GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:116
Tarih:28.07.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA KEZBAN KONUKÇU (İstanbul) - Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifi yükseköğretim sistemine ilişkin çok sayıda alanda değişiklik önermekle birlikte yükseköğretimin uzun yıllardır biriken yapısal sorunlarına bütüncül, demokratik ve hak temelli çözümler sunmaktan uzaktır. Teklifin en belirgin yönlerinden biri, yükseköğretim sistemindeki merkeziyetçi yapıyı koruması ve bazı alanlarda daha da güçlendirmesidir. Akademik kadroların planlanmasında Yükseköğretim Kurulunun yetkilerinin genişletilmesi, öğretim elemanlarının atanmasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yeniden atanma şartı hâline getirilmesi üniversitelerin kurumsal karar alma süreçlerinde merkezi idarenin belirleyici rolünü artıracak niteliktedir. Yükseköğretimin temel sorunları yalnızca idari yapılanmaya indirgenemez. Bugün öğrenciler ağırlaşan ekonomik kriz, derinleşen yoksulluk, yüksek kira bedelleri, yetersiz burs ve kredi olanakları, barınma ve beslenme sorunları nedeniyle eğitimlerini sürdürmekte güçlük çekmektedir. Binlerce genç ekonomik nedenlerle üniversitesini bırakmakta ya da eğitimine ara vermektedir. Öğrenci affı gibi dönemsel düzenlemeler bu yapısal sorunları ortadan kaldıramaz. Kalıcı çözüm, eğitim hakkının güvence altına alınması, nitelikli ve parasız kamusal yükseköğretimin güçlendirilmesi ve hiçbir öğrencinin ekonomik nedenlerle eğitimden kopmamasının sağlanmasıdır. Bunun yanında, yükseköğretimde yaşanan hak ihlalleri yalnızca ekonomik sorunlarla sınırlı değildir. Son yıllarda üniversitelerde demokratik haklarını kullanan çok sayıda öğrenci disiplin soruşturmaları, gözaltılar, tutuklamalar, barınma hakkı eylemlerine yönelik müdahaleler ve çeşitli idari yaptırımlarla karşı karşıya kalmıştır. Kampüslerin güvenlikçi anlayışla yönetilmesi öğrencilerin ifade ve örgütlenme özgürlüğünü zayıflatmakta, üniversiteleri özgür tartışma alanları olmaktan uzaklaştırmaktadır. Öğrencilere yönelik hukuki güvenceden yoksun fişleme ve ajanlaştırma pratikleri de gençlerin eğitim hakkı ile kişi özgürlüğü ve güvenliği üzerinde ciddi kaygılar yaratmaktadır. Demokratik üniversite, öğrencilerin korku altında değil özgürce düşünce açıklayabildiği, örgütlenebildiği ve yönetime katılabildiği bir kamusal alanı ifade eder. Akademisyenler bakımından da yükseköğretim sistemi uzun süredir ağır yapısal sorunlarla karşı karşıyadır. Güvencesiz çalışma biçimleri, liyakatten uzak atama süreçleri, düşük özlük hakları, beyin göçü ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskılar bilimsel üretimi doğrudan etkilemektedir. Özellikle barış akademisyenleri sürecinde yaşanan ihraçlar, kamu görevinden çıkarmalar ve sonrasında Anayasa Mahkemesinin ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin kararı akademik özgürlüğün demokratik toplum düzeninin vazgeçilmez unsurlarından biri olduğunu açık bir biçimde ortaya koymuştur. Buna rağmen güvenlik soruşturmasını yeniden akademik kadrolara girişin temel kriterlerinden biri hâline getiren yaklaşım geçmişte yaşanan hak ihlallerinin tekrar tekrarlanabileceği yönündeki kaygıları artırmaktadır.

Teklif, aynı zamanda, yükseköğretimin giderek piyasa odaklı bir anlayışla yeniden yapılandırıldığı yönünde tartışmaları da güçlendirmektedir. Teknoloji transfer mekanizmalarının genişletilmesi, belirli üniversitelere yönelik özel finansman modelleri, şirketlerle kurulan yapısal ilişkiler ve kurumsal dönüşümler bilimsel üretimin kamu yararı yerine piyasa ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmesinin derinleşeceğini göstermektedir. Üniversitelerin temel görevi holdinglerin kısa vadeli ihtiyaçlarını karşılamak değil, özgür bilim üretmek, eleştirel düşünceyi geliştirmek ve toplumun ortak yararına bilgi üretmektir.

Eğitim sisteminin temel sorunları yalnızca yükseköğretimle de sınırlı değildir. Özel öğretim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin uzun süredir yürüttükleri taban maaş, güvenceli çalışma ve sendikal hak mücadelesi eğitim emekçilerinin karşı karşıya bulunduğu yapısal sorunları görünür hâle getirmiştir ve özel sektör öğretmenleri ve mülakat mağduru öğretmenler günlerce Ankara'da açlık grevi yapmışlar, eylemler yapmışlar, defalarca saldırıya maruz kalmışlardır ve bu perşembe günü Çalışma Bakanlığında bir toplantı yapılacaktır. Biz umuyoruz ki bu toplantıyla birlikte özel sektör öğretmenlerinin ve mülakat mağduru öğretmenlerin sorunları çözülebilsin.

Öte yandan, Türkiye'de eğitim alanındaki temel sorunlardan biri de ana dilinde eğitim hakkının hâlen güvence altına alınmamış olmasıdır. Başta, Kürtçe olmak üzere farklı ana dillerde eğitimin önündeki anayasal ve yasal engeller devam etmektedir. Oysa, eğitim hakkı yalnızca okula erişimden ibaret değildir, bireyin kendi dili ve kültürüyle eğitim alabilmesini de kapsayan temel bir insan hakkıdır. Yükseköğretim, piyasaya insan kaynağı yetiştiren bir sektör değil kamusal bir hak alanıdır. Üniversiteler siyasal iktidarın, güvenlikçi politikaların veya piyasa aktörlerinin yani patronların yönlendirmesi altında faaliyet gösteren kurumlar değil, demokratik yönetime sahip, bilimsel özerkliği güvence altına alınmış, özgür araştırma ortamını koruyan ve toplum yararını esas alan kamusal kurumlardır; bunu hatırlatmış olalım. Demokratik üniversite; öğrencilerin, akademisyenlerin ve tüm üniversite bileşenlerinin yönetime katıldığı, düşüncelerini özgürce ifade edebildiği, ana dilinde eğitimin önündeki engellerin kaldırıldığı, liyakatin esas alındığı ve kamusal finansmanla desteklenen bir yükseköğretim modelini ifade etmektedir. Bu nedenle, yükseköğretime ilişkin yasal düzenlemelerin temel amacı; bilimsel ve akademik özgürlüğü güvence altına almak, liyakat esaslı akademik sistemi kurumsallaştırmak, öğrencilerin ekonomik ve sosyal nedenlerle eğitimden kopmasını önlemek, eğitim hakkını hiçbir ayrım gözetmeksizin güvence altına almak, ana dilinde eğitim hakkı önündeki engelleri kaldırmak ve yükseköğretimi kamusal bir hizmet alanı olarak güçlendirmek olmalıdır. DEM PARTİ; demokratik, çoğulcu, bilimsel özgürlüğü esas alan, kamusal, erişilebilir ve çok dilli bir yükseköğretim sistemini savunmaktadır. Bu doğrultuda, kanun teklifinin temel hak ve özgürlükler, bilimsel özgürlük, eşitlik, sosyal devletle demokratik toplum ilkeleri gözetilerek yeniden ele alınması gerektiğini değerlendirmekteyiz.

Bu kanun teklifinin çok kritik maddeleri var. 1'inci maddesi yabancı uyruklu uzmanlık öğrencilerinin döner sermaye ödemelerinden muaf tutulmasıyla ilgili. Bu kesinlikle Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırıdır. Bu eşitlik ilkesi sadece vatandaşları kapsamamaktadır, bu ülkede aynı koşullarda çalışan tüm emekçilerin hakları güvence altına, eşitlik hakkı, eşit işe eşit ücret hakkı güvence altına alınmalıdır.

Bir diğer kritik madde 15'inci madde öğrenci affıyla ilgili. Komisyonda da bu konuyu çok ciddi tartıştık. Bu kanun teklifindeki 15'inci maddeyle öğrenci affı konusunda muafiyetler getiriliyor, bunlardan biri de terör örgütlerine irtibat ve iltisak. Hukuki bir soruşturma dahi olmadan sadece idari bir soruşturma sonucunda bile öğrenciler bu "iltisak" adı altında eğitim öğretim hakkından mahrum bırakılmış olabiliyorlar. Kesinlikle böyle bir muafiyet kabul edilmemeli ve hiçbir ön şart olmadan bu af tüm öğrenciler için geçerli olmalı.

Bir diğer önemli konu 25'inci maddede öğretim elemanlarının atanmasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması. Komisyonda bunu tartıştığımızda bize dediler ki: "Öğretmenler için bu var, ne olacak ki öğretim görevlileri için de olsun." Zaten biz tamamen karşısındayız, öğretmenler için de olmasın diyoruz. Bu maddeyle aslında kendi istedikleri gibi bir rejim oluşturmaya çalışırken bu rejimin yeniden üretim mekanizmaları, rejimin biliminin yeniden üretim mekanizmaları olarak üniversiteleri kurguluyorlar ve bu kurguya uygun öğretim görevlileri tahsis etmek istiyorlar. Tamamen bu yaklaşımın bir göstergesi olan bu madde de çok problemli bir madde.

Bu düzenleme yakın geçmişte yaşanan uygulamalar nedeniyle akademik kamuoyunda da önemli kaygılar açığa çıkarmıştır. Özellikle barış akademisyenleri sürecinde çok sayıda akademisyen düşüncelerini açıkladıkları gerekçesiyle ihraç edilmiş, kamu görevinden çıkarılmış veya üniversitelerden uzaklaştırılmışlardı. Bu vesileyle bir kez daha ifade edelim: On yıldır süren KHK zulmüne bir an önce son verilmesi gerekiyor. 12 Eylül darbesinden sonra bile görevinden alınanlar, ihraç edilenler on yılın sonunda görevlerine dönebilmişlerdi yani bu, şu anlama geliyor: 12 Eylül cuntacılarından daha berbat bir yönetimle karşı karşıyayız. On yıl geçti ve bu KHK zulmü hâlâ sona ermiş değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEZBAN KONUKÇU (Devamla) - Tamamlıyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

KEZBAN KONUKÇU (Devamla) - Amasız fakatsız tüm KHK'liler görevine iade edilmeli çünkü OHAL sürecinde görevden almaların pek çoğu hiçbir hiçbir hukuki dayanak, bir mahkeme kararı dahi olmadan uygulanmıştı ve uzun zamandır devam eden mahkemeler, onun öncesinde devam eden komisyon sürecinde çok ciddi bir mağduriyet oluştu. Binlerce, on binlerce KHK'linin görevine iade edilmesi gerektiğini tekrar hatırlatalım. Yanı sıra, bu kanun teklifinin özü ve ruhu itibarıyla kesinlikle demokratik olmadığını ifade edelim ve topyekûn geri çekilmesi ve tekrar düzenlenmesi gerektiğini ifade edelim.

Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)