| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 116 |
| Tarih: | 28.07.2026 |
MHP GRUBU ADINA FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri izleyen aziz Türk milleti; 282 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu Teklifi'nin tümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Bugün Gazi Meclisimizde tarihî anlardan birini yaşıyoruz, Genel Kurulumuz tarihinde ilk kez 7 grupla toplandı. Yeni kurulan Yeni Partiye hayırlı olsun dileklerimi iletiyor, yüce Meclisimize de milletimizin lehine alınacak kararlarda başarılar temenni ediyorum.
Sayın milletvekilleri, yıllarını akademiye, bilimin evrensel ışığına ve tecrübe aktarımına vakfetmiş, uzun yıllar rektörlük makamında bulunarak üniversite koridorlarında, amfilerde, kütüphanelerin derin sessizliğinde ve laboratuvarlarda on binlerce gencimizin gözündeki umuda, bitmek bilmeyen heyecana ve zaman zaman da omuzlarına çöken ağır kaygıya bizzat şahitlik etmiş bir eğitimci olarak altını kalın çizgilerle çizerek ifade etmeliyim ki bir milletin asıl kudreti ve sarsılmaz kalesi sahip olduğu maddi zenginliklerden yer altı kaynaklarından veya devasa finansal rezervlerinden ziyade millî şuurla yoğrulmuş, ilimle donanmış ve vatan sevgisiyle bezenmiş gençliğidir. Gençlik, bir milletin sadece yarını, geleceği değil aynı zamanda bugününün en büyük teminatı tarihî köklerimizden atiye uzatılan en sağlam medeniyet köprüsüdür. Bugün Türkiye binlerce yıllık devlet geleneğinden, ulu çınarın derin köklerinden aldığı ilhamla Kızılelmasına doğru tavizsiz ve emin adımlarla yürürken ufuktaki lider ülke Türkiye vizyonu ve Türk ve Türkiye Yüzyılı mefkuresi ancak ve ancak sağlam temellere oturtulmuş millî ve manevi değerlerle mutabık, çağın ötesini okuyabilen bir yükseköğretim sistemiyle ete kemiğe bürünecektir. Savunma sanayisinden yüksek teknolojiye, yerli ve millî atılımlardan diplomasideki oyun kurucu rolümüze, enerji altyapısından siber güvenliğe kadar ülkemizin son yıllarda kaydettiği o muazzam ve gurur verici gelişmelerin kalıcı olması bir tesadüf olmaktan çıkıp Türk devlet geleneğinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmesi bu atılımları yönetecek, geliştirecek ve bizden sonrakilere devredecek olan irfan ordusunun liyakatine heyecanına ve adanmışlığına doğrudan bağlıdır.
Sayın milletvekilleri, bu devasa hedefler doğrultusunda Türk yükseköğretim sisteminin ve Yükseköğretim Kurulunun üstlendiği misyon çok daha hayati bir boyuta taşınmıştır. YÖK sadece üniversiteleri denetleyen, bürokratik çarkları döndüren hantal bir mekanizma olmaktan çıkıp küresel rekabette üniversitelerimizin önünü açan, bilimsel üretimi koordine eden, stratejik aklı temsil eden dinamik bir orkestra şekline dönüşmek zorundadır. Yükseköğretim sistemimiz eğitim ve öğretim faaliyetlerinin niteliği, sarsılmaz akademik etik ilkeleri, bilimsel üretimin tavizsiz teşviki ve kamu kaynaklarının millete hizmet yolunda hakkaniyete uygun kullanımı bakımından sürekli kendini yenilemek mecburiyetindedir. Durağanlığın gerilemekle eş değer olduğu bu acımasız asırda üniversitelerimiz bilginin sadece ezberletildiği değil üretildiği, işlendiği, patente dönüştüğü ve aziz milletimizin refahına sunulduğu millî kuluçka merkezleri olmak zorundadır. Ülkemiz son yıllarda yükseköğretim alanında çok ciddi ve stratejik bir eşiği aşmış, nicel büyümesini büyük ölçüde tamamlamıştır. Öğretim elemanı kapasitemiz, öğrenci sayımız, uluslararası yayın potansiyelimiz, üniversitelerimizin fiziki ve teknolojik altyapıları muazzam bir gelişme kaydetmiştir. Yurdumuzun 81 iline yayılan üniversitelerimiz sadece büyükşehirlerde değil, Anadolu'nun en ücra köşesindeki, Torosların zirvesindeki, Karadeniz'in yaylalarındaki evlatlarımızın da yükseköğretime erişimini kolaylaştırmış, tarihî bir fırsat eşitliğini tesis etmiştir. Artık maddi imkânsızlıklar ya da başka sebeplerle büyükşehirlere gidemeyen pırıl pırıl beyinler kendi memleketlerinde evrensel bilgiyle buluşabilmektedirler. Ancak binalar ne kadar ihtişamlı, laboratuvarlar ne kadar donanımlı olursa olsun bu devasa yapının ruhunu, can damarını oluşturan asli unsur şüphesiz ki ömrünü bilime vakfetmiş, saçlarını amfi tozunda ağartmış akademisyenlerimizdir.
