GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:116
Tarih:28.07.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA CEYLAN AKÇA CUPOLO (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bizim önergemiz şu anda Mecliste gündeme alınmayı bekleyen kadına yönelik şiddetle mücadeleyi öngören 68 tane araştırma önergesinden yalnızca biri. Şimdi, tabii, Mecliste aslında devam eden bir Komisyon var, 10 Ekim 2024 yılında kurulmuştu ve bu Komisyonun kurulmasına giden yol da 2 genç kadının İstanbul'da surlarda korkunç bir şekilde katledilmesiydi. Komisyon toplandı, raporunu çıkardı ancak bu rapordan bir şey öğrenildiğini düşünmek bizim için güç. Niçin güç? Çünkü bakınız, 2024 yılında 457 kadın katledilmiştir, 2025 yılında 459 kadın katledilmiş, 2026 yılında -ki yıl daha bitmedi- 207 kadın katledilmiş durumda. Bugün bir kadının röportajını izledim; Adana'da, otuz beş yıldır devam eden bir şiddet sarmalının içinde olan bir kadının röportajını izledim ve orada diyor ki: "Yirmi beş yıl evli kaldım ve yirmi beş yıllık evlilik içinde sürekli olarak şiddet gördüm ancak evliyiz diye -bakın, bu kısmı çok önemli- bu şiddeti polise rapor etme ihtiyacı duymadım, şikâyet etme ihtiyacı duymadım ancak boşandıktan sonraki on yıl içinde sürekli olarak şikâyet ettim, uzaklaştırma kararları aldım. Adam bana kefen gönderiyor, mezar yeri satın aldığını söylüyor ancak yalnızca verilen şey bir aylık uzaklaştırma. Uzaklaştırma süresi bittiğinde adam yine kapımda bitiyor. KADES uygulamasını kullanıyorum -biliyorum ki AK PARTİ grubundan konuşacak olan kişi KADES'ten bahsedecek- fail KADES'i o kadar iyi biliyor ki polisin ne zaman geleceğini, ne zaman ayrılacağını dahi biliyor. O yüzden bu uygulama beni korumuyor. Adam, bu uygulamadan, ne zaman çağıracağımdan bile haberdar."

Şimdi, bütün bu gündem gelişirken Aile Bakanlığının sayfasına baktığımızda, ana sayfada aile bütünlüğünü koruyacak bazı eylem ve etkinliklerden bahsediyor. Kadına yönelik şiddetle ilgili ne yaptığına bakmak istediğimizde, daha ara sayfalara girmek zorunda kalıyoruz. Orada da basın açıklamaları bölümünde şöyle diyor: "Sosyal medyaya yansıyan bir görüntüdeki şiddet iddialarına ilişkin..." "Şu yolda katledilen kişiye ilişkin..." "Buna ilişkin, şuna ilişkin..." Yani aslında, o sayfaya baktığımızda, şiddetin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının ana gündeminde olduğunu ne yazık ki göremiyoruz ve sürekli olarak bu basın açıklamalarının her birinde de şunu diyor: "Dosyaya dâhil olduk, müdahil olduk, takip ediyoruz." Ama bu müdahil olma durumunun şiddeti önlemeyle ilgili nasıl bir etki yarattığına dair bir etki izleme sonucu ne yazık ki görülmüyor.

Elimde bir tane yasak kararı var. Bu, şubat ayında verilmişti. Şubat ayında, İstanbul'da, Özgür Kadın Hareketi TJA'nın yaptığı bir eylemi yasaklayan, kadına yönelik şiddeti protesto etmek ve buna dair duyarlılık geliştirmek isteyen bir kadın hareketinin eylemini yasaklamak için verilen bir Kartal Kaymakamlığı kararı var elimde. Köşesine de aile mührü vurmuşlar, 2025 yılı aile mührü. Yani kadına yönelik şiddetle mücadele eden kadın örgütlerine aile mührü vuruyorlar. Oysaki, bize göre, aile böyle bir yapı olmak zorunda değil.

Bakın, sağlıklı erkeklik örnekleri var. Rojin Kabaiş'in babası Nizamettin Kabaiş sağlıklı bir erkeklik örneğidir. Kızının akıbetini ısrarla takip eden baba. Rojvelat Kızmaz'ın abisi Mehmet Kızmaz'ın bu şüpheli ölümü takip etmesi sağlıklı bir erkeklik örneğidir. Siverek'te evinden kaçırılıp daha sonra cinsel şiddete maruz bırakılan genç kadının babasının onun yanında durması sağlıklı bir erkeklik örneğidir, sağlıklı bir ebeveynlik örneğidir, bireylik örneğidir ama bizim sağlıklı bulmadığımız ve bu mührün koruduğunu düşündüğümüz başka örnekler var. Örneğin Hiranur Vakfının kurucusu olan, 6 yaşındaki kızını evlendiren, on sekiz yıl cezaya mahkûm edilen ama nasıl olduysa sağlık sorunları gerekçe gösterilerek tahliye edilen adam sağlıklı bir aile örneği değildir. Aile Bakanlığı kadınları tam da böylesi yamuk yumuk bir aile bütünlüğünün içine hapsetmek istemektedir. Bizim asıl itirazımız her zaman için bunadır ve sisteme baktığımız zaman, genel yapısı itibarıyla -ki parlamentoda kurulan bu komisyonlar bunu defalarca tespit etmiştir- erkek bir sistemdir. Gülistan Doku dosyasında bütün sistemin bu kadar hazır ve amade bir şekilde bir kadının ortadan yok edilmesini koruması sistemin erkeği koruma içgüdüsüyle ayrı bir şekilde düşünülemez. Bakın, yine aynı şekilde, Hiranur dosyasında 6 yaşındaki kız çocuğunun yaşının büyük gösterilmesi için hastanelere farklı kişilerin götürülmesi yine sistemin erkeği nasıl koruyup kolladığına dair en çarpıcı örneklerden biridir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

CEYLAN AKÇA CUPOLO (Devamla) - Sağ olun.

Biz Meclisi önemsiyoruz, Mecliste kurulan araştırma komisyonlarını öneriyoruz. Gerekirse binlerce komisyon kuralım, bu meseleyi defalarca konuşalım, bu meseleyle ilgili duyarlılık oluşturalım ama bu şiddete, bu sürekli olarak artan şiddete, kadına yönelik şiddete çare olalım. Bizim verdiğimiz önergenin metninde şiddet yalnızca fiziksel bir şiddet olarak tarif edilmiyor ama bu ekonomik şiddet, cinsel şiddet psikolojik şiddet olarak da tanımlanıyor ve kadınlar çalışma alanından hayatın en ortasındaki her yere kadar şiddet görüyorlar ve bu önergenin geçmesinde sayısal avantajı olan iktidar partisine 2024 yılında vermiş oldukları önergeden bir bölümle seslenerek konuşmamı bitirmek isterim. "Kadınlar eğitimden iş hayatına, siyasete kadar pek çok alanda eşitsizliklerle karşılaşmakta; cinsiyet ayrımcılığı, şiddet, iş hayatında ayrımcılık gibi sorunlar birey ve toplum genelini..."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEYLAN AKÇA CUPOLO (Devamla) - "...olumsuz etkilemekte. Bu nedenle farkındalık yaratmak, çözümler üretmek toplumun öncelikleri içinde olmaktadır." Bunlar benim değil, sizin sözleriniz. Kendi sözlerinize "evet" oyu vermeye çağırıyorum sizi. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)