GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:116
Tarih:28.07.2026

SEMRA ÇAĞLAR GÖKALP (Bitlis) - Teşekkürler Sayın Başkan.

"Ey Kürt milleti, ittifakta kuvvet, ittihatta hayat, kardeşlikte saadet, hukukta selamet vardır. İttihadın kapısını ve muhabbetin ipini kuvvetli tuttunuz ki sizi beladan kurtarsın." Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu sözler Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde doğan büyük İslam âlimi Saidi Kürdi'ye aittir. Daha 15 yaşındayken zamanın eşsizi anlamına gelen "Bediüzzaman" unvanını alan Saidi Kürdi cumhuriyetin Kürt halkına reva gördüğü sürgün, inkâr ve mezarsızlaştırma siyasetinin simge isimlerinden biri hâline gelmiştir. Bu nedenle kanun teklifimiz yalnızca kayıp bir mezarın bulunmasını değil, bir halkın hafızasına, bir ailenin yas hakkına ve insanlık onuruna sahip çıkılmasını amaçlamaktadır. Saidi Kürdi yaşamının önemli bir bölümünü sürgünlerde, mahkemelerde ve zindanlarda geçirdi. Buna rağmen inancından, düşüncelerinden ve halkının hakikatinden vazgeçmedi. Bundan yüz yılı aşkın süre önce bugün dahi kimilerine yabancı ve imkânsız görünen çoğulcu bir eğitim modelini savundu. Kürtçe, Türkçe ve Arapçanın birlikte kullanılacağı dinî ilimlerle fen bilimlerinin bir arada okutulacağı Medresetüzzehra üniversitesini tasarladı fakat onun düşüncelerinden ve toplumsal etkisinden korkan tekçi devlet aklı, ölümüyle dahi yetinmedi. 23 Mart 1960'ta Urfa'da vefat eden Saidi Kürdi'nin naaşı 12 Temmuz 1960'ta askerî darbe yönetiminin emriyle mezarından çıkarılarak bilinmeyen bir yere götürüldü. Ailesinin rızası yok sayıldı, toplumun yas hakkı gasbedildi, mezarıyla birlikte adı, kimliği ve düşünceleri de halkın hafızasından silinmek istendi. Kürt halkı bu politikaya yabancı değildir. Şeyh Sait'in, Seyit Rıza'nın, Cibranlı Halit Bey'in ve daha nice Kürt önderinin mezar yerlerinin hâlâ açıklanmaması aynı inkâr ve hafızasızlaştırma siyasetinin sonucudur. Kürt halkına yalnızca yaşarken değil, öldükten sonra da kimliksizliği ve mezarsızlığı dayatan bu anlayış yüz yıllık tekçi rejimin en ağır miraslarından biridir.

Bugün yürütülen barış ve demokratik toplum süreci bu ağır mirasla yüzleşme sorumluluğunu da beraberinde getirmektedir. Çünkü gerçek bir barış aynı zamanda hakikaten açıklanmasını, geçmişte yaşanan haksızlıklarla yüzleşilmesini, mağdurların onurunun iade edilmesini ve bütün bunların demokratik bir cumhuriyetin hukukuna dâhil edilmesini gerektirir. Barış karanlıkta bırakılmış sayfaları cesaretle açmaktır. Yüzleşme hesap sorma ve hesap verme denklemine sıkıştırılmamalı. Yüzleşmek hep birlikte yüzyılın ağır yüklerinden kurtulmak, yeni yüzyıla hakikat, eşitlik ve adalet temelinde geçmek demektir. Demokratik toplumun farklı kimliklerin, dinlerin, inançların ve toplumsal hafızaların eşit biçimde tanınmasıyla kurulabilir. Devlet Kürt halkına karşı uyguladığı inkâr ve asimilasyon politikalarından vazgeçtiğini yalnızca sözlerle değil, somut ve bağlayıcı adımlarla göstermelidir.

Bu kanun teklifiyle Saidi Kürdi'nin mezar yerinin tespit edilmesini, naaşının ailesine teslim edilmesini, el konulan kişisel eşyaları ile mal varlıklarının mirasçılarına iade edilmesini ve ailesine tazminat ödenmesini talep ediyoruz.

Teklifimizin bir diğer önemli boyutu ise Saidi Kürdi'nin eserlerinin özgünlüğünün korunmasıdır. Başta Risale-i Nur külliyatı ve ilk dönem eserleri olmak üzere farklı tarihlerde yapılan baskılar arasında ciddi farklılıklar bulunduğuna ilişkin iddialar yıllardır kamuoyunda tartışılmaktadır. Saidi Kürdi'nin Kürtçe kaleme aldığı bazı hitabe ve metinler sonraki baskılarda yalnızca Türkçe tercümeleriyle yayınlanmış, böylece metinlerin asıl dili görünmez kılınmıştır. Yine, bazı baskılarda "Kürt" "Kürtçe" "Kürdistan" ve "Saidi Kürdi" ifadeleri çıkarılmış, bunlar yerine "Şark" "Şarklı" "Vilayet-i Şarkiye" ve "Saidi Nursi" gibi ifadeler kullanılmıştır. Dil, bir düşünürün hafızası, kimliği ve dünyayla kurduğu ilişkinin taşıyıcısıdır. Ana dilinde yazdığı metinleri tahrif etmek Saidi Kürdi'yi kendi tarihsel ve toplumsal bağlamından koparmaktır. Bu nedenle bütün el yazmaları, ilk baskılar ve sonraki nüshalar bağımsız uzmanlar tarafından karşılaştırılmalı, yapılan değişiklikler kamuoyuna açıklanmalı ve eserler özgün diliyle koruma altına alınmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

SEMRA ÇAĞLAR GÖKALP (Devamla) - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Saidi Kürdi'nin mezar yerinin açıklanması ve eserlerinin özgün hâliyle korunması yalnızca ailesine karşı insani ve hukuki bir sorumluluk değildir. Bu adımlar, Kürt halkının tarihsel hafızasına duyulan saygının ve kardeşlikteki samimiyetin göstergelerinden biri olacaktır. Gelin bu tarihsel utancı hep birlikte sona erdirelim, mezarları kaybedilenleri halklarına, tahrif edilen sözleri hakikate, yasaklanan dilleri özgürlüğe, inkâr edilen hafızayı demokratik topluma kavuşturalım çünkü barış ancak hakikatle, kardeşlik ancak eşitlikle, ortak gelecek ise ancak adaletle kurulabilir.

Genel kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)