GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:116
Tarih:28.07.2026

YENİ PARTİ GRUBU ADINA SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 282 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin geneli üzerine Yeni Parti adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Aslında bizim açımızdan önemli bir gelişme bu yasa teklifi çünkü bize büyük bir fırsat sundu. İki yıl sonra Millî Eğitim Komisyonunun tekrar yan yana gelmesini sağladı. Türkiye'de 27,5 milyon öğrenci, 65 bin okul, 208 üniversite var. Gençlik alanında 20,5 milyon yurttaş -toplam nüfusun yüzde 25'i- 63 spor federasyonu, 100 örgütlü spor dalı var, 5 milyonu faal 9 milyon lisans var, 19 milyon kayıtlı sporcu var. Kültür açısından dünyanın en büyük medeniyetlerinden biriyiz. Kültürel mirasın korunması, restorasyonu, kaçakçılıkla mücadeleyle yurt dışındaki eserlerin iadesi, yaşayan insan hazineleri, somut olmayan kültürel mirasın yaşatılması gibi önemli konular var. Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunun 3 Temmuz 2024'ten bugüne toplamayı başaramadık maalesef. Geride kalan iki yılda Komisyon Başkanına 2 kez 5 farklı parti imza vermemize rağmen İç Tüzük'e aykırı olarak bu Komisyon toplanmadı. Arada YÖK üyelerinin atanması da dâhil olmak üzere Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülen konular oldu. En son özel öğretim kurumlarının -ki Türkiye'nin temel gündemlerinden biri, maddeleri- yine Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldü. Dolayısıyla Meclisten ne istiyorsunuz bilmiyorum ama iktidar partileri olarak Meclisi çalıştırmamak konusunda müthiş bir ısrarınız var.

Eğitim, ülkenin kalkınması, demokratikleşmesi ve toplumsal refaha kavuşması için temel bir politika alanı. Yeni Parti olarak eğitim sistemini sosyal eşitsizlikleri ortadan kaldırmak ve toplumsal adaleti güçlendirmek için en temel alanlardan biri olarak kabul ediyoruz. Cumhuriyetimizin sosyoekonomik koşulları veya doğduğu coğrafya fark etmeksizin tüm çocuklardan bilim insanı, sanatçılar, devlet yöneticileri çıkaran kamusal eğitim geleneği ülkemizi geleceğe taşıyan en büyük mirastır ve ne yazık ki bu iktidarın en büyük saldırısı ve zararı da bu mirasa olmuştur.

Toplumların geleceği eğitim sistemlerinin yetiştirdiği bireyin yetkinliklerine, becerilerine ve birikimlerine göre şekillenir. Demokratik, özgür, adil, katılımcı ve kapsayıcı bir toplum için yükseköğretim sistemimizin dönüşümü bir beka meselesidir. Yükseköğretim sistemi, insanların yetkinliklerine yatırım yapan, kamu yararını ve toplumsal yararı gözeten, kalkınmayı destekleyen, ulusal ve küresel sorunlara çözüm üreten bir yapıya kavuşturulmalıdır. Demokratik, özerk, katılımcı, kapsayıcı, şeffaf ve hesap verebilir şekilde yönetilen bir yükseköğretim sisteminin hayata geçirilmesi temel önceliğimiz olmalıdır. Yükseköğretim sistemi liyakate ve etik ilkelere dayanmalı, fırsat eşitliği ve toplumsal cinsiyet eşitliğini benimsemelidir sevgili arkadaşlar. Ancak böyle bir yükseköğrenim sistemi için yapılacak tüm değişikliklerin ülkenin ihtiyaçları ve halkın yararı doğrultusunda bilimsel temellere, ihtiyaçlara ve büyük veri analizlerine dayandırılması ve tüm süreçlerin, paydaşların katılımıyla şeffaf bir biçimde yürütülmesi esastır ve maalesef bu sizin alışkanlıklarınız arasında yok. Kapalı kapılar ardında birkaç milletvekiliyle, saraydan uzmanlarla yasa teklifleri hazırlamaya devam ediyorsunuz. Oysa yükseköğretim ülkemizin geleceğidir. Maalesef, bugün gençlerimiz bu ülkede bir gelecek göremiyorlar. Maddi imkânsızlıklar içerisinde nitelikli eğitim olmadan üniversite eğitimi almak zorunda kalıyorlar. Okumak isteyen okuyamıyor, geleceğinden ümidini kesen vazgeçiyor, daha iyi şartlarda devam edebilecekler ülkesini terk etmek zorunda kalıyorlar. 129'u devlet 75'i vakıf ve 4'ü vakıf yüksek okulu olmak üzere 208 üniversite var. İktidar sözcüleri sürekli bu üniversitelerin sayılarıyla övünüyorlar. Toplamda örgün eğitimde ön lisanstan doktoraya kadar yaklaşık 4 milyon, açık öğretim ve uzaktan öğretimde 2,3 milyon olmak üzere 6,3 milyon öğrencimiz var. Peki, bu öğrencilerimiz hangi şartlarda yaşamlarını sürdürüyorlar? 3 bin lira bursla yaşamaya çalışıyorlar. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Biz geldiğimizde, 2002'de 45 liracık." dediği bursla bir buçuk çeyrek altın alınıyordu, kıymetli iktidarınız onu artık gram altın bile alınamaz hâle getirdi.

Geçen yıl bütçe konuşmasında Gençlik ve Spor Bakanı övünerek "874 yurdumuz var." diyordu. 1 milyon kapasite, bu, öğrencilerin ancak dörtte 1'i demek. Üstelik siz bu 1 milyon öğrenci yatak kapasitesini 2 kişilik odaları 4, 4 kişilik odalara 6 kişi yapınca sorunu çözmüş olduğunuzu zannettiniz. Peki, bu bize yükseköğretim sisteminde nasıl yansıdı? YKS başvuruları 3,5 milyondan 2,5 milyona düştü. Bu başvurulardan sadece 1,5 milyonu tercihi yaptı ve sadece 785 bini yerleşti yani neredeyse üçte 1'i. Bu son yedi yılın en düşük rakamıdır. Peki, 2020'den bu yana 716 binden fazla gencimiz okulu bırakmıştır. Son beş yılın en yüksek rakamı bu senedir. Bununla bitmiyor, öğrencilere yaptığınız, akademisyenlere yaptığınız baskılar bitmedi. Eski arkadaşınız, milletvekiliniz -ki siz zaten rektörleri ya eski milletvekillerinden ya da gönlünden milletvekilliği geçmiş ama milletvekili olamamışlardan ya da milletvekillerinin akrabalarından seçiyorsunuz- 19 Mart sonrasında dedi ki Kemalettin Aydın: "Yarın bu üniversite külliyesine girmeyecekler, giremeyecekler!" sanki babasının üniversitesi. Bir başka rektörünüz engelli öğrenciye "Parasını bulursan, tuvaleti yaptırırız." dedi, bir başka paraşüt akademisyeniniz Boğaziçi Üniversitesinde kendisiyle fotoğraf çektirmeyen öğrencinin elinden diplomasını kapmaya çalıştı. Ertesi sabah Boğaziçi kayyumunuz Naci İnci o öğrenci mezunun beş yıl boyunca Boğaziçi Üniversitesine girmesini yasakladı; sizin demokratik üniversite düzeniniz budur. Peki, sonuçları ne olmuş? Söyleyelim: Büyük bir başarınız var, övünebilirsiniz, alkışlayabilirsiniz. Avrupa'da 33 ülkede sadece Türkiye'de üniversite mezunu olanların işsizlik oranı 9,1; üniversite mezunu olmayanların 8,5 yani üniversite mezunu olmak sadece Türkiye'de işsiz kalmak için büyük bir gerekçe; bu başarıyla övünebilirsiniz. TÜİK'in istihdam göstergelerine göre eğitim alanında alanla uyumlu bir meslekte çalışma oranı lisans mezunlarında yüzde 56, ön lisansta yüzde 51. 25-34 yaş grubunda işsiz yüzde 49,2; yükseköğretim mezunu bu işsizler. Ve yine sizin iktidarınıza nasip oldu. Ne eğitimde ne istihdamda olan 6,5 milyon genç var 15-34 yaş arasında ve bu o nüfus grubunun yüzde 23,3'ü; sözcüleriniz gelip AK PARTİ devrinde neler yaptığınızı anlatabilir.

Peki, üniversitelerimizin durumu ne? Üniversitelerimizde bilimsel, yönetsel özerkliğin ve akademik özgürlüğün tamamen ortadan kalktığı bir dönem yaşıyoruz. Rektörleri atıyorsunuz, onlar dekanları getiriyor, onlar bölüm başkanlarını, tamamen suskun, karanlık bir dönem. Ülkeye meteor düşse hiçbirisi konuşamıyor, ağzını açmak, hiçbirisinin yapabileceği bir şey değil ama size hiçbir şey yetmiyor. YÖK üyelerinin 14'ünü Cumhurbaşkanı atıyordu, AYM kararından sonra 21'ini atayacak bir teklifi getirdiniz, onu da Plan ve Bütçe Komisyonuna getirdiniz. Yetmedi, 208 üniversitemiz bulunuyor ama dünyada bilim, öğretim, araştırma, topluma katkı sunmak anlamında dünyadaki üniversitelerdeki yarıştan kopuk hâldeler. Geçen sene ilk 500'de çeşitli endekslere göre 11 üniversitemiz vardı, bu yıl o da 6 üniversite oldu. Gençlerimize fırsat eşitliğinden bahsedildi burada, plansız, programsız, hedefsiz birbirinin aynısı üniversiteleri her ilde açmak, onlara bir fırsat eşitliği sağlamak değil, sadece genç işsizliğini birkaç yıl daha ötelemiş oluyorsunuz. Üniversiteler açılıyor, kapanıyor, adı değişiyor, bölümler açılıyor, kapanıyor, kontenjanları değişiyor ama bu değişim bir ihtiyaç üzerine, araştırma üzerine yapılmıyor. Komisyon toplantısında YÖK Başkanına sordum, dedim ki: Siz YÖK Başkanısınız, bu ülkede 20 bin öğrencisi olan, 70 bin mezunu olan, bin akademisyeni olan, bin öğrencisi olan, ülkenin önde gelen bir üniversitesi olan Bilgi Üniversitesi kapandı, üç gün sonra açıldı, sen YÖK Başkanı olarak bunu biliyor muydun? Kapatılırken sen mi söyledin? Açılırken sen mi söyledin? Cevap komisyon başkanından geldi "Buna cevap vermeyebilirsiniz." Çünkü verecek bir cevap yok. "Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi" dediğiniz garabette en son Cumhurbaşkanı o gece kim ikna ederse herhangi bir üniversiteyi kapatabilirsiniz, üç gün sonra açabilirsiniz, beş gün sonra gene kapatabilirsiniz. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) 20 bin öğrenci, 70 bin mezun, bin idari personel, bin akademik personel sizin umurunuzda değil, parti Genel Başkanınız mutlu olsun, başka hiçbir şey umurunuzda değil ama cevap vermeyebilirsin YÖK Başkanı. Neye cevap verecekse? 2002 yılında 68 bin atanmayan öğretmen vardı, Genel Başkanınız Ecevit'e bağırıyordu: "Madem atamayacaktın, niye okuttun?" Bugün 1 milyon. Niye konuşmuyor Tayyip Erdoğan, niye bir şey demiyor? Yirmi dört senedir siz yönetiyorsunuz, devri iktidarınızda 1 milyon atanmayan öğretmen oldu, onlara gördüğünüz reva da mülakat mağdur yaratmak. Dolayısıyla bu tablonun sorumlusu sizsiniz.

190 bine yakın öğretim görevlimiz var. Bu öğretim görevlilerimiz, akademisyenlerimiz de maalesef öğrencilerimiz gibi özgür bir üniversite öğretimi dışında akademik çalışmalarını gerçekleştirmek için çabalıyorlar. Doktora öğretim üyeleri güvencesiz bir şekilde çalışmaya devam ediyorlar. Rektörlerin iki dudağı arasında, rektör sopası altında hayatta kalmaya çalışıyorlar. Yıldırma ve işsiz bırakma tehditlerine karşı akademik faaliyetlerini devam ettirmeye çalışıyorlar. Tanımazsınız, bilmezsiniz, bakmazsınız, Boğaziçi Üniversitesinde Profesör Doktor Tuna Tuğcu var. Burada aranızda akademisyen olanlar var. Kayyumunuz Tuna Tuğcu'ya yapmadığını bırakmadı, en sonunda Boğaziçi Üniversitesinden ilişiğini kesti. Sizin akademik özgürlükten anladığınız bu. Özlük ve mali haklar bakımından yıllar geçtikçe eksiye düşen bir akademik camiamız var; 157 bini devlet üniversitesinde, 190 bin öğretim üyesi. Altın hesabını sevmediğiniz için başka bir hesapla söyleyeyim: Siz bu ülkeye iktidar olmadan önce yani sizin düzeniniz başlamadan önce bir profesör 1.784 lira alıyordu, "1.784 liracık" Genel Başkanınızın söylediği gibi söylersem, bugün 153 bin lira kazanıyor. O 1.784 lira ortalama kişi başına düşen gelirin 3,6 katıydı, bugün 2 katı yani siz iktidar olmasaydınız bugün akademisyenler muhtemelen 300 bin liraya yakın maaş alıyorlardı, hiçbir iyileştirme olmasa. Bu da sizin başarınız, övünebilirsiniz.

Kısacası, yükseköğretim sisteminde birçok sorunumuz var. Akademik özgürlüğün, liyakatin, adaletin, eşitliğin, maddi yetersizliğin ve imkân kısıtlılığının içerisinde keyfî atama ve uygulamalarla, baskı ve tehdit altında özgür bir akademi ve araştırma ortamı olmaz, olamıyor da zaten. Gençlerimizin mutluluğu, refahı, alacakları iyi bir eğitim ve gelecekleri, ülkemizin öncelikleri arasında olmalıdır. Akademisyenlerimizin mali ve özlük haklarının iyileştirilerek özgür bir araştırma alanı içerisinde bilim üretmeleri ve öğrenci yetiştirmeleri ülkemizin öncelikleri arasında olmalıdır. Üniversitelerin, tek adam rejimi ve "Yaptım oldu." anlayışıyla değil, adaletle, eşitlik ve özgürlükle yönetilmesi ülkemizin öncelikleri arasında olmalıdır. Yeni Partimizin yükseköğretim vizyonu da budur. Ülkemizin ihtiyacı olan demokratik, dinamik, yenilikçi, dünyaya açık bir yükseköğretim sistemidir; nitelikli, özerk, demokratik, yaşanabilir ve topluma katkı sunan üniversitelerdir; akademik özgürlük, akademik etik ve liyakattir; öğrenci refahı, katılımı ve başarısını sağlamaktır. Peki, ne yapmalıyız? Yükseköğretim sistemimizi planlamamız gerekiyor, yeni bir eğitim yaklaşımı ve modeli oluşturmak durumundayız, böyle torba yasalarla falan değil. Lisans, yüksek lisans, doktora programlarının yeterliliklerini yeniden tasarlamalıyız. Fakülte, bölüm, ana bilim dalları, enstitü araştırma merkezlerini yeniden planlamalıyız. Yapay zekâ, dijital platformlar, açık on-line öğretim, önceki öğrenmelerin tanınması, mikro yeterlilikler gibi esnek öğrenme modellerinin, gelişmelerin eğitim süreçlerine entegrasyonunu sağlamalıyız. Eğitim öğretim ve araştırma misyonlarının, kalite güvencesi ve akreditasyon süreçlerinin yeniden yapılandırmasını sağlamalıyız. Peki, bu kanun teklifi bu ihtiyaçları karşılıyor mu? Bu kanun teklifi bir kere Anayasa’nın 10, 11, 13, 20, 35, 38, 42, 70, 130'uncu maddelerine aykırı; Anayasa Mahkemesi kararı çıktığında bakar, görürsünüz. Teklifin Anayasa'ya aykırılığı sadece bu maddelerle sınırlı değil, yasama tekniği ve hazırlanış biçimiyle de kendisini gösteriyor. 27 madde çorba gibi, 3 ile 16 aynı, 4 ile 11 benzer, 5 ile 15 benzer. 1, 8, 9, 14, 18 sağlıkla ilgili, yahu, neden arka arkaya koymadınız kardeşim? Sağlıkla ilgili, arka arkaya koysaydınız, birlikte baksaydık. Yahu, Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesi... Ki "Kahramanmaraş" isminden ne istediğinizi bilmiyorum, bu üniversitenin adından Kahramanmaraş'ı neden çıkarmak istediğinizi bilmiyorum. 17, 19, 21, 22, 24; onların arasına bile madde sokuşturmuşsunuz. Çünkü amaç gerçekleri saklamak, karmaşa yaratmak.

Teklifin adı her ne kadar güzel bir ifade taşısa da parçalı düzenlemeler içeriyor. Öyle bütünleşik bir teklif falan değil. Bu da sizin umurunuzda değil ama bizim açımızdan önemli yasama tartışmasını ve denetimini ortadan kaldırıyor; bu, sizin çok sevdiğiniz torba kanun mantığının bir başka örneği. Her şeyi torba kanunla yapmak istiyorsunuz. Bu yaklaşım yükseköğretim alanının ana yapısal sorunlarını çözmekten uzak. Yükseköğretimin ülkemiz için bir beka sorunu olduğunu söylemiştim. Günübirlik siyasi ihtiyaçlara, idarenin vesayet arzularına ve kurumsal imtiyaz dağıtma gayretine dayanan değişiklikler sorunu çözmediği gibi eşitsizlikleri derinleştiren, liyakati arka plana iten; bilimsel, akademik, mali ve kurumsal özerkliği hiçe sayan yöntemlerle kısa, orta ve uzun vadede daha karmaşık hâle getirir.

Teklifte birbirinden farklı onlarca konuda maddeler var. Oysa ihtiyacımız demokratik, özgürlükçü ve bütüncül bir yükseköğretim reformu ve bunu yaparken sistematik ve katılımcı bir yaklaşımla, paylaşımcı bir yaklaşımla hareket etmek durumundayız.

Üniversitelerin asıl özneleri olan akademisyenler, öğrenciler, idari personel, eğitim sendikaları ve bağımsız bilim çevreleri hazırlık sürecinin tamamen dışında tutulmuş durumda. Bu ülkenin akademisyenlerine "Sen bize yön ver, bilim üret, teknoloji üret, akıl üret, fikir üret." diyorsunuz, kendilerinin nasıl yönetileceği konusunda bile bir tek gün görüşlerini almıyorsunuz. Teklifte akademisyenlerin durumunu iyileştirmek için hiçbir şey yok, bu 190 bin kişi sizin umurunuzda değil. Ya, bir kanun teklifi getirmişsiniz, bari bunu değerlendirin. Şimdi, bir önerge verdik, her düzeydeki akademisyenlerin maaşlarına -sizin yirmi dört yılda onlardan çaldıklarınızdan- 45 bin lira zam yapılması için; muhtemelen reddedeceksiniz çünkü umurunuzda değil ama biz bu önergeyi veriyor olacağız.

Teklifte yer alan ve Yeni Parti olarak bizim de desteklediğimiz öğrenci affı düzenlemesi gençlerimizin önemli bir beklentisi çünkü sizin yarattığınız yoksulluk, eşitsizlik, adaletsizlik içinde yaşayan öğrencilerimizin eğitimlerine devam etmeleri çok önemli; her birine ayrı ayrı hayırlı olsun diyoruz. Komisyonda konuştuk, umuyorum bu konuda bir adım atarsınız; TUS, YDUS ve DUS kazanarak eğitimini yarıda bırakmış olanların da bu haktan yararlandırılması gerekir. Benzer bir şekilde, hâlen öğrenimine devam eden, ilişiğini kesmemiş öğrencilerin bu kanun teklifinden yararlanmaları için kanun teklifi açık hüküm gerekir; bunların, bu kanun teklifi çıkmadan önce düzenlenmesini bekliyoruz. Ancak unutulmamalıdır ki bu aflar iktidarın yükseköğretimde yarattığı enkaza dönemsel bir pansuman yaratma çabasıdır. Gençlerin okulu terk etmelerinin asıl nedeni akademik yetersizlik değil, derin ekonomik kriz, fahiş kiralar ve barınma sorunudur. Yapısal sorunlar çözülmeden çıkarılan af maalesef kalıcı bir sonuç üretmeyecektir.

"Yurt dışında yerleşke açmak." gibi öneriler var, bunu da Cumhurbaşkanı kararına bırakıyorsunuz. Yaş haddinden görev yapacak öğretim üyeleri var, bunu da mesleklerine göre ayrıştırıyorsunuz; bunların düzeltilmesi gerekir. Teklifin en vahim ve akademik özerkliğin tasfiyesini hedefleyen düzenlemenin çıkarılacağına dair bazı bilgilerimiz var, umuyorum bu maddede ısrar etmezsiniz çünkü bu açıkça fişlemedir, Türkiye'de akademik sistemin bekası için büyük bir problemdir, Anayasa Mahkemesinin kararlarına aykırı bir yoldur. Bu teklifte olmayanlardan biri 1982 Anayasası'yla gelen o gün 27 üniversite, bugün 208, 79'u vakıf üniversitesi ve maalesef bu 79 vakıf üniversitesi için tek bir kanun çıkmamıştır; Yükseköğretim Kanunu'ndaki yamalarla yönetiyorsunuz. Vakıf üniversiteleri için özel bir kanun ihtiyacı çok açık bir şekilde ortadadır.

Burada yine, önemli bir madde, Tıp Fakültesiyle ilgili. Tıp Fakültesi bulunduğu hâlde 200 yataklı hastaneyi kurmayan vakıf üniversitelerinin bir kısmına 30 ay daha ek süre tanıyorsunuz. Aslında bu madde tamamen eski Bakanımızın, kıymetli Bakanınızın üniversitesine yönelik bir madde. Tıpkı Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının gar yerleşkesini verdiğiniz gibi, yasayla korunan Atatürk Orman Çiftliği arazilerini verdiğiniz gibi şimdi de ek süre veriyorsunuz. Asıl mesele, Tıp Fakültesi açacak üniversitelerin daha bunu açmadan önce hastane sahibi olmasını akıl etmeyi başaramamış olmanızdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (Devamla) - Tamamlıyorum Başkanım.

Şimdi, oyunu değiştiriyorsunuz, üniversitelere "Böyle olmayacak bundan sonra." diyorsunuz ve sadece yine kendi yakınlarınıza hizmet edecek, diğer üniversitelere hizmet etmeyecek bir iş yapıyorsunuz. Peki, ben buradan YÖK Başkanına soruyorum: Hangi kanuna dayanarak 2025 yılından itibaren üniversitesi olmayan bu vakıf üniversitelerin öğrenci almasına devamına karar verdin? Buna cevap yok. Bu kanun teklifinde vakıf üniversitelerinde çalışan on binlerce akademisyenin güvencesiz çalışma koşulları, fahiş enflasyon karşısında ezilen ücretleri ve sendikal haklarının engellenmesi gibi en yıkıcı sorunlara yönelik hiçbir düzenleme bulunmamaktadır. Uluslararasılaşmayı son derece yanlış anlamaktadır. Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, bu yasa teklifi maalesef üniversitelerimizin beklediği bir bilimsel yükseköğretim reformunu sunmamaktadır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti ve CHP sıralarından alkışlar)