Bir akademisyenin, bir hocanın zihni tıpkı asırlık bir çınar gibi yıllar geçtikçe derinleşir, demlenir ve etrafına daha çok gölge, daha çok serinlik vermeye başlar. Emeklilik yaş haddini doldurmasına rağmen zihinleri pırıl pırıl berrak, tecrübeleri okyanuslar kadar engin olan ve yükseköğretim kurumlarımızın ihtiyaçları doğrultusunda sözleşmeli öğretim üyesi olarak o mukaddes bilgi meşalesini taşımaya devam eden kıymetli hocalarımız akademi dünyamızın manevi direkleridir. Türk-İslam geleneğinin özünde usta-çırak ilişkisi vardır. Genç asistanların bu tecrübe abidelerinden öğrenecekleri yalnızca salt akademik bilgi değil, aynı zamanda bilim ahlakı, devlet adabı ve insanlık onurudur. İşte tam bu sebeplerle bu bilim çınarlarına fiilen yaptıkları bu kutsal hizmetler karşılığında diğer öğretim üyelerine yapılan ödemeler bağlamında mevcut düzenlemede var olan boşlukların ve eşitsizliklerin giderilmesi sadece kanuni bir zorunluluk değil, büyük bir vicdani borçtur. Bu adım, Milliyetçi Hareket Partisinin siyasetüstü gördüğü, her daim merkezinde tuttuğu, savunduğu hak, hukuk, liyakat ve ahde vefa anlayışının tecellisidir. Sunulan kanun teklifiyle bu tereddütlerin ortadan kaldırılması uygun olmuştur.
Yeri gelmişken her platformda dillendirdiğimiz bir hususa da dikkat çekmek isterim. Eğitim meselesine çok daha makro bir perspektifle, sokağın, ailenin ve milletin sosyolojisiyle baktığımızda yıllardır kanayan bir yaramız yaramız olan tek tipçi, sınav odaklı sistemin gençlerimizin körpe ruhlarında açtığı ağır tahribatı artık görmezden gelemeyiz. Bugün lider ülke Türkiye'nin geleceği, gençlerimizin içindeki muazzam cevhere, el becerilerine, sanatsal yatkınlıklarına, analitik zekâlarına, edebiyata olan sevdalarına veya bilimsel icat meraklarına göre değil, maalesef optik formlara kodlanmış soğuk, ruhsuz sınav puanlarına ve merhametsiz standart sapmalara göre şekillenmektedir. İlkokul sıralarında oyun oynamaları gereken yaşlarda onları kalın test kitaplarına mahkûm eden, liseye geçerken alevlenen, üniversite kapısında âdeta bir var oluş, yok oluş savaşına dönüşen ve hayata atılırken yakamızı bir türlü bırakmayan bu acımasız sınav cenderesi gençlerimizi âdeta mekanik test çözme makinelerine döndürme riski taşımaktadır. Oysa bir Türk gencinin hayal dünyası, ufku ve potansiyeli (a), (b), (c), (d), (e) şıklarına sığamayacak kadar derindir, sonsuzdur. Eğitim, optik formların zehirli stresi, sürekli birileriyle vahşi bir yarışma hâli, elenme korkusu, başarısızlık damgası yeme endişesi ve körüklenen bir gelecek kaygısı değil, aksine kendini keşfetmenin, hürriyetin, öz güveninin, içindeki o potansiyeli cesaretle açığa çıkarmanın en güvenli limanı olmalıdır. Gencimiz üniversiteye gelmeden, erken yaşlarda, zekâsı, yeteneği ve kişisel eğilimlerine göre belli alanlara yönlendirilmelidir. Bu, yıllardır üzerinde durduğumuz ve artık vakit kaybetmeden halledilmesi gereken millî meselelerden biridir. Bu konu, sadece Millî Eğitim Bakanlığının pedagojik bir reform talebi, basit bir müfredat rötuşu değil, Türk milletinin bin yıllık yürüyüşünü, lider ülke Türkiye vizyonunu doğrudan ilgilendiren bir meseledir.
Gençlerimizin kabiliyetleri, kurdukları hayaller, dünyayı ve eşyayı algılayış biçimleri birbirinden tamamen farklıyken her bir evladımızın içindeki o biricik potansiyeli, o eşsiz yeteneği usta bir sarraf titizliğiyle, sabırla ve sevgiyle işleyerek vitrine çıkarmak zorundayız. Türk ve Türkiye Yüzyılı ancak kendi öz yeteneğini keşfetmiş, ne istediğini ve memleketi için ne yapabileceğini bilen, özgüveni yüksek, millî şuura sahip ve her şartta devletiyle etle tırnak gibi bütünleşmiş nesillerin geniş omuzlarında yükselecektir. Büyük Türk milletinin heba edilecek, sistemin dışına atılacak bir ferdi dahi yoktur.
Sayın milletvekilleri, hayatın uzun ve meşakkatli yollarında, o zorlu virajlarda bazen en parlak beyinler, en yetenekli, en çalışkan gençlerimiz dahi görünmez kazalara kurban gidebilmekte, ayakları takılıp tökezleyebilmektedirler. İnsanlık hâli bu ya, kimi zaman öngörülemeyen çok ağır maddi darboğazlar, kimi zaman yürekleri dağlayan, omuzları çökerten ailevi trajediler, amansız hastalıklar, doğal afetler veya sadece gençliğin getirdiği tecrübesizlikler yüzünden milyonlarca evladımız o çok sevdikleri, bin bir umutla kazandıkları üniversite sıralarına gözyaşlarıyla veda etmek, en güzel hayallerini sandıklara kaldırmak zorunda kalmıştır. Kimi anasına, babasına bakmak için tarladaki traktörün direksiyonuna dönmüş, kimi kardeşlerini okutabilmek için sanayi tezgâhlarına geçmiş, kimi ise ağır bir umutsuzluğa kapılarak eğitim hayatını yarıda bırakıp içine kapanmıştır. İşte, tam da bu karanlık noktada devleti yüce bir baba, milleti ise etten ve kemikten büyük bir aile olarak gören o köklü milliyetçi anlayış şefkatli ellerini uzatmaktadır. Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin Haziran 2022'de sadece siyasi bir söylemle değil, kalplerin en derininden kopup gelen muazzam bir samimiyetle âdeta düşen evladını kaldırmak isteyen bir aile reisi hissiyatıyla ifade ettiğim lisans, yüksek lisans ve doktora seviyesindeki öğrencilerimizden eğitimlerine ara vermek veya eğitimlerini bırakmak zorunda kalanların tekrar okullarına dönüşlerini yani öğrenci affını gönülden destekliyor, üzerimize ne düşüyorsa yapacağımıza söz veriyorum iradesi bugün Gazi Meclisimizin çatısı altında vücut bulmaktadır. Bizler milletimize verilen bu kutlu sözü bir an dahi yere düşürmeyerek büyük Türk milletinin hiçbir evladını çaresizliğe terk edemeyeceği, kimseyi geride bırakmayacağı inancıyla üzerimize düşen sorumluluğu eksiksiz bir şekilde yerine getireceğiz.
Siyasetin en mukaddes yanı bir derde derman olabilmek, kanayan bir yaraya merhem sürebilmektedir. Yıl sınırı olmaksızın tam 4 milyon ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencimiz 2026-2027 akademik yılında eğitimlerine, o çok özledikleri kampüslerine, amfilerine ve bilim üreten kütüphanelerine kaldıkları yerden eskisinden daha tecrübeli, hayatın sillesini yemiş ama asla pes etmemiş, çelik bir iradeyle, çok daha güçlü bir inançla devam edeceklerdir. Ancak hiçbir zaman unutulmamalıdır ki Türk devletinin şefkati ne kadar engin, yüreği kadar merhametli ise devleti devlet yapan o görkemli kudreti, nizamıâlemi sağlayan çelikten adaleti de o kadar keskin ve tavizsizdir. Mevlâna'nın o muazzam pergel metaforunda olduğu gibi bir ayağımız merhamette, şefkatle ve sevgide sabitken diğer ayağımız hukukta, düzende ve devlete sadakatte dönmektedir. Bu kucaklaşma, bu şefkat eli milletimizin bekasına, birliğine, dirliğine, namusuna ve vicdanına kasteden hainleri ve zalimleri asla ve kata kapsamayacaktır. Üniversitelerimizi, o mukaddes ilim ve irfan yuvalarını kaos ve kargaşa ortamına daha da alçakçası bölücü terör örgütlerinin, ihanet şebekelerinin arka bahçesine çevirmeye çalışanlar, devletin bölünmez bütünlüğüne kastedenler, ellerini kahraman güvenlik güçlerimizin ve masum vatan evlatlarının kanına bulayanlar bu aftan faydalanamayacak, merhamet göremeyeceklerdir. İnsanlık onurunu ayaklar altına alan, vicdanları kanatan, işkence ve eziyet suçlarına karışan, toplumun en hassas, en onulmaz yarası olan cinsel saldırı ve bilhassa korumakla, üzerine titremekle mükellef olduğumuz çocuklarımızın melek masumiyetine kasteden cinsel istismar suçlarını işleyen sapkın ruhlular hiçbir surette kampüslere adım atamayacaklardır. Keza geleceğimizin yegâne teminatı olan gencecik bedenlerin, üniversiteli beyinlerin damarlarına zehir akıtan, onların hayatını üç kuruş için çalan insanlık düşmanı uyuşturucu baronları, ölüm tacirleri ve sokak torbacıları devleti bu merhamet ve umut kapısından içeri asla giremeyeceklerdir.
Değerli milletvekilleri, kıymetli gençler; hepinizin malumu olduğu üzere üniversite tercih dönemi yarın başlayacak. Bu vesileyle gençlerimize de birkaç hatırlatmam olacak. Eminim, hepsi nasıl tercih yapılacağını gayet iyi biliyor ama hatırlatmakta fayda var diyorum. Değerli gençler, tercih edeceğiniz bölüm gerçekten istediğiniz bölüm mü, kariyer planlamanıza uygun mu? Yoksa çevrenin etkisiyle mi bu bölümü ya da bölümleri tercih ediyorsunuz? Lütfen, bir kez daha düşünün derim. Tercih edeceğiniz üniversitenin akademik ve sosyal imkânlarını, şehrin yaşam koşullarını, yurt olanaklarını bir kez daha gözden geçirin. Bütün bunları yaparken ailenizle, rehber hocalarınızla istişarelerde bulunun; Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfımızın tercih robotlarından da faydalanmayı lütfen unutmayın.
Sayın milletvekili ve kıymetli gençlerimiz; bizi biz yapacak olan; bizi ebediyete, sonsuzluğa taşıyacak olan yegâne zenginliğimiz iyi yetişmiş, millî bir şuurla mayalanmış, potansiyelleri ve fıtri yetenekleri doğrultusunda doğru yönlendirilmiş, devletin şefkatini sadece cezalandırıcı, soğuk bir güç olarak ensesinde değil, düştüğünde sırtını dayayabileceği ulu ve sıcak bir çınar gibi arkasında hisseden, şanlı geçmişiyle barışık, umut dolu ve geleceğe sarsılmaz bir cesaretle bakan o muazzam gençlerimizdir. Türk ve Türkiye Yüzyılı, Orta Asya'nın bozkırlarından Balkanların eteklerine, Kafkasların sarp dağlarından Orta Doğu'nun sıcak çöllerine kadar küresel nizamda hakkaniyetin, adaletin, nizamın, barışın ve o çok özlenen köklü medeniyetimizin sancaktarlığını yapacak olan lider ülke Türkiye'nin en muhkem, en sarsılmaz temeli olacaktır. Bizler bu yolda, bu mefkûre uğrunda bıkmadan, yorulmadan yürümeye, gençlerimize kutup yıldızı olmaya, onların heyecanla açtığı yolda gururla iz sürmeye devam edeceğiz. Bugün, bu Gazi Mecliste alınan kararlar ülkemiz, aziz milletimiz ve geleceğimizin teminatı gençlerimiz için hayırlı uğurlu olsun diyorum. İnşallah, bundan sonrasında da Milliyetçi Hareket Partisi olarak Gazi Meclisimizin bu yüce çatısı altında geleceğimizin teminatı için, gençlerimiz için var gücümüzle çalışmaya gayret edeceğimizi bir kez daha beyan ediyorum. Her zaman onların yanında olduğumuzu bir kez daha bu kürsüden ifade etmek istiyorum ve bu duygu ve düşüncelerle Gazi Meclisi ve ekranları başında kalbi bizimle atan tüm vatandaşlarımızı, gençlerimizi saygılarımla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)