonel politikalarda devam etmesi mümkün değil, rasyonel politikalara döneceğiz." Arkadan bir dezenflasyon, enflasyonun kontrol altına alınması politikasını geliştirdi. Neydi? 2026 yılında tek haneli enflasyon seviyelerine ulaşacaktık, hatta Maliye Bakanı şöyle de söylüyordu: "Sonuç itibarıyla bu işin, buradaki programın maliyeti bu toplumsal kesimlerin, bu ülkedeki geniş kitlelerin üzerinde...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - ...merak etmeyin enflasyon tek hanelere düştüğü zaman durumunuz iyileşecek." Ama bakıyoruz, nerede tek hane? Aldıkları zaman, o üç yıllık program başladığı zaman yüzde 38,21'miş, şimdi yüzde 32,11. O arada ne olmuş? Cari açık patlamış, büyüme hızı yavaşlamış, reel sektör kan ağlıyor, sanayicisi, KOBİ'si, iflaslar, konkordato ilanları yani böyle bir şey olmaz. İstikrar programı neden bu noktaya geldi? Çünkü istikrar programının tasarımı yanlıştı. Sadece talebi kısıcı, vatandaşların alım gücünü azaltma üzerine kurulu bir programın başarılı olmasına ihtiyaç yok. Bunun arz yönlü politikalarla desteklenmesi gerekirdi. Piyasalardaki tekelci ve oligopolist yapıların dönüştürülmesi, ortadan kaldırılması gerekirdi. Hiç bunlar yapılmadı ve maliyet işçinin, memurun, emekçinin, çiftçinin üzerine geldi.
Değerli milletvekilleri, bugün çok ciddi bir bölüşüm krizi var, belki cumhuriyet tarihinin en büyük bölüşüm krizini yaşıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son dakikayı veriyorum, buyurun.
RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Teşekkür ederim.
İşçi, memur, emekli... Bakın, asgari ücret 28.075 lira, en düşük emekli maaşı 23.552 lira, açlık sınırının altındalar daha haziran ayındayız. Yahu, bu kadar enflasyonun inmediği bir yerde asgari ücreti neden belirlemiyorsunuz temmuz ayında, tekrar artırmıyorsunuz? Hatta biz dedik ki: Yılda üç kere, dört kere belirlensin. Neden en düşük emekli maaşını -ki yaklaşık 51 milyon kişi en düşük emekli maaşı alıyor- neden bunları artırmıyorsunuz? Bekar bir çalışanın yaşama maliyeti bile 46.248 lira. Bunlara Türkiye'nin tahammülü yok. Bunlar çok ciddi başarısızlıklar. Bu program var olan krizi hiçbir şekilde çözmediği gibi Türkiye'yi çok daha kötü noktalara götürüyor. Bunların çok ayrıntılı olarak konuşulması, tartışılması gerekiyor. Bu programla Türkiye hiçbir yere gidemez diyorum.
Teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyor. (CHP sıralarından alkışlar